İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
    • 261.SAYI
    • 262.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Akrabalık ve Komşuluğun İhyası

2013-08-09
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

İslami bir hayat inşa etmek, küresel sistemin imkânları içinde İslami bir hayat kurmaya çalışmak değildir; küresel sistemin ve onun yerel uzantılarının dayatmalarını reddederek İslami bir hayat kurmaktır.
Rabbimiz, davetçilerin önderi Hz. Muhammed Mustafa(SAV)’ya, “Önce en yakın akrabalarını uyar!” diye emretti. İslam daveti, Hz. Resulullah(SAV)’ın evinden Mekke’ye, Mekke’den çevreye doğru merkezi bir alan içinde yol aldı.

Her ne kadar yaktıkları ateş, kendilerini de kısmen yaktıysa da bugünkü küresel sistem, Yahudileri toplum olarak ayakta tutmaya, onlar dışındaki bütün toplumları ferdiyetçileştirip dağıtmaya dayanıyor.

Bu sistemin Yahudiler açısından birimi Yahudi ırkı iken diğer toplumlar açısından en küçük birimi aile değil, ferttir.

Dünyanın küresel şirketlerini yöneten Yahudiler bile kendi içinde “akrabalık” ve “komşuluk” bağlarını korurken dünyanın gerisi için “akrabalık” kavramı yok oldu, “komşuluk” tarihe karışıyor.

Dünyayı küresel güçlere kolay yönettirmeye dayalı bu sistem, akrabalık ve komşuluk konusunu sadece yasal bir konu olarak görüyor. Akraba ve komşular arasında ahlaki bir sistem inşa etmiyor.

Küresel sistem ahlaksızdır; bütün ilişkileri yasal düzeye indirgiyor; kimsenin üzerine akrabaya, komşuya karşı ahlaki bir sorumluluk yüklemiyor. İnsanlığa bir “soysuzlaşma” yaşatılıyor; kimse kendi akrabasını “miras hukuku” ötesinde görmüyor.

Küreselleşmenin metropollerinde ahlaki anlamda “komşu” diye biri yok artık. Aynı apartmanda, aynı sitede oturan ve fiziki birliktelikten kaynaklanan problemlerini resmi bildirimli “apartman toplantısı”, “site kongresi” ile çözen, onun dışında birbirine bakıp da birbirini görmeyen, sesleri birbirine gelip de birbirlerini duymayan, birbirinin derdiyle dertlenmeyen, sevinciyle sevinmeyen, apartmandan çıkan cenazeye ölü bir bedenin ortak mekânın dışına atılması gözüyle bakan fertler var.

Hepimizin tek bir bağı var: Sistem vatandaşlığı. Hepimiz, oradan yönetilen ve sadece oraya bakan birer ferdiz.

Küresel sistemde, fertler arası insani bağ (toplumsal ilişki), yasalara dökülen “fikri yönlendirme” yoluyla adeta yasaklanmış, herkes kendi sorununu doğrudan merkeze götürüyor. Kimse ondan önceki bir iletişimi, bir ilişkiyi tanımıyor; tanısa da ona bir değer yüklemiyor.

Toplumsal bağlarını yitiren fertler, “zabıtaya söylerim, polise haber veririm, mahkemeye giderim” diyerek problemlere yaklaşıyor; aynı fiziki mekânda bulunmanın sağlayabileceği insani yakınlaşmayı, konuşup anlaşmayı problem çözmede bir yol olarak görmek istemiyor.

Bu, başlangıçta “vatandaşlaştırma projesi” doğrultusunda teşvik edildi; oysa bugün devletleri bile küresel sistemin hegemonyasına teslim eden bir tehlike boyutuna vardı. İslami endişesi olmayan, hatta onlarca yıl İslam karşıtı projeler yürüten devletler bile bundan endişe duymaya başladılar. Buna karşı toplumsal bağları yeniden güçlendirecek arayışlar içine girdiler. Yakında bu yönde yasal düzenlemeler bile söz konusu olabilir.

Akrabalık ve Komşuluğu İhya; İslam Davetidir

İslami bir hayat inşa etmek, küresel sistemin imkânları içinde İslami bir hayat kurmaya çalışmak değildir; küresel sistemin ve onun yerel uzantılarının dayatmalarını reddederek İslami bir hayat kurmaktır.

Biz, Müslüman olarak, tevhid ehli olarak, küresel sistemin ve yerel uzantılarının “insanlığı ateşe veren” uygulamalarına yabancı değiliz.

Dört bin-beş bin yıl önceki tevhid dini, bugünkü tevhid dini ile aynı karakterde olduğu gibi bin dört yüz yıl önceki cahiliye ile bugünkü cahiliye de aynı karakterdedir. Bunu anlamak çok zor değil.

Hz. Cafer bin Ebi Talib(RA)’in, Necaşi huzurunda anlattıklarına kulak verelim. Orada duyduklarımız, bugünün de hali midir, değil midir elimizi İslam’la şekillenen vicdanımıza koyarak karar verelim. Buyurun!

“Ey Kral!”… Biz, bu hitabı “Sayın Kral!”, “Sayın Başkan!” diye anlayalım.

“Biz, cahiliye ehli bir kavimdik. Putlara tapardık. Leşleri yerdik. Fuhuşta bulunurduk. Akrabalık ilişkisini keserdik. Komşuya kötülük yapardık. Güçlümüz, zayıfımızın (hakkını) yerdi.

Allah, bize içimizden soyunu, doğruluğunu, güvenilirliğini, iffetliliğini bildiğimiz bir Elçi gönderinceye kadar bu hal üzerine idik.”

Mekke’deki sistemde “akrabalık ilişkisi” aşınmış; “akrabalık” kabilelere dayalı hukukta eksiksiz devam etse de insani bir ilişki olarak zarar görmüş, “akrabaya iyilik” neredeyse son bulmuş, ender kişilerin bir özelliği olarak kalmış; komşuluk da benzer bir problem yaşıyor; komşu, komşuya kötülük ediyor.

Sonra ne oluyor?

“O, bizi,

- Allah’ı ‘bir’ bilmeye ve yalnız O’na ibadet etmeye
- Bizim ve atalarımızın Allah’la birlikte taptığımız taştan heykellerden (putlardan) soyutlanmaya, büsbütün uzaklaşmaya çağırdı ve bize,
- Doğru sözlü olmayı
- Emaneti sahibine vermeyi
- Akrabaya iyilikte bulunmayı
- Komşuya karşı iyi olmayı
- Haksız yere kan dökmemeyi emretti
-
Ve bize

- Fuhşu
- Zor şahitliği
- Yetimin malını yemeyi
- Namuslu kadına iftira atmayı yasakladı.”

Hz. Cafer(RA)’in hitabına da yansıdığı üzere Hz. Resulullah(SAV)’ın özellikle ilk davetinde “akrabaya iyilik”, imandan hemen sonra yer bulan iyilikler arasında yer alıyor.

Hz. Resulullah (SAV), sadece ilişkisinin devam ettiği akrabaya davet etmekle yetinmiyor. Onun bu çerçevedeki daveti iki yönlüdür: 1- Akrabalığı inşa etmek (iyi ilişki ile ihya etmek, işlevsel hale getirmek) 2- İhya olan o akrabalıktan bir davet zemini olarak yararlanmak.

Hz. Resulullah (SAV), akrabalığı ihya ediyor ve davette ilahi emir gereği akrabaya öncelik veriyor. Bu, ince bir noktadır. Bir şeyin gerekliliği, onun araçlarını da gerekli kılar. Davette akrabayı öncelemek, akrabalığı ihyayı gerektiriyor. İşlevsel olmayan bir akrabalık, davet için bir zemin olmaz; davette öncelik tanımamaya da her zaman sebep olmaz. O zemini oluşturmak gerekir ki bu İslam davetinin bizzat içindedir, ona giden yol bile değil, davetin kendisidir. Akrabalığın ihyası, Emeviler döneminde canlandırılıp Abbasiler döneminde sürdürülen cahili akrabalığın reddi ve ilahi emirlere uygun bir akrabalığın geliştirilmesi, Allah ve Resulü’nün emridir.

Rabbimiz, akrabalık bağını kesmeyi inkârcıların özellikleri arasında sayıyor:

“Onlar, Allah’a kesin söz verdikten sonra sözlerinden dönerler, Allah’ın gözetilmesini emrettiği akraba ilişkilerini keserler ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarırlar. İşte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.” (Bakara 27)

Ve Rabbimiz buyuruyor.

“Bir zamanlar İsrailoğullarından “Allah’tan başkasına kulluk etmeyin, ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilik edin, insanlara güzel söz söyleyin, namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin!” diye kesin söz almıştık. Sonra siz, pek azınız hariç, yüz çevirerek sözünüzden dönüverdiniz.”(Bakara 83)

“Yüzlerinizi, doğuya ve batıya doğru çevirmeniz iyilik demek değildir. Asıl iyilik; Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman eden; malını sevmesine rağmen onu akrabaya, yetimlere, yoksullara, yolda kalmış olanlara, dilenenlere, köle ve esirlere veren; sözleştikleri zaman sözlerini yerine getiren, sıkıntıda, hastalıkta ve savaş zamanında sabredenlerin iyiliğidir. İşte doğru olanlar bunlardır ve bunlar kötü davranışlardan sakınanların kendileridir.” (Bakara: 177)

“Allah’a kulluk edin, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, düşkünlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yakınınızdaki arkadaşa, yolcuya ve elinizin altında bulunan kimselere iyilik edin. Şüphe yok ki Allah kendini beğenip övünenleri elbette sevmez.” (Nisa: 36)

“Allah, şüphesiz adaleti, iyilik yapmayı, akrabaya yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalığı ve haddi aşmayı ise yasaklar. O, tutasınız diye size öğüt verir.” (Nahl: 90)

(Bu ayet-i kerime her Cuma hutbesinde tavsiye hükmünde okunmaktadır.)

Hz. Resulullah (SAV) buyuruyor:

“Cebrail (AS), Bana komşu hakkında tavsiyede bulunmaya son vermedi, ta ki Ben onun mirasçı kılınacağını zannettim.” (Müttefikun aleyh)

“Ey Ebu Zer! Çorba pişirdiğin zaman suyunu artır ve komşunun hakkını gözet.” (Müslim)

“Vallahi iman etmez, vallahi iman etmez, vallahi iman etmez.” “Kim Ya Resulallah!” dendi. “Komşusu kendi şerrinden emin olmayan kişi” diye cevap verdi Hz. Resulullah (SAV). (Müttefikun aleyh)

“Kim Allah’a ve ahiret gününe iman ettiyse komşusuyla iyi geçinsin ve kim Allah’a ve ahiret gününe iman ettiyse misafirini iyi ağırlasın ve kim Allah’a ve ahiret gününe iman ettiyse hayırlı söz söylesin, ya da sussun.” (Müslim)

KÜRESEL SİSTEM TAĞUTTUR

Küresel sistem, toplum dağıtırken; İslam, toplumu kurmaya çalışıyor. Toplum, bir fiziki mekân içinde olur. İslam, fiziken yakın olanlara birbirlerine karşı ahlaki sorumluluklar yüklüyor. Aynı fiziki mekân içinde olanları, iyilik konusunda başkalarına önceliyor.

Hz. Aişe (R.Anha) annemizden rivayet edilmiştir:

“Ben, ‘Ey Allah’ın Resulü benim iki komşum var, hangisine hediye vereyim’ dedim. Hz. Resulullah (SAV) buyurdu: Kapısı sana yakın olana.”

İslam’a davet, “Akrabalık” “komşuluk” yok ki ona öncelik verelim demeyerek akrabalık ve komşuluğu ihya ederek küresel sistemin tahribatına, Allah’a ibadet şuuru içinde karşı çıkmaktadır.

“Yemin olsun ki biz her ümmete, ‘Allah’a kulluk edin ve tağuttan kaçının’ diyen peygamber gönderdik…” (Nahl: 36)

İslam’a davetin özü budur ve bugün en büyük tağut, küresel sistemdir. Sadece Allah’a kul olma niyetiyle küresel sisteme “La” demek; onun kulu kula kul edinerek insanlığı ateşe veren, insanlığı yakan uygulamalarını etkisizleştirmek İslam’a davetin ta kendisidir.

Akrabalığı ve komşuluğu Allah’a ibadet şuuru içinde ihya etmek, Allah’ın ve Resulünün yoluna çağrıdır.

Davetçilerin önderi Hz. Resulullah’a salât ve selam olsun! Bayramınız mübarek olsun!

Abdulkadir Turan / İnzar Dergisi – Ağustos 2013
 

 


Dr. Abdulkadir Turan

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS