“Gençlik, delilikten bir şubedir; genç kadınlar da şeytanın av şebekeleridir.”(Deylemi, 3665 ve Feyzu’l-Kadir, 4928)
“Ya Ali! Bir bakışa ikinci bakışı ekleme; çünkü birinci bakış lehine ise de ikinci bakış aleyhinedir.” (Meşhur hadislerden)
“Hayâ ve iman birbirinden ayrılmayan iki arkadaştır. Birisi kaldırıldı mı, diğeri de kaldırılır.” buyruldu. Ve yine:
“Gözlerinizi harama bakmaktan korumakta iffetinizi ve yüzünüzü Ahsen-i takvim üzere muhafaza etmiş olursunuz. Aksi halde (kalblerinizin kararması sebebiyle) yüzünüzün nuru gider.”(hadis-i şerif mealen)
“Huzeyfe (radiyallahu anh)’den rivayetle: “Sarhoş edici içkiler bütün günahları bir araya toplayandır. Dini ve aklı zayıf olan kadın da şeytanın tuzağıdır. Dünya sevgisi her hatanın başıdır. Cenab-ı Hakk’ın kadınları geriye bıraktığı yerlerde siz de onları geriye bırakın.”(El-Mu’cemü’l-Evsat h.no: 3680)
Yani kadınların zevale mahkûm fani güzelliklerine kapılıp aldanmayın. Daima akıbeti ve ahireti hatırlayın. Yalancı sevdaların oyuncağı olmayın. Büyük gayelerin adamı ve ebedi saadetin talibi olun. Dünyadaki nasibinizi daima helalinden arayın; haram lezzetlerin zehirli bal olduğunu unutmayın. Bir anlık zevk, sonu elem ve ıstırap!
Haram bakış, tesiri kalbe işleyen ve zehirleyip hasta eden zehirli bir ok misaliyle tasvir ediliyor. Gözden giren ve kalbe sirayet edip manevi bünyeyi ölüme kadar götüren bu zehirli oklardan nasıl korunalım?
Çağın en büyük imtihanı budur!
“Mü`min erkeklere söyle: gözlerini haramdan sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar! Bu onlar için daha temizdir. Muhakkak ki Allahu Teâlâ yaptıklarından hakkıyla haberdardır. Mü`min kadınlara da söyle; gözlerini haramdan sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar…” (Nur Suresi: 30–31)
Amerika kıtasındaki eski yerli savaşçılar oklarının ucuna kürar denilen ve isabet eden kimseyi felç edip öldüren tesirli bir zehir maddesi sürerlermiş… Bu zehirli okları yiyen asla iflah olmaz; zehirli madde hızla bedenine yayılarak felç eder ve en son nefes alamaz hale gelir, çaresiz can verirmiş. Zehirli ok, neticede insanın sadece maddi bünyesine zarar verir ama şeytanın zehirli okları ebedi hayatını mahvedebilir. İnsanın kalbi ve manevi bünyesini zehirleyip felç edebilir. Akli melekelerini dumura uğratıp işlemez hale getirebilir.
Haram lezzetleri tatmak kalbi harap eder. Tıpkı safra hastasının yediği şeylerin tadını alamaması gibi… Haram lezzetlerle kalbi ifsad olan kimse de imani zevklerden mahrum olur. İbadetlerin manevi hazzını duyamaz ve tadından hoşlanmaz. İbadetler, kalbi günahlarla hastalanmış kimselere çok ağır ve zor gelir. İbadetlerden kaçmak için her yola başvurur. Helal dairesi ihtiyaca kâfi iken, haramlara alışan kimsenin nefsi helal zevklerle yetinmez, her şeyin daha fazlasını ister. Kalbinde kaybettiği huzur ve saadeti nefsinin günahkâr heveslerinde bulacağını zanneder. Bir günahtan ötekine sürüklenip gider. Nasuhi bir tevbe ile kurtulamazsa, günah gayyasında helak olup gider.
Bir göz kapağını açıp kapamak ne kadar kolaydır, ama insanın saadetine veya felaketine yol açabilir.
İmam Şafii (radiyallahu anh)’ye küçükken ders aldığı hocası şu tavsiyede bulunmuş; “Ey oğul! İlim, Hakk Teâlâ’nın bahşetmiş olduğu bir nurdur. O nuru kirli kalplere koymaz! Onun için, kalbi kirletip karartan günahlardan sakın!”
Göz bakarsa, kalb kayar; gözüne hâkim olamayan, kalbi hissiyatına (duygularının galeyanına) da hâkim olamaz. Bir bakışla başlayan günah kalbi istila eder ve nuraniyetini zedeler. Tıpkı berrak bir aynanın çizilip kirlenerek safiyetini kaybetmesi veya daha ağır darbelerle kırılıp gitmesi gibi… Bazı günahlar kalbi lekelerken, daha ağır günahlar manen öldürücü tesir yapabilir. Masiyet kelimesiyle de ifade edilen günahlar, kulun itaat dairesinden çıkıp Rabbinin emirlerine isyan etmesi demektir. Süratle tevbe ile itaat dairesine dönülmezse Hakk’ın gazabına ve kulun helakine sebep olabilir. Günah ateş gibi, bir kıvılcımla başlar, giderek artar ve sonunda kişiyi yakar.
Küçük günahlara alışmak, büyük günahlara kapı açar. Küçük günahları fütursuzca işleyen büyük günahlardan da kendisini koruyamaz.
Gözler kapaklı yaratılmış; gerektiği zaman gözümüzü yumalım, her şeye bakmayalım, gözümüzü ve gönlümüzü zararlı tesirlerden koruyalım diye… Zira göz ve kulak ruhun maddi-cismani âleme açılan iki penceresidir. Ruh, göz ve kulak vasıtasıyla dünyayı seyreder. Dış dünyanın artı ve eksileri gözler ve kulaklar, kanalıyla ruha intikal eder. Tıpkı yenilip içilen şeylerin maddi bünyeyi etkilemesi gibi, göz ve kulak vasıtasıyla ruha nakledilen sesler ve görüntüler de muhtevasına göre müspet veya menfi etkilenmelere sebep olur. Müspet etkiler nuraniyetin, menfi etkiler de zulmaniyetin artışına sebep olur.
Haram bakışın bazı menfi etkileri şunlardır:
1- Haram bakış, kalbdeki ilim ve marifet nurunu söndürür ve kişiyi manen zehirleyip öldürür. Şuursuz, huşusuz, duygusuz, yürüyen, yiyen, içen ama düşünüp idrak edemeyen canlı cenaze haline getirir.
2- Haram bakış, kalbi kirletir; şehevi hisleri galeyana getirir, nuraniyeti giderir, kalbin ve çehrenin kararmasına ve huzurun bozulmasına, sıkıntı ve ıstıraba sebep olur. Göz harama bakınca, gönül huzursuz olur.
3- Haram bakış, meleklerin ve ruhanilerin nefretini mucib olur; kişi rahmetten ve inayetten uzaklaşır. Saadetini, manevi neşesini, imani ve ibadi lezzetini, huzur ve sekinetini, vakar ve heybetini kaybeder, küçülür!
Gözünü koruyamayan, gönlünü de koruyamaz! Sakınılmayan gözden giren haram suretler ve şekiller hayale yerleşip kalbi kirletir ve insanı arsız/hayâsız hale getirir. Bilahare göz kanalıyla hayale yerleşen bu görüntü ve suretler kalbi meşgul ederek ilim ve marifetten engeller; kalbin safiyetini ve simanın nuraniyetini giderir. İlim, hikmet, marifet, haşyet, muhabbet ve merhamet gibi ulvi hasletler haram bakışın tesiriyle zedelenir; haram bakışa devam edilirse marifet nuru kalpten çıkıp gider. Kalbe ve kalbin aynası olan çehreye karanlık çöker. Anlık nefsanî bir haz uğruna, ebedi saadet sermayesi olan gönül beyti harab olur, gördüğü suretlerle yanar durur… Asla elde edemeyeceği suretlerin hayaliyle perişan olur.
Bir gün yolda karşısına çıkan bir namahreme baktıktan sonra mescide gelen adamın yüzünde bu haram bakıştan hâsıl olan karanlık lekeyi gören hayâ timsali Hz. Osman(radiyallahu anh); “Harama bakanlar bizim mescidimize gelmesin!” deyince, orada bulunanlar, “Vahiy mi geldi ki bunu bildin?” diye taaccüb ederler. Bunun üzerine Hz. Osman (radiyallahu anh): “Bu Müminlere verilen ferasettir!” der.
Nitekim hadis-i şerifte; “mü`minin ferasetinden sakının, çünkü o Hak Teâlâ’nın nuruyla bakar.” buyrulmuştur. İman nuru kalbde yerleşince, o nurdan ilim, hikmet ve feraset doğar, eşya ve hadiseye hikmet nazarıyla bakar; hakk’ı batıldan kolayca ayırır.
İffet, takva, edeb ve hayâ gibi imani güzellikler ve ulvi değerler, İblisin zehirli oklarının hedefidir. Haram bakışta ısrar etmek, bu değerleri zedeler ve hissiyatı tarumar eder! Göz iffetli olmazsa, sair uzuvlar da iffetini koruyamazlar. Bir anlık fani lezzeti ebedi saadete tercih ederek tamahkârlık eden gafil nefse şöyle demek lazım; “Ey gafil nefis, şu tamah edip durduğun fani dünyevi şekil ve suretler bir an sonrası meçhul hayali görüntülerdir; hakiki ve daimi güzellikler ahirettedir! Dünya geçici bir konak, içindekiler de taş ve topraktır; taşa ve toprağa aldanıp gönül bağlayan da bedbahttır. Bu dünya sadece vitrin mesabesindedir; dünyevi suretler de alımlı elbiseler giydirilip süslenmiş vitrin mankenleri gibidir; sonunda hep çürüyüp gidecektir.”
“Ey dünyaya bakan ve fani güzelliklere, aldanan gafil nefis! Gözünü dünyadan çevir, ahirete bak! Aradığın her şey ahirette, gelip geçici gölgelere, anlık şekil ve suretlere bakıp aldanma; hakiki ve ebedi güzellikleri ara; şu üç günlük dünyada biraz çalış çabala da ebedi saadeti kazanmaya uğraş!
Dünyevi güzellikler, gaflete düşen gönülleri çelen birer aldatıcı fitnedir; imtihan sebebidir. Tıpkı rüyada görülen nesneler gibi gelip geçici şeylerdir. Helal dairesi keyfe kâfidir; göz harama bakarsa, gönül huzurunu kaybeder, fitneye ve felakette düşer. Dünya güzellerine fütursuzca bakan, gözünü ve gönlünü korumayanlar, ebedi güzelliklere bakmaktan mahrum olmak tehlikesiyle karşı karşıyadırlar! Eğer fani dünya güzellerine meftun olursan, ebedi cennet güzellerinden mahrum olabileceğini unutma; İblis’in zehirli oklarına hedef olmamak için gözlerini kapa; sağa sola lüzumsuz yere bakma; hele şeytanın ekranını hiç evine sokma; zaruret dışında çarşı pazarda dolaşma; ahiret yolucusu olduğunu bir an bile unutma!
Ne güzel buyurmuş Hz. Peygamber (Aleyhissalatu vesselam): “Dünyada bir garip veya gelip geçen bir yolcu gibi ol. Kendini kabir ehlinden say! Sabaha çıktığında akşamı, akşama ulaştığında da sabahı bekleme! Sağlığında iken ölümün için (salih ameller işleyerek) hazırlan.”
Hayat, izzet ve şerefle kazanılması icab eden ağır bir imtihandır.
Ebediyet için yaradılan insana fani arzuların tutsağı olmak hiç yakışmaz! Hakiki hürriyet, tutku ve ihtirasların esaretinden kurtulmak, en büyük saadet, yalnızca Hakk’a kul olmaktır. Gaye, emrolunduğumuz gibi, sırat-ı müstakim üzere dosdoğru olmaya çalışmak, hevaya, şeytana ve dünyaya aldanmadan, hidayet ve istikamet üzere yaşayıp, hatime-i nefeste şu dünya cenderesinden iman selametiyle kurtulmak ve Hakk’ın razı olduğu salih kullar arasına katılmaktır.
“Gözünü ve gönlünü koruyamayanlar büyük davaların adamı ve uzun yolların yolcusu olamazlar; fani lezzetlerin karanlık sokaklarında heba olurlar.”
Yusuf Akyüz / İnzar Dergisi – Haziran 2012
Yusuf Akyüz