Modern çağın insanı; zeki, yetenekli, donanımlı, öngörülü ve her açıdan sayısız imkâna sahip kuşkusuz.
Yerleri deliyor, göklere çıkıyor- yerin altında yollar inşa ediyor, uzaya mekikler fırlatıyor.
Şurası muhakkak ki, tarih boyunca insanlık teknik, mekanik, matematik, fizik, kimya, endüstri, sanayi vb. alanlarda hiç bu kadar zirveye çıkmamıştı. Bu duruma mukabil; madden zirveye çıkan insan, tam tersine manevi açıdan da bir o kadar aşağılarda geziniyor.
Ulvilikten süfliliğe doğru evrilme hali, haz ve hıza endekslenen benzersiz bir performansla, devam edip gidiyor.
Modern insan; nur ile balçık arasında şaşkınlık içinde bocalıyor durmadan.
Zira modern çağın insanının kendine olan hayranlığı ve dozu kaçan aldatıcı güveni arttıkça , Rabbine karşı olan bağı, tevekkülü, şükrü ve tefekkürü de aynı hızla azalıyor gün be gün..
Neticede; modern çağın insanı Rabbine karşı olabildiğince de müstağni ve gafil...
Yeryüzündeki iktidarı, gücü, maddi imkânları arttıkça ucb, gurur ve riyanın, nefsani şeytan üçgeninde kendini-kulluk bilincini, özündeki ulvi cevheri kaybediyor hızla...
Ancak dünyayı kıskacına alan pandemiler ve son zamanlarda artan yangınlar, seller, kasırgalar, depremler modern çağın insanına ne kadar zayıf, ne kadar aciz, ne kadar güçsüz olduğunu haykırdı adeta!
Çünkü insanoğlunun çok güvendiği ilim, bilim, teknoloji, mimari, mühendislik ve tüm alanlar bu musibetler karşısında aciz kaldı, kalıyor..
Oysa her şey yolundayken, bir ol emriyle yeryüzünü sularla kaplayan, devasa yangınlara bir çırpıda yol veren, dilerse arzı sallayan, rüzgârlarıyla dünyayı yaprak gibi titreten her şeyin tek sahibi ve hakimi-kudret ve azamet sahibi Allah nasıl da nankörce unutuluyor...
Hatırlayana, boyun eğip tövbe edene ne mutlu!
Ancak bunca ibrete rağmen hâlâ Rabbini hatırlamayana, kulluk akdini yenilemeyene, abdiyet vasfını gözden geçirmeyene, gafleti içinde bocalamayı tercih edene ise yazıklar olsun!
Aslında yaşanan tüm bu afet ve musibetleri, sadece küresel ısınma, kaynakların bilinçsizce tüketimi vb. hususlara bağlayanlar da oldu. Ancak salt bu şekilde değerlendirecek olursak, hakkaniyetten uzak yargılara varmamız kaçınılmaz olacaktır. Elbette bu hususlar konusunda yanlışlar/hatalar vardır ve her biri titizlikle değerlendirilecek ve önlemler alınacak hususlardır fakat, tüm bu felaketlerin metafizik boyutunu da görmek zorundayız.
Tarih boyunca insanoğlu, Rabbine karşı asileştiğinde, şirk ve zulüm arttığında, ahlaksızlık ve fahşa yeryüzüne yayıldığında, hak ve adalet dumura uğradığında daima böylesi felaketler kuşatmıştır insanlığı.
Bu nedenle tarihte kavimleri helâke götüren sebepleri, helâk olma serüvenlerini muhakkak incelemek, anlamak , tefekkür etmek ve bu minvalde Rahman' a sığınmanın, sahili selamete çıkmanın yollarını bulmak tek çıkar ve doğru yoldur.
Zaten İlahi vahiy de bizi daima bu hakikate çağırmıyor mu?
اَوَلَمْ يَسيرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذينَ مِنْ قَبْلِهِمْ كَانُٓوا اَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَاَثَارُوا الْاَرْضَ وَعَمَرُوهَٓا اَكْثَرَ مِمَّا عَمَرُوهَا وَجَٓاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلٰكِنْ كَانُٓوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
Yeryüzünde gezip de kendilerinden öncekilerin sonu ne olmuş görmezler mi? Onlar kendilerinden çok daha kudretliydiler; toprağı iyice işlemişler, yeryüzünü bunların imar ettiğinden daha fazla imar etmişlerdi. Onlara da peygamberleri nice açık kanıtlar getirmişti. Şu halde Allah onlara asla zulmetmiş değildir, asıl onlar kendilerine zulmetmişlerdir.
(Rum,9)
Evet, belli azgınlıkları nedeniyle Rabbimizin takdir buyurduğu musibetlerle helâk olan kavimleri helâke sürükleyen sebepleri, süreçleri ve sonuçları değerlendirmek, dersler çıkarmak Alemlerin Rabbinin işaret buyurduğu bir selamet kapısıdır.
Bu selamet kapısından girip El-Kitap’ta bahsi geçen, helâk olan kavimlerden bazılarını ve helâk olma sebeplerini, Hud süresinden bazı ayetler yardımıyla zikrederek yazımıza devam edelim...
HZ.NUH (A.S) KAVMİ
*Şirk, küfür, kibir-alt sınıf, üst sınıf farkı, haşri ve neşri inkâr, edebsizlik, iffetsizlik, hayasızlık, dünya lezzetlerine aşırı düşkünlük, şükürsüzlük.
inzar
- "Allah'tan başkasına ibadet ve kulluk etmeyin. Doğrusu ben sizin adınıza elem dolu bir günün azabından korkuyorum."
- Kavminin inkâr eden ileri gelenleri, "Biz, senin ancak bizim gibi bir insan olduğunu görüyoruz. İlk bakışta sana uyanların da ancak en aşağılıklarımızdan ibaret olduğunu görüyoruz. Sizin bize karşı herhangi bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Aksine sizin yalancı kimseler olduğunuzu sanıyoruz" dediler.
- Dediler ki: "Ey Nûh! Bizimle tartıştın ve tartışmayı uzattın. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi kendisiyle bizi tehdit ettiğin azabı getir."
- Nûh dedi ki: "Onu size, dilerse ancak Allah getirir ve siz (Allah'ı) âciz bırakamazsınız."
- Dediler ki: "Ey Hûd! Sen bize açık bir mucize getirmedin. Biz de senin sözünle ilahlarımızı bırakacak değiliz. Biz sana iman edecek de değiliz."
- İşte Âd kavmi! Rablerinin âyetlerini inkâr ettiler. Onun peygamberlerine karşı geldiler ve inatçı her zorbanın emrine uydular!
- Onlar, hem bu dünyada, hem de kıyamet gününde lanete uğratıldılar. Biliniz ki Âd kavmi, Rablerini inkâr etti. (Yine) biliniz ki Hûd'un kavmi Âd Allah'ın rahmetinden uzaklaştı.
- Elçilerimiz( erkek suretinde melekler) Lût'a gelince onların yüzünden üzüldü, göğsü daraldı ve "Bu çok zor bir gün" dedi.
- Kavmi, ona doğru koşa koşa geldiler. Zaten onlar önceden de bu tür çirkin işleri yapıyorlardı. Lût dedi ki: "Ey Kavmim! İşte kızlarım. Onlar sizin için daha temizdir. Allah'a karşı gelmekten sakının ve konuklarıma karşı beni rezil etmeyin. İçinizde hiç aklı başında bir adam yok mu?"
- Onlar, "İyi biliyorsun ki kızlarında bizim gözümüz yok. Sen bizim ne istediğimizi çok iyi biliyorsun" dediler.
- (Lût da:) "Keşke size karşı (koyacak) bir gücüm olsaydı, ya da sağlam bir desteğe dayanabilseydim" dedi.
- Konukları şöyle dedi: "Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla ulaşamayacaklar. Geceleyin bir vakitte aileni al götür. İçinizden kimse ardına bakmasın. Ancak karın müstesna. (Onu bırak.) Çünkü onların (kavminin) başına gelecek olan azap, onun başına da gelecektir. Onların azabla buluşma zamanı sabahtır. Sabah yakın değil midir?!"
- ŞUAYB (A.S) KAVMİ
- Medyen halkına da kardeşleri Şu'ayb'ı peygamber gönderdik. O şöyle dedi: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin ondan başka hiçbir ilahınız yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın. Ben sizi bolluk içinde görüyorum. Ben sizin adınıza kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum."
- "Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. İnsanların eşyalarını (mallarını ve haklarını) eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın."
- "Eğer inanan kimselerseniz Allah'ın bıraktığı helâl kazanç sizin için daha hayırlıdır. Ben sizin başınızda bir bekçi değilim."
- Dediler ki: "Ey Şu'ayb! Babalarımızın taptığını, yahut mallarımız hakkında dilediğimizi yapmayı terk etmemizi sana namazın mı emrediyor. Oysa sen gerçekten yumuşak huylu ve aklı başında bir adamsın."
- Dediler ki: "Ey Şu'ayb! Dediklerinin çoğunu anlamıyoruz. Hem biz seni aramızda zayıf görüyoruz. Eğer kabilen olmasaydı seni taşa tutardık. Zaten sen bizce itibarlı biri değilsin."
- (Azap) emrimiz gelince, Şu'ayb'ı ve onunla birlikte iman edenleri, katımızdan bir rahmetle kurtardık. Zulmedenleri ise o korkunç (uğultulu) ses yakaladı da yurtlarında dizüstü çökekaldılar.
- Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Biliniz ki Semûd kavmi Allah'ın rahmetinden uzaklaştığı gibi Medyen halkı da uzaklaştı.
- (Ey Muhammed!) Bunlar o memleketlerin haberlerinden bazılarıdır. Onları sana anlatıyoruz. Onlardan ayakta duranlar da var, yıkılıp gidenler de.
- Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar kendilerine zulmettiler. Rabbinin azap emri gelince Allah'ı bırakıp da taptıkları ilahları kendilerine hiçbir fayda sağlamadı. İlahları onların sadece ziyanlarını artırdı.
- Zulme sapmış memleketlerin halkını yakaladığında, Rabbinin yakalaması işte böyledir! Şüphesiz onun yakalaması can yakıcı ve şiddetlidir.
inzar