İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Yumuşak Güç ile Vurucu Güç Arasında Yeni Bölgesel Şekillenme ve Arızalanan Algı Sistemimiz

2013-02-25
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Arap Baharı denen rüzgarın gelip düğümlendiği Suriye sahasında ısrarla “Cambaz’a” odaklanmışken, Bahar’ın farklı bir versiyonla icra edilmeye başlandığı Afrika kıtası ve özel olarak Mali’ye düzenlenen Fransız saldırısı, sinyal zafiyeti nedeniyle beyinlerimizde neden gerekli tepkiye yol açmadığını irdelemek zorunluluğu hâsıl olmuş durumdadır...

Arap Baharı denen rüzgarın gelip düğümlendiği Suriye sahasında ısrarla “Cambaz’a” odaklanmışken, Bahar’ın farklı bir versiyonla icra edilmeye başlandığı Afrika kıtası ve özel olarak Mali’ye düzenlenen Fransız saldırısı, sinyal zafiyeti nedeniyle beyinlerimizde neden gerekli tepkiye yol açmadığını irdelemek zorunluluğu hâsıl olmuş durumdadır.

Esad rejimine ömür biçenlerin, halkların özgürlüğünden dem vuranların yeni bir manevrayla modern köleliği tesis etmek anlamına gelen yeni dizayn çalışmaları kapsamında Mali’ye düzenledikleri saldırı ve işgal girişimi ne Fransa’nın geleneksel sömürgeci duygularıyla ne de El Kaide bahanesiyle izah edilebilecek bölgesel bileşenlerden bağımsız, spontane bir olay olarak görülmemelidir.

Suriye’yi, üzerinde fillerin tepindiği bir çimenlik sahaya dönüştüren bölgesel ve beynelmilel irade ne ise, neyi hedefliyor ise, Afrika ve hasseten Mali operasyonu da odur.

Suriye sahasında Baas’ın zalim uygulamalarını bahane ederek ortalığı cehenneme çevirmekle övünenleri başlıca iki kategoriye ayırmak mümkündür.

Politik arenada “Yumuşak Güç” rolünü kapanlar ile gerektiğinde “Vurucu Güç” rolünü kapanlar…

“Yumuşak Güç” rolünü icra edenlerin kimliği bellidir. “Vurucu Güç” rolündekiler ise, şartların oluşmaması ve bölgesel-küresel rekabette yaşanan anlaşmazlık nedeniyle Suriye sahasında şov yapma imkânı bulmamış olsalar da, aynı “Vurucu Güç”ün kimliğini Libya sahasında tüm çıplaklığıyla müşahede etme imkânı bulduk.

“Nato’nun Libya’da ne işi var” prensibine riayet eden cephe, “Yumuşak Güç”ün yeni şekillenmedeki paradigmasını oluştururken; “Yumoşluğun” fayda vermediği yerlerle ilgili yapılan siyasi mülahazalar, “Vurucu Güç”e kapı aralamaktadır.

“Yumuşak Güç” ve Washington’a uzanan sıralı ardılları, özgürlük ihtiyacının hangi ülkeye gerekli olduğunu önceden belirlerken, ardından da olası hesap hataları karşısında “Vurucu Güç”ün bomba yağdırması için ellerini semaya kaldırarak, yağan bombaları “ilahi rahmet” addetmeleri, kitle psikolojisi üzerinde de derin tahribatlar oluşturmakta, “Yumuşak Güç” kahramanlarıyla beraber kitlelerin de ellerini “bomba duası”na kaldırmasına vesile olabilmektedir.

Batı’nın “Güç ayırımı”na gitmesi, malumunuz olduğu üzere doğrudan işgal konseptinin hezimetle sonuçlanmasının verdiği tecrübe sonucuydu. Doğrudan saldırı ve müdahale sistemi, yerel idari mekanizmalar ne yönde tavır alsalardı da halk kitlelerinde ters bir etkiye sebep olur, bu etki de aynı zamanda işgal konseptinin kuyrukçuluğuna oynayan yerel mekanizmaların meşruiyetini de tartışılır hale getirmekteydi.

Mesela Afganistan işgali… Ya da Irak’a yapılan müdahalenin bölge halklarının vicdanında açtığı derin yaraların izleri hala silinememişken, benzer uygulamaların Libya’dan sonra Suriye’de de tekrarlanması için halklarda yaşanan algı dizaynı, tamamen “Yumuşak Güç” sektörünün başarılı operasyonunun sonucu olmaktadır.

Dolayısıyla Afganistan ve Irak’taki uygulamaların tam tersine Libya’dan sonra Suriye sahasının da Iraklaştırılmasına dönük oluşturulan kamuoyu beklentisinin vardığı çelişkili nokta, Mali bombardımanında siyaset-medya-halk cephesinde yaşanan ölümcül tepkisizliği hatta vurdumduymazlığı daha iyi ifşa etmeye yol açmaktadır.

Evet; Afrika’yı da etkisine alan dizayn çalışmalarında uzun süredir bariz bir ilgiyi fark etmişsinizdir. Artan üst düzey diplomasi, geliştirilen ekonomi hacmi, bunun paralelinde halkı etkileme sanatının değişik versiyonlarından oluşan eğitim ve sosyal alanlardaki “karşılıksız yardımlar/yatırımların” salt Afrikalı hayranlığıyla gerçekleştiğini düşünüyor olamazsınız. Bu alanda Suriye’ye yönelen “Yumuşak Güç”, farklı uygulamalarla uzun zamandır Afrika’da da geleceği dizayn esasına paralel olarak ekonomik, sosyal, kültürel operasyonlar gerçekleştirdiği, bilinen hususlardandı.

Rivayetlere göre geçen aylarda Milli Eğitim Bakanlığı’nda görevli bir Genel Müdür, kurum müdürlerine yönelik düzenlenen bir seminere ayağının tozuyla katılırken, Somali’den geldiğini, orada inşa edilen bir İmam-Hatip Okulu’nun açılışını gerçekleştirdiklerini heyecanla anlatır. Dindarlık eğiliminin tavan yaptığı, halkının ise yüzde yüz Müslüman olduğu bir ülke olan Somali’de İmam-Hatip Okulu açmak, iyi niyetli bir çalışma olarak görülse de, ilgili Genel Müdür’ün gerekçeli izahatı hayli enteresan olmuştu. Gerekçe, Somali’de Şebab Hareketi, kendi denetimindeki eğitim kurumlarında başarı gösteren öğrencilere roketatar hediye ederken, kendilerinin ise bilgisayar hediye edecekleri, bu yolla da Şebab’ın yaptıklarının önüne geçecekleri üzerine kuruluymuş.

Şimdi, hangi “derin hikmete” binaendir bilinmez ama, Somali’deki Şebab’ı “bilgisayarla” etkisiz hale getirmek üzere “kültürel sortiler” yapan güç ile Mali’deki Ensar-ud Din Hareketi’ni “bombalarla” etkisizleştirmek için “askeri sortiler” yapan güç arasında alaka var mı? Derseniz;

Fark; Birisi “Yumuşak Güç” faktörünü; Öbürü ise “Vurucu Güç” fonksiyonunu icra etmekten ibarettir. Araçlar farklı olsa da amaç, aynı kapıda buluşmaktadır.

Dolayısıyla Fransa, arkasına aldırılan Nato rüzgarının da etkisiyle, yok uranyummuş, yok sömürüymüş falan, beynelmilel dizayn projeleri kapsamında “Vurucu Güç” olmaktan hareketle kendisine tevdi edilen rolünü icra ederken, “Yumuşak Güç” unsurlarının önceden yaptıkları “zemin veya etüd çalışmaları” bölgesel çaptaki İslami camiaların genelinin algısını alt üst etmekte, küresel saldırılara karşı halkların gazını almakta, bu da tepkisizlik/umursamazlık şeklinde toplumsal sahada karşılığını bulmaktadır.

Bundan hareketle, modern lejyonerlerin ülkesi Fransa’nın Mali’ye saldırısının nedenlerini sadece geçen yüzyıla ait bayat sömürgeci gerekçelerle irdelemekle yetinmek, işgal girişimini sadece uranyum veya benzer hammaddelerin temini ile açıklamaya çalışmak, bu arada El Kaide’ye bağlı olduğu iddiaları eşliğinde oralardaki İslami hareketlerin bazı girişimlerini “provokasyon” zeminine indirgeyerek tumturaklı kılıflarla gerekçelerde derinleşme görüntüsü vermek, olsa olsa saldırılara kısmi meşruiyet kılıfı uydurmak gibi olur.

Tabii ki tevdi edilen “Vurucu Güç” fonksiyonunu icra ederken Fransa, “Bal tutan parmağını yalar” misali kendi ekonomik çarklarına malzeme temin etmeyi de ihmal etmeyecektir. Nitekim benzer reflekslerle Afrika’nın derinliğine sosyal, ekonomik, bilgisayarlı kültürel operasyonlar yapanlar da tuttukları bal nedeniyle parmaklarını her daim yalamıyorlar mı?

O halde, Fransa’nın müdahale gerekçelerini kendince “mantıksal çerçeveye” oturtmak için analizciliğe soyunmadan önce, Müslüman kamuoyunun bir İslam ülkesi olan Mali’ye yapılan bariz ama modern bir Haçlı müdahalesi karşısında neden “sükut-u kemale” ermeyi marifet saymakla eşdeğer bir tutuma mahkum edildiğini daha fazla irdelemek daha gerçekçi bir tavır olmayacak mı?

İnsansız uçaklarla onlarca İslam ülkesinde neredeyse her gün yapılan katliamları kanıksadığımız gibi, hassas olan algılarımızla da o kadar oynandı ki, artık ardında topyekûn bir Batı ittifakının bulunduğu bir konsorsiyumun yeni bir İslam ülkesini işgale yeltenmesi bile algılarımıza uyarıcı sinyaller göndermeye yetmemektedir. Daha doğrusu algılarımız, çok güçlü olmasına karşın gelen bunca uyarıcı sinyaller karşısında işlevsiz kalmış durumdadır.

Dünya Müslüman Kamuoyu olarak, saldırganlığından ötürü iğneyi Fransa’ya batırmadan önce (ki batırılmaktan kaçınılıyor) çuvaldızı kendimize batırma gereği ortaya çıkmıyor mu? Daha da beteri, hem iğneyi hem de çuvaldızı, oluşan küresel şekillenmeci irade doğrultusunda oralardaki İslami gruplara batırmakla nefes tüketenlere ne demeli?

Ali Özgür / İnzar Dergisi - Şubat 2013

 


Ali Özgür

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS