İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

66 Yıldır Savaşın Sürdüğü Mukaddes Topraklarımız; Filistin - 1

2014-09-24
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Filistin, bilinen tarihe göre en az 5.000 yıldan bu yana bu isimle adlandırılan bir bölgedir. Tarihi kaynaklarda Bilad-ı Şam olarak zikredilen bölgenin güneybatı kesimini oluşturmaktadır. Bugünkü şekliyle ...
Filistin, bilinen tarihe göre en az 5.000 yıldan bu yana bu isimle adlandırılan bir bölgedir. Tarihi kaynaklarda Bilad-ı Şam olarak zikredilen bölgenin güneybatı kesimini oluşturmaktadır. Bugünkü şekliyle doğudan Ürdün Irmağı ve Lut Gölü, batıdan Akdeniz ve Sina Çölü, kuzeyden Lübnan, güneyden ise Kızıldeniz ile çevrili bölgedir. Tarihte Ürdün Irmağı`nın doğusunda kalan Doğu Yaka da Filistin`den sayılırdı. Yani Ürdün Irmağı`nın doğu ve batı yakalarından oluşan Ürdün bölgesinin tamamı Filistin`in bir parçasıydı. Uluslararası emperyalizmin özel planları ile kurdurulan İsrail işgal devletine 1947 BM kararlarıyla toprak verilmesi sebebiyle günümüzdeki resmi siyasi paylaştırmada Filistin`in önemli bir kısmı İsrail olarak gösterilmektedir. İsrail olarak gösterilen bölge Filistin`in 20.000 km2den fazla bir bölümünü oluşturmaktadır.

Bu bölge Filistin halkı arasında "1948 bölgesi" olarak adlandırılır. BM kararlarında "İsrail" olarak tanınan bölgenin dışında kalan Filistin toprakları Gazze, Batı Yaka ve Doğu Kudüs`ten oluşur. Doğu Kudüs, işgal güçlerinin aldığı tek taraflı kararlarla 1967`den sonra "İsrail" olarak gösterilen bölgeye ilhak edilmiş ancak bu ilhak kararı uluslararası kararlarda onaylanmamıştır. Ürdün Irmağı`nın batısında yer alması sebebiyle Batı Yaka (Batı Şeria) olarak adlandırılan bölgenin önemli bir bölümü, başka ülkelerden buraya getirilen Yahudi yerleşimciler için gasp edilmiştir. Filistin`in batısında, Akdeniz kıyısında bulunan Gazze` deki Yahudi yerleşim merkezleri ise 2005`teki çekilmede tahliye edilmiştir.

Dünden bugüne Filistin

Filistin oldukça uzun bir geçmişe ve köklü bir tarihe sahiptir. Tevhit mücadelesinde ise merkezi bir yer konumunda olmuştur. Bu yüzden Kur`an-ı Kerim`de isimleri geçen peygamberlerin büyük çoğunluğunun hayatında Filistin`in özel öneminin olduğunu, hayatlarının ya tümünü ya da bir bölümünü burada geçirdiklerini görürüz. Bundan dolayı vahiy silsilesinde ve tevhid mücadelesinde Filistin`in özel ve merkezi bir konumu olmuştur. Bu yüzden Peygamber Efendimiz de müminleri Mescid-i Aksa beldesiyle ilgilenmeye, oraya gidip mabedinin içinde namaz kılmaya teşvik etmiştir. Bu teşvikin daha sonra İslam devletinin hâkimiyet sınırlarını genişletme mücadelesinde etkisini gösterdiğini ve raşid halifelerin bu belde ile özel olarak ilgilendiklerini görürüz. Kudüs ve çevresinin fethi ise ikinci halife Hz. Ömer (r.a.) zamanında, 638 tarihinde gerçekleşmiştir. Ondan sonra 1099-1187 arasında Haçlı işgali, gerçekleşmiş, 1187`de Selahaddin Eyyübi bu toprakları yeniden İslam coğrafyasına kazandırmıştır. Yavuz Sultan Selim`in 1517`deki Mısır seferinden sonra ise dört asır Osmanlı idaresi devam etmiştir. Filistin, 1917-1948 arasında İngiliz işgalinde kalmış; 1948`den sonraki Siyonist işgal ise halen devam etmektedir.

Siyonizm

Filistin`de işlenen katliamların ve diğer hak ihlallerinin temel sebebi SİYONİZM`dir. Siyonizm düşünün hayata geçirilmesi çabaları son yüzyılda ortaya konmuş ve "Halkı olmayan bir ülkeyi, ülkesi olmayan bir halka devredin..." sloganı ile Filistin topraklarında hayat bulmaya çalışmıştır. Bu çabalar 1916 Sykes-Picot Paylaşımı ve 1917 Balfour Deklarasyonu ile resmen uygulama imkânı bulmuştur. Siyonizm, Yahudi ırkını üstün gören ve diğerlerini insan yerine bile koymayan ırkçı bir harekettir. Öyle ki Tevrat`ı değiştiren, peygamberlerini katleden, Hz. Musa Tur Dağı`nda iken buzağıya tapmaya başlayan ve Hz. Yakup`u (haşa) Allah ile güreştiren ve galip getiren ırkçı zihniyet, Yahudilerin tanınması açısından önemli bir ipucudur. Yahudi din ve kültürüne ait olmayan ne varsa yok edilmesini hedefleyen Siyonizmin diğer bir hedefi, Mescid-i Aksa`nın yıkılması ve yerine Süleyman Mabedi`nin kurulması projesidir. Mukaddes mescit Yahudilerce yakılmaya, patlatılmaya ve çökertilmeye çalışılmıştır. Arkeolojik kazılar bahanesi ile mescidin altı oyulmuştur. Şimdi tam Mescid-i Aksa`nın altında bir Yahudi ibadethanesi vardır. Siyonizm, Arz-ı Mevud`a ulaşmak için Nil`den Fırat`a bütün toprakların Yahudilerin eline geçmesi projesini de hedeflerken Siyonizm, idealine ulaşmak için her şeyi mubah görür ve gösterir.

2 Kasım 1917: İngiltere’den Siyonistlere Filistin’de vatan sözü

İngiliz Dışişleri Bakanı Arthur Balfour, 2 Kasım 1917’de Siyonist lider Lord Rothschild’e bir mektup göndermişti.“Balfour Deklarasyonu” olarak adlandırılacak bu mektupta İngiltere’nin Filistin’de bir Yahudi devletinin kurulması için tüm imkânlarını kullanacağını bildiriyordu.

Balfour Deklarasyonu tam olarak şunları vaad ediyordu:

1-Filistin’de Yahudiler için bir ulusal vatanın temini konusunda İngiliz desteği,

2-Bu amacın gerçekleşmesi için İngilizlerle işbirliği,

3-Filistin’de Yahudilerin sahip olduğu haklara ve statüye zarar verecek herhangi bir şeyin yapılmaması.

Balfour Deklarasyonu, Siyonist hareketin İngiliz desteğini sağlamak için gerçekleştirdiği planlı bir girişimin sonucuydu. Deklarasyon aynı zamanda ABD tarafından da kabul edilmişti. Birinci Dünya Savaşı galiplerinden olan ABD’nin Kongre ve Temsilciler Meclisi’nin 21 Eylül 1922 tarihli oturumunun karar bildirgesinde “ABD, Filistin’de Yahudilere milli yurt kurulmasına taraftardır.” ifadeleri yer almıştı.

Siyonist hareketin Filistin işgalini hızlandıran planlı bir girişim olan Balfour Deklarasyonu 1917 yılının 2 Kasım günü imzalanmıştı. Birinci Dünya Savaşı sırasında Ortadoğu’da İngiltere ve Fransa arasındaki Sykes-Picot paylaşımı ve bir sene sonra 1917 Balfour Deklarasyonu, Yahudilere bu toprakları resmen açarken, aynı zamanda İngiliz mandası ile birlikte bölge yavaş yavaş anarşinin kucağına bırakılıyordu.

İsrail nasıl ortaya çıktı?

İngiliz işgalinin amacı Siyonist örgütlerin devletleşme planlarına yardımcı olmak olduğundan, işgalin hemen ardından bu amaca yönelik faaliyetler de başlatıldı. Yahudilerin Filistin topraklarına göç etmelerinin sağlanması için her türlü imkân oluşturuldu. İngiliz işgalciler ağır vergi uygulamalarıyla Filistinlilerin topraklarına el koyup buraları Yahudi göçmenlere sembolik fiyatlara sattılar. Ama bütün bu teşviklere rağmen yine de bölgede yeterli Yahudi nüfusun oluşması sağlanamadı. Fakat ilginçtir ki, 1933`te Avrupa`da Nazi fırtınasının esmesiyle birlikte Yahudiler adeta çekirge sürüleri gibi Filistin topraklarına akın etmeye başladılar. Çünkü Naziler bazı Yahudileri öldürüyor, onların cesetlerini kamyonetlere atıp Yahudi mahallelerinde dolaştırıyor ve: "Buraları terk etmezseniz sizin de başınıza gelecek budur!" diyorlardı. İşte bu tehditler sebebiyle gerçekleşen göçler sayesinde II. Dünya Savaşı`nın sona erdiği 1945`te Filistin`de 800 bin Yahudi nüfusu oluştu. Oysa bu sayı 1933`te Nazi fırtınasının başlaması öncesinde 200 binin altındaydı. Siyonist örgütler bir yandan da Filistin topraklarında muhtelif terör örgütleri oluşturdular. Haganah, Stern, Irgun bunların başında geliyordu. Bu örgütler de çeşitli terör eylemleri ve katliamlar gerçekleştirerek Filistinlileri topraklarını terk etmeye zorluyordu. Sonuçta 1947`de Yahudi terör örgütlerinin devletleşme sürecine girdikleri ve bunun için yeterli nüfus potansiyeli oluştuğu kanaati hâsıl olunca İngiliz işgalciler bölgeden çekilme kararı aldılar. Yahudi terör örgütleri de aralarında ittifak sağlayarak "İsrail" adını verdikleri bir devletin kuruluşunu ilan ettiler. Bu devletin kuruluşu çok geçmeden BM tarafından da resmen tanındı ve 181 sayılı genel kurul kararıyla Filistin topraklarının önemli bir kısmı, söz konusu terör örgütlerinin şekillendirdiği devlete verildi.

Siyonist işgalin haçlı işgalinden farkı var mı?

İsrail adıyla bir devletin ortaya çıkması anlaşılacağı üzere işgal yoluyla mümkün olmuştur. Bu işgalin ise 1099`da gerçekleşen Haçlı işgalinden hiçbir farkı yoktur. Dolayısıyla tıpkı Haçlı işgali gibi gayri meşrudur ve haksızlıklara dayanmaktadır. Haçlı işgalinde olduğu gibi; insanlık dışı terör, vahşet ve göçe zorlama yoluyla gerçekleşmiştir. Devam edebilmek için de kuruluşunda başvurduğu uygulamaları aynen sürdürmektedir. Dolayısıyla İsrail sadece terör örgütlerinin kurduğu bir devlet değil aynı zamanda bir terör devletidir. Haçlı işgali 88 yıl devam etmesine rağmen meşruiyet kazanamamış ve son bulmuştur. Çağımızdaki uluslararası güçlerin tüm meşrulaştırma çabalarına rağmen İsrail işgal rejimi de meşruiyet kazanamayacaktır.

Zindanlarda binlerce esir var

İsrail`in Filistinlilere yönelik baskı uygulamalarının en önemli boyutlarından birini tutuklama ve hapis oluşturmaktadır. Bu uygulama sebebiyle bugün Filistin topraklarında yaşayan Filistinlilerin %20`si İsrail hapishanelerine girmiştir. Bu gerçek, 2005 yılında yapılan bir araştırmayla tespit edilmiştir. Bu, her beş Filistinliden birinin İsrail hapishanelerine girmiş olması anlamına gelmektedir. Bu da her Filistinli aileden en az bir veya iki kişinin hapis ve işkence görmüş olması demektir. Halen İsrail zindanlarında 10.000`den fazla Filistinli siyasi tutuklu bulunmakta, bunların 1000`e yakınını kadınlar, 150 kadarını ise çocuklar oluşturmaktadır. Filistinli tutuklular ve tutsaklar İsrail hapishanelerinde oldukça kötü şartlarda tutuluyorlar. Bu hapishanelerin bazıları Nakab Çölü`ndeki gibi açık hava hapishaneleri, bazıları ise adeta istifleme usulü ile bir koğuşa onlarca tutsağın sığdırıldığı ve oldukça kötü şartların hâkim olduğu hapishaneler. Buralarda sağlık hizmetleri de yeterli ve düzenli bir şekilde verilmiyor. Müzmin hastalıkları olanlar gerekli sağlık hizmetlerinden yoksun kalıyorlar. Ayrıca buralarda tüketilen gıda maddeleri de son derece sağlıksız.

Filistinliler öz vatanlarında mülteci durumunda

Uluslararası emperyalizmin yardım ve desteği sayesinde ortaya çıkan İsrail işgal devletinin kuruluşu milyonlarca Filistinlinin kendi öz vatanında mülteci duruma düşmesine sebep oldu. Filistinlilerin meşru yollarla sahip oldukları mülkleri zorla, gasp yoluyla, şiddete başvurularak ellerinden alındı. Nazilerin Avrupa`da Yahudilere karşı uyguladığı metotları Siyonist terör örgütleri aynen Filistin`de uyguladılar. Esir aldıkları bazı Filistinlileri öldürüp cesetleri kamyonetlerin kasalarına atarak dolaştırdılar ve topraklarını terk etmemeleri durumunda diğerlerinin de başlarına aynı şeylerin geleceği tehdidinde bulundular. Bu yolla göçe zorlanan Filistinlilerin arazi ve evlerine ise, İsrail`in kurulması sonrasında "sahipsiz" kaydı konuldu ve buralar Yahudi göçmenlere sembolik ücretlerle veya tamamen ücretsiz dağıtıldı.

Vatanlarının kokusuna hasret Filistinli mülteciler

İşgal ve gasp sonrasında göçe zorlanan milyonlarca Filistinli bugün dünyanın değişik ülkelerine dağılmış durumda. Bunların büyük çoğunluğu da Filistin içinde veya civarındaki Arap ülkelerinde kurulmuş mülteci kamplarında yaşıyor. Filistin İstatistik Bürosu tarafından yapılan açıklamada, 2003 yılı sonu itibarıyla dünyadaki Filistinli sayısının 9,7 milyon olduğu belirtilmektedir. Bu rakamın sadece 3,7 milyonu Filistin topraklarında, bir milyona yakını ise İsrail sınırları içinde yaşarken, geriye kalan 5 milyonu aşkın Filistinli ise başta Arap ülkeleri olmak üzere dünyanın değişik ülkelerine dağılmış vaziyette vatanlarına serbestçe dönecekleri günü bekliyor. Sürgündeki Filistinlilerin en fazla yaşadığı ülke Ürdün… Bu ülkede yaklaşık 2,8 milyon Filistinli bulunuyor. Ürdün`ü, 436 bin kişi ile Suriye,

(TABLOYU BÜYÜTMEK İÇİN TIKLAYIN!)

415.000 kişi ile Lübnan, 62 bin kişi ile Mısır izliyor. Amerika`daki Filistinlilerin sayısı ise 236.000`î buluyor. Bu rakamlara göre Filistin bölgesinde 5,1 milyon Yahudîye karşın 4,6 milyon Filistinli yaşamaktadır. Filistinlilerin yerlerinden edilmelerinin üzerinden yarım yüzyıldan daha uzun bir zaman geçmiştir. Buolay, bugüne kadar Ortadoğu`nun en önemli sorununun başlangıcını teşkil etmektedir. 1948 yılındaki İsrail saldırıları sonunda yaklaşık 531 köy boşaltılmıştır. İsrail saldırıları sadece toprakları işgal etmek değil, aynı zamanda Filistinlileri mümkün olduğunca bölgeden uzaklaştırmak, kendi kurumlarını bu bölgelere yaymak amacını taşımaktaydı. Bu, Filistinlilere karşı yapılan topyekûn bîr savaştı. Sadece 9-18 Temmuz 1948 tarihleri arasında, savaşın ikinci bölümünde 82 bölge boşaltıldı. 15 Ekim 1948 ile 6 Ocak 1949 tarihleri arasında, savaşın üçüncü bölümünde 98 bölge daha boşaltıldı. Geri kalan 60 bölge ise daha sonra boşaltılan ya da boşaltılma tarihi belirlenemeyen bölgelerden oluşuyordu. Filistinlilerin yaşadıkları bölgelerden göç etmeleri İsrail askeri saldırıları sırasında veya sonrasında gerçekleşmiştir.

66 Yıllık İşgal; Nakba

Filistinliler tarafından Nakba (Büyük Felaket) olarak adlandırılan 15 Mayıs günü, siyonist israil`in kuruluş yıldönümü. Nekbe aynı zamanda 957 binden fazla Filistinlinin 1948`de topraklarından sürülmesinin de adı. 66 yıldır her yıldönümünde siyonist zulmü ve işgal gerçeğini tüm dünyaya tanıtan, anlatan Filistinliler bu konuda ellerinden geleni yapıyor. İşgal devleti ise kuruluş yıldönümünü dünya çapında lobi faaliyetlerini artırmak için bir fırsat olarak değerlendiriyor. israil rejimi, İkinci Dünya Savaşı sonunda İngiltere`nin mandası altındaki Filistin topraklarının bölünmesiyle 1948`de kuruldu. Kurulma aşamasında ve öncesinde, yüz binlerce Filistinli, Yahudi İrgun tedhiş hareketinin katliamlarıyla, bölgeden sürüldü. İsrail devleti ilan edildikten bir gün sonra, Ürdün, Mısır, Lübnan, Irak ve Suriye orduları ile savaşa tutuştu ama bu ordular püskürtüldü. İsrail ordusu, bazı bölgelerdeki küçük direnişleri de katliamlarla bastırdı. İşte siyonist israil’in katliamlarından birkaçı;

Filistin davasının önceliği

Filistin davasının sadece Filistinliler için değil tüm İslam dünyası için özel ve öncelikli bir yeri var. Bunun anlamının kavranması durumunda Filistin davasının önceliği de fark edilecektir. Fakat uluslararası güçler, Müslüman halkların bu davaya sahip çıkmasını önlemek amacıyla Filistin meselesini yıllarca dünyaya Arap-İsrail sorunu veya Ortadoğu sorunu olarak kabul ettirmeye çalıştı. Artık bu oyunu fark etmek ve Filistin davasına iman kardeşliği bilinci ile sahip çıkmak gerekmektedir.

27. Yıldönümünde Hamas ve İntifada

8 Aralık 1987, Filistin’de israil işgaline karşı topluca başkaldırma niteliği taşıyan İntifada hareketinin başlangıç tarihidir. İntifada olarak adlandırılan ayaklanmanın ilk adımı 7 Aralık 1987’de atıldı. Gazze bölgesinde bir Yahudi kamyoneti, Filistinli işçileri taşıyan bir araca çarparak dört Filistinlinin hayatını kaybetmesine ve dokuzunun da yaralanmasına neden oldu. İntifada için ilk organizasyon Gazze İslam Üniversitesi Öğrenci Meclisi tarafından yapıldı. Yaralıların bulunduğu Şifa Hastanesi’nin çevresinde toplanan öğrenciler Filistin İslami Direniş Hareketi’nin (Hamas) mensuplarıydı.

Zulme başkaldırının adı intifada oldu

İntifada hareketi Gazze Şeridi`nde başladı, ancak kısa sürede Batı Şeria’ya yayıldı. 1993`e kadar süren protestolarda toplam can kaybı bini aştı. İntifada; yıllardır ezilen, işkence edilen, zorla evlerinden kovulan, en ağır katliamlara uğrayan bir halkın kadın-erkek, yaşlı-genç hep birlikte işgalci israil’e karşı oluşan doğal bir başkaldırı hareketinin adı oldu. İntifâda ateşini yakan Gazze İslam Üniversitesi Öğrenci Meclisi üyelerinin tamamının Filistin Hamas üyesi olması İntifâda’nın yakıtının İslam olduğunu göstermektedir.

İntifada’nın gerçekleştirdikleri

Aralık 1987’de başlayan Birinci İntifâda’nın üzerinden tam 25 yıl geçti. Filistinlilerin 25 yıl önce işgal askerlerini taşlamasıyla patlak veren olaylar sıradan olaylar değildi. Bilakis Filistin’de ve İslam Dünyasında köklü değişikliklere yol açacak bir kıvılcımdı. 25 yıl önce başlayan o İntifâda direnişinin etkileri, Tunus, Mısır ve Libya’nın zalim diktatörlerinin halkları tarafından devrilmesine vesile olurken Yemen, Bahreyn ve özellikle Suriye’de devam eden özgürlük mücadelesinin de hayırlarla sonuçlanmasına vesile olur inşallah.

Hamas’ın kuruluşu

Filistin’deki hareketle birlikte aynı zamanda Hamas fiilen harekete geçti. Hamas`ın ilk temelleri Mısır`daki Müslüman Kardeşler cemaatinin kurucusu İmam Hasan el-Benna`nın Filistin`e gönderdiği mücahitler tarafından atıldı. Müslüman Kardeşler Cemaati’nin Filistin kanadı durumundaki, İslami Hareket’in içinden geniş tabanlı bir kitle hareketi niteliğinde ortaya çıkan Hamas, intifadayla birlikte bütün dünyaya sesini duyurmayı başardı. Aslında Hamas`ın geçmişi çok daha öncelere dayanır. Gerçekte Hamas`ın teşkilatlanma alanında temeli 1948`de atılmıştır. Potansiyel kökleri ise çok daha gerilere gitmektedir.

Temel ilke ve prensipleri

Hamas`ın birtakım temel ilkeleri vardır ki bu ilkelerinin başında, meselelerin çözümünü İslam`da aramak gelmektedir. Bu yöndeki ilkesini "Çözüm İslam`dır" sloganıyla sık sık vurgulamaktadır. Hamas`ın ikinci temel ilkesi de Filistin topraklarının bir bütün halinde İslam toprağı olduğu ve bu topraklardan hiçbir şekilde taviz verilmesinin söz konusu olamayacağı ilkesidir. Hamas`ın üçüncü temel ilkesi ise Filistin toprakları üzerindeki gayri meşru siyonist işgal sona erinceye kadar mücadele ve direnişin Filistin halkının meşru bir hakkı olduğu prensibidir.

Liderlerini şehid verdi ama direnişten vazgeçmedi

İşgal güçlerinin karşısına sarsılmaz bir kaya gibi dikilen Hamas, siyonist işgalcinin ve işbirlikçilerinin türlü oyunlarına ve komplolarına karşı her geçen gün artan halk desteğiyle günümüze kadar dimdik ayakta kalmayı başardı. Kurucusunu ve önde gelen liderlerini birbiri ardına şehid vermesine rağmen yolundan dönmedi. Allah yolunda mücadeleden, direnişten geri kalmayan büyük insan, lider Şeyh Ahmed Yasin, 22 Mart 2004 tarihinde evinin yakınındaki camide sabah namazını kılmasının ardından, işgalci siyonistlerin helikopterleri tarafından fırlatılan füzelerle şehid edildi. Ki Şeyh Yasin, kafasından başka bütün vücudunun felçli olmasına rağmen işgal yönetimini endişeye sokmuştu. Dünyanın en acımasız işgaline karşı tüm gücüyle direnen Filistin halkı, başta Kudüs olmak üzere işgal altındaki her karış Filistin toprağını özgürlüğüne kavuşturma ve gasbedilen haklarını geri alma yolunda yürümeye ve direnişe devam ediyor.

Furkan Can / İnzar Dergisi – Eylül 20014 (120. Sayı)
 


Furkan Can

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS