Bismillahirrahmanirrahim
“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Resule itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine (de itaat edin). Eğer bir şey hakkında anlaşmazlığa düşerseniz, -şayet Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız- onu Allah’a ve Resule götürün. Bu daha hayırlı ve neticesi itibarıyla da daha güzeldir.” (Nisa suresi: 59)
İslam dini, fertlerle ilgili gerekli düzenlemeleri yaptığı gibi toplumların hayatları ve nizamlarıyla ilgili gerekli düzenlemeleri de yapmıştır. Hiçbir insana kendi başına yaşama ve hayatıyla ilgili mutlak tasarrufta bulunma hak ve salahiyeti verilmemiştir. Her insanın, Allah (Celle Celaluhu)’ın indirmiş olduğu kanun ve kurallara uyma zorunluluğu vardır.
Kuşkusuz bu ilahi ahkâmın ilk uygulayıcıları, Peygamberler olagelmişlerdir. Peygamberlerin yaşamış oldukları dönemlerde yaşayan Müslümanlar, onların hayatlarını örnek alarak dinlerini yaşamaya çalışmışlardır. Peygamberlerin vefatından sonra ise Müslümanlar, peygamberlerinin sünnetine ittiba ederek istikametlerini muhafaza etmeye çalışmışlardır.
Allah’a (Celle Celaluhu) itaat; kuşkusuz O’nun kitabındaki emir ve yasaklara uymaktan ibarettir. Peygambere itaat ise; Onun sünnet-i seniyesini yaşamaktır. Allah (Celle Celaluhu)’ın kitabını ve Resulünün sünnetini öğrenip hakkıyla yaşamayan birinin, “Allah ve Resulüne itaat”ten dem vurması beyhude bir uğraştır. Çünkü söz konusu şahsın hayatı, sarf ettiği sözle çeliştiği için pek inandırıcılığı olmaz. Önemli olan, bu sözün içinin doldurulmasıdır. Müslümanlar olarak “Allah ve Resulüne itaat” sözünün içini doldurmalıyız. Bu anlamda insanlarımızı Allah (Celle Celaluhu) ve Resulüne (Sallallahu Aleyhi Vesellem) itaatten alıkoyan sebeplerden arındırma çabası içerisine girmeliyiz. İslam’ı kendilerine dert edinmiş ve hayatlarını İslam davasına hasretmiş olan küçük büyük, erkek kadın tüm Müslümanlar bu konuda bilinçlendirilmelidir.
Allah’ın kitabının canlı şahitleri, kuşkusuz peygamberlerdir. Resulullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem)’ın hayatını gözeten Ashab, Onun hayatında Kur’an’ın bütün inceliklerini rahatlıkla okuyabilirdi. Zira O, Kur’an’ın canlı bir örneği idi. Hz. Aişe validemize Resulullah’ın (Sallallahu Aleyhi Vesellem) ahlakı sorulduğunda; “Onun ahlakı Kur’an’dı” (Ebû Dâvûd, Tatavvu’, 26) buyurmuştur. Onun için Rabbimiz: “Kim Resule itaat ederse muhakkak Allah’a itaat etmiş olur…” (Nisa Suresi: 80) buyurmuştur. Zira Resulullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem)’ın bütün hayatı, Kur’an’ı yansıtmaktaydı. Onun hayatında Kur’an’a münafi bir tek kare yoktu. Haliyle Ona itaat, Kur’an’a itaat anlamına geliyordu.
Resulullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem)’dan sonra başka bir peygamberin gelmeyeceği, Kur’an’ın açık beyanıyla sabittir. Hal böyle olunca, Resulullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem)’ın, Müslümanları yönetme sorumluluğunu üstlenecek idarecilerin var olma zorunluluğu ortaya çıkmıştır. O nedenle Resulullah’ın (Sallallahu Aleyhi Vesellem) vefatının hemen akabinde Müslüman idareciler öne çıkarılmış, Müslümanlar, bu idarecilerin etrafında toplanıp kenetlenmiş, Resulullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem)’a itaat ettikleri gibi idarecilerine de itaat etmişlerdir. Zira Resulullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem): “Kim Bana itaat ederse şüphesiz Allah’a itaat etmiş, kim de emirime itaat ederse kuşkusuz Bana itaat etmiş olur. Kim Bana karşı gelirse şüphesiz Allah’a karşı gelmiş, kim de emirime karşı gelirse kuşkusuz Bana karşı gelmiş olur” diye buyurmuştur. (Buhârî, Cihâd 109, Ahkâm 1; Müslim, İmâre 32, 33)
Hz. Ebu Bekir (radiyallahu anh) halife seçilince halka hitap etmiş ve tarihe geçecek şu ifadeyi kullanmıştır: “Sizin en hayırlınız olmadığım halde başınıza emir olarak tayin edildim. Allah (Celle Celaluhu)’ın kitabına ve Resulullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem)’ın sünnetine bağlı kaldığım müddetçe bana itaat eder, onlardan ayrıldığımda ise bana itaat etmezsiniz…” diye buyurmuştur. İtaat konusunun mahiyetini ve sınırını Resulullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) şu veciz sözüyle beyan etmiştir: “Hoşuna gitse de gitmese de Müslüman kimse için -masiyet emredilmedikçe- itaat vardır. Kim masiyetle emrolunursa onun için itaat yoktur” buyurmuştur. (Müslim, 3423; Nesei, 4135)
Müslümanlara önderlik yapan şahsiyetlerin Kur’an ve Sünnetle kendilerini sınırlandırmaları gerekir. Bu meşru olan sınır aşıldığında kendilerine itaat edilmez. İtaat, İslam’ın meşru sınırları dâhilinde olmalıdır. Müslüman önderler, İslam’ın sınırlarını muhafaza ettikleri sürece Müslümanlar, peygambere itaat ettikleri gibi onlara itaat etmekle de mükelleftirler.
Bir Müslüman öndere/rehbere bağlılığını bildiren Müslümanların rehberlerine itaat etmeleri, emirlerini yerine getirmeleri, yapılmamasını istediği şeylerden uzak durmaları, İslami bir sorumluluktur. “Es-sem’u ve’t-tae’tü/kulak verip itaat etmek” buyruğu, tam da bu iş içindir. İşine geldiğinde itaat, hoşuna gitmediğinde ise itaatsizlik, Müslüman bir şahsiyete asla yakışmaz.
Unutulmamalıdır ki bir rehber etrafında toplanıp bir araya gelmiş bulunan Müslümanlar, Allah’ın (Celle Celaluhu) ahkâmını yaşayıp yaşatmak için bir araya gelmişlerdir. Bu ilahi sorumluluğun yerine getirilmesi için de bu İslami mekanizmanın hakkıyla devreye sokulup işletilmesi lazımdır. Aksi takdirde Müslümanlar, İslami sorumluluklarını yerine getirmemiş olurlar.
Müslümanlara dikte edilen sistem ve sistemin beraberinde getirdiği gayri İslami ahlak ve anlayış, Müslümanların kendi öz değerlerinden koparılmalarına sebep olmuştur. Dünya sevgisi ve ameli zafiyet Müslüman bir halkı İslami sorumluluğunu unutur hale getirmiştir. Müslümanların bir yapı olmaları, bir çatı altında disipline olmaları, bir rehber etrafında bütünleşmeleri, güç ve kuvvetlerini birleştirmeleri vs. neredeyse unutulmuştu. Müslümanların, İslami sorumlulukları istikametinde yeniden bilinçlendirilmeleri, büyük bir sabır ve gayret gerektirmekteydi. Uzun süre Müslümanların başıboş kalmalarının beraberinde getirdiği durum da toplumun benliğinde ve anlayışında derin yaraların açılmasına sebebiyet vermişti. Müslümanlar olarak, unutulan bu sorumluluklarımızı yeniden toplumun gündemine getirerek toplumun hayat fonksiyonlarını yeniden canlandırma gayretinde olmalıyız.
İslami değerler, toplumda yeniden canlandırılmalı, Rabbimizin istikametimiz için koymuş olduğu işaretler ve kurallar, hayatımızda yeniden boy atmaya başlamalıdır. “Allah (Celle Celaluhu)’a Resul (Sallallahu Aleyhi Vesellem)’e ve emir sahiplerine itaat” Müslümanların pratiğinde görünmeye başlamalıdır. Müslümanların öncülüğünü yapacak olanlar, Müslümanların kendi öz evlatları ve İslam’ın bütün güzellikleriyle donanmış kişiliklerden olmasıyla ilgili bilinç, yeniden dimağları şekillendirmeye başlamalıdır. Öyle ki İslami hayat, bilinç ve anlayışı bir kenara bırakmış olanların, Müslümanlara önder olamayacakları gerçeğini anlamalıdırlar.
Rabbimize sonsuz hamd-u senalar olsun ki, Müslümanlar olarak, bizleri doğru istikamete yönlendirecek, selamet yurduna sevk edecek, dünya ve ahiret kurtuluşumuzun temini için gayret sarf edecek idarecilerimiz vardır. “Onlara itaatin Resulullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem)’a itaat, isyanın da Resulullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem)’a isyan olacağı” özellik ve evsafta yol göstericimiz vardır. Müslümanlar olarak bizlere düşen ise tıpkı bir bedenin uzuvları gibi idarecilerimizin etrafında kenetlenmemizdir. “Şüphesiz Allah, kurşunla kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak kendi yolunda savaşanları sever!” (Saf: 4)
Evet! Müslümanların, İslami cemaatlerinin rahmet ortamında idarecilerinin arkasında, kurşunla kenetlenmiş bir yapı gibi saf bağlamaları ve Allah yolunda bütün meşru yöntemlerle hizmet ederek Rablerinin rızasına doğru yürümeleri ve neticede Firdevs cennetinde Resullere komşu olmaları… Hayırda yarışanlar, bu istikamete doğru bir yarış içinde olmalıdırlar.
Allah'a (Celle Celaluhu) emanet olun.