İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Allah İçin Direnmek!

2013-11-22
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

İçerisinde bulunduğumuz Hicri Muharrem ayı dolayısıyla düzenlenmiş bir Aşura programında okunan şiirle dile getirildi bu sözler, birkaç gün evvel. Bağrı yanık bir şairin içli yakarışlarının bir temayülü olduğu aşikâr... Aynı içtenlikle âmin diyor ve esefleniyorum ben de! Hakikat süzgecinden takılmadan geçecek cinsten olduğu da şüphesiz… Ancak âcizane, bir başka can alıcı yönüyle ele almamak ne mümkün!
“Ya Resulallah! Biz Senden asırlar sonra geldik. Eğer o gün olsaydık Kerbela’da, Allah’a kasem olsun ki ashabının Seni koruduğu gibi korurduk Ehl-i Beytini! Ya da o uğurda verirdik canımızı. Bu sözümüzün bir ispatı olarak bugün biz Senin kapındayız. Taşıdığımız Ehl-i Beyt isimleri… Kimimiz Ali, kimimiz Fatıma… Kimimiz Hasan, kimimiz Huseyn! Ve iftiharla Senin ismini taşıyor çoğumuz. Allah, ruhumuzu Senin kapında ve Ehl-i Beytine layık olduğumuz bir anda alsın. Ali-yi Asgarla, Zeynülabidinle, her asırda Hüseyni çiçekler açarken… Ve her biri Senden bir koku taşırken çağlara… Allah bizi onlardan ayırmasın. Bizi Senden ve rızasından ayırmasın.”

Evet! İçerisinde bulunduğumuz Hicri Muharrem ayı dolayısıyla düzenlenmiş bir Aşura programında okunan şiirle dile getirildi bu sözler, birkaç gün evvel. Bağrı yanık bir şairin içli yakarışlarının bir temayülü olduğu aşikâr... Aynı içtenlikle âmin diyor ve esefleniyorum ben de! Hakikat süzgecinden takılmadan geçecek cinsten olduğu da şüphesiz… Ancak âcizane, bir başka can alıcı yönüyle ele almamak ne mümkün!

Hicretin 61. senesi… Gül Sultan ebediyete göçeli henüz 50 yıl olmuş. Şeytan ve aveneleri yine iş başında… Asli görevleri, tuğyanı icra telaşında… Bir yanda tüm teslimiyetiyle Peygamber torunu Hz. Hüseyn, öte yanda ‘halife’ Yezid bin Muaviye! Ve bir kıyam, Peygamber nefesiyle!

Hayret! Arş-ı âlâ titredi yankısından da Arap yarımadası tevhidi gönlünde duymadı mı? Mekke Nur’a doymadı mı? Cehalet pınarı daha kurumadı mı? Hak, sinelerde maldan, candan ve makamdan daha sevimli olmadı mı?

Heyhat! Heyhat!

Yer ve gök sahi ağlar mı bir hale? Ya ağlamaz mı bu hale?

Elçiler gönderilmekte Peygamber torunu tarafından… Kimi Basra’ya kimiyse Kufe’ye…

Mesaj aşikâr: Allah’ın dinini yine ve yalnız O(CC)’na has kılmak. Rahman’ın buyruğunu katıksız uygulamak… Müslüman görünse de ve hilafet makamına oturmuş olsa da bir azgın idareciye ve reva gördüğü zulme başkaldırmak… Yeniden diriltmek hakkı… Didinmek, direnmek adına… Allah’a ve Resulüne verilen söze sadık kalmak uğruna, zorla alınan biati bozmak ve üzerinde Allah’ın elinin bulunduğu bir ele yeniden sımsıkı tutunmak…

Mektuplar yazılmakta… Allah’ın adıyla başlayıp son nebiye selam ile biten! Amaç aşikâr: Müslüman(!) bir topluluğu imana çağırmak… ‘Ey iman edenler! İman edin…’ buyruğunca… Yoldan çıkmış, Müslümanlığı dilinden ibaret olan bir idareciye boğun eğmekte olan halkı kıyama davet etmek… Kıyam etmek, kıyama ak alınla durmak uğruna…

Ah Hüseyn! Asla yalnız değildin. Senden evvel de aldılar ya mazlumun ahını, ihlal ettiler ya Yaratanın sınırlarını! Azgınlık, sapıklık ve cehaletin hâkimiyetini esasen esaretini; izzetli yaşam ve şanlı direnişe tercih ettiler ya çoğunlukla! O gün olduğu gibi…

Yüzünü gözünü öpüp Seni dizlerine oturtan ve tüm çağlara hitaben, ‘Hüseyn bendendir ben de ondanım. Hüseyn’i seven beni sevmiş olur. Onu üzen de beni üzmüş olur!’ buyuran sevgili Deden, atası İbrahim (AS) ve daha nice Allah erleri de zulmün türlü hallerine uğramadılar mı? Bizler bilmekteyiz ki bu, Sünnetullahtır. Şanı yüce Allah türlü belalarla sınamaktadır kullarını. Ta ki kimin samimiyetle iman ettiği ve kimin de yüreğiyle dilinin tam bir tezat oluşturduğu tüm çağlara malum ola!

Hicretin henüz 61. senesi… Muharrem ayının 10. gecesi…

Bir şahit doğmakta zamanın bağrından! Hüzünlü… Başı dik ama… Kutlu! Tevhid çağrısının muhataplığında 72 nadide beden eklenmekte şahitler kervanına!

Bir şehid kazanmakta gökler! Bir temiz can uçurmakta ruhunu sahibinden yana! Babası gibi şerefli… Ağabeyi gibi yiğit… Ve tıpkı Dedesi gibi ancak ve ancak haktan yana!

Ah Hüseyn can! Asla yalnız değilsin. Öyle çok benzemekte ki ahvalin şu hallerimize ve öyle çok ki emsalin! Kıyamete değin yalnız kalmayacaksın!

Bizler şahidiz ki Sen, Allah’a verdiği söze sadık kalanlardan oldun! Biatını yerine getirdin. Buna gökteki melekler ve İslam’ın nadide çiçeği sevgili kız kardeşin Zeyneb’in feryadıyla tüm dünya da şahittir!

Sevgin yüreklerimizin en derininde… Yasın her dem taze gönüllerde… Ne var ki ya Hüseyn! İsmi ismine eş, uğraşı direnişine denk yiğitler halen hedef tahtasında tuğyanın! Ve halen tüm insanlığın gözleri önünde katledilmekte kutlu yolunun aziz takipçileri! O gün olduğu gibi sessiz ümmet-i İslam(!). 14 asır öncesindeki gibi duyarsız cemaat-ı Kur’an(!). Şehadetindeki gibi korkak, umarsız ehl-i kitabın çoğunluğu!

İsmin anılınca yaşaran gözler, şehadet kanına değince ansızın ve takılınca binler masum cesede çevrilmekte başka mecralara! Kıyamından yana sözler vaki olunca kabaran göğüsler,

‘Haydi, Hüseyni kıyama!’
‘Haydi dirilişe!’
‘Haydi, Zeynebi feryada!’… diye haykırılınca sindirmekte içine bir tarihi zilleti!

Şehadetin dillere destan edilince coşan gönüller, yolunun samimi takipçileri ve yılmaz neferleri; asırlar evvelki o nurlu hareketini kat’i bir surette gerekliliğiyle yeniden bir daha başlatınca durulmakta cılız bir kıpırdanışla! Öyle ki şairin Allah’a yemin ettiği gibi yeminler dökülmüyor dillerimizden. Zira alenen görmekteyiz ki değişen sadece zaman ve mekân… İsimler bile aynı oysa… Hüseyn’ler susuz bırakılıp Zeyneb’ler feryad-u figan etmekte halen! Ve ümmet-i İslam sessiz kalmakta!

Son Nebi Hz. Muhammed Mustafa(SAV)’nın ismini taşıyor olmanın iftiharıyla şu an yeryüzünün türlü yerlerinde Yezidlere, Firavunlara, Ebu Cehillere başkaldırıp Allah için kıyam edenlerin varlığının iftiharının bir arada yaşanmadığı koca ve korkunç bir gerçek!

Ne demeli bilmem ki! ‘Allah bizi Onlardan ayırmasın!’ diye yakarıp dururken takipçilerinden uzaklaşmanın, onlarla bir anılmamak için didinmenin bir mantıklı yahut insaflı izahı var mıdır? O uğurda can verebilmek için dilimize ‘keşke’ler dolayıp inlerken gözlerimizin önünde Müslüman idareci(!) ve toplumun ileri gelenlerinin(!) aldığı dahası dayatmaya çalıştığı kararları hiçe sayıp hak adına ayaklananları türlü ithamlar, işkenceler ve tacizlere muhatap oluyorlarken yalnız bırakmanın, destek olmak bir yana köstek olmanın geçerli bir nedeni olabilir mi?

“Mü’minlerden öyle erler vardır ki Allah ile yaptıkları ahde sadakat gösterdiler. Böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirdi (şehid olup sözünü yerine getirdi) kimi beklemektedir. Onlar hiçbir değiştirme ile (sözlerini) değiştirmediler.” (Ahzab: 23)

Ey Rabbimiz! Cem’i Peygamberlerin içerisinde lütuf ve ikrama gark olduğu, kulun ve resulün Muhammed aleyhi selamın gülünün -asli diriliş uğruna- soldurulduğu bu mübarek ayın hürmetine Sen’den bağışlanma diliyoruz.

Zulme başkaldırma erdemini, küfrün boynunu vurma soyluluğunu, katında reddedilmeyen tevbeyi, bedenlerimizi nefs tufanından koruyacak gemiyi, ruhlarımızın hapsolduğu karanlık kuyudan bizleri azad edecek emîri, kutlu direnişi ve adağımızı gerçekleştirme bahtiyarlığını bize nasip et! Âmin.

Nur Kılıç / Nisanur Dergisi - Kasım 2013 (110. Sayı)
 

 


Nur Kılıç

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS