İnci köşklerin tahtında oturmak için.
Kapkaranlık mahzenlerde,
Ve zulüm dolu zindanlarda,
İzzetle, şerefle...
Kardeş olur alnımız,
Soğuk betonla,
Allah’a edilen secdelerde,
Bitmeden, tükenmeden
Yaşarız biz.
Her yerindeyiz dünyanın,
Dünyanın
Her yerinden geçeriz.
Ya ismimiz kalır,
Ya işimiz.
Geçtiğimiz yerlerde
Dik başımızla tanınırız.
Eğilmeyiz zalime,
Sorulacak hesabımız,
Kapattığımız defterlerimiz vardır.
Filistin`de siyonizme,
Asya`da komünizme,
Irak`ta emperyalizme,
Kalkar başımız.
Başımız ya kopar,
Ya dik durur.
Eğilmez asla!
Dilimizde yeminle,
Gözlerimizde öfkeyle,
Kalbimizde imanla,
Söz veriyoruz!
Elimiz,
Ya mazlum eli tutar
Ya da
Başa saçılan toprakları…
Yaşarız biz,
Her zamanda, her mekânda
Ömrümüzün her anıyla,
Çocukluğumuzu,
Susuzluğa kurban veririz
Kerbelada...
Bir ocak ayazında,
Kan donduran
Soğuklar alır bizden.
On yedi yaşımızı,
Haziran sıcağında
Akşam serinliğiyle kaybolur.
Ömrümüzün yirmi altısı,
Hele ki kasımda
Karanlığa karışır ışığımız.
Ziyamız,
Tek tek,
Ya da hep birden
Uzanırız
Vuslat yüklü bir sevdaya…
Yaşarız biz,
Sımsıkı sarılarak sevdamıza,
Ne acılar yaşamıştır kalbimiz,
Ne boykotlar görmüştür gözlerimiz
Çöl ağlamıştır halimize.
Lakin
Yenilmemiştir
Necitli şeyhin tuzaklarına.
Ve gün gelmiş,
Kapımıza dayanmışlar,
O gün kılıçla,
Bugün kılıçla,
O gün ramdada,
Bugün zindanda,
O gün Bilaller, Habbablar
Bugün Yusuf yüzlü Yusufiler…
Fakat
Yine de yaşarız biz.
Yaşarız biz,
Ölümün hemen kıyısında,
Her yerde biz ölürüz.
Biz vurulur, biz düşeriz
Kan kokulu toprağa.
Sesimiz o denli gürdür ki
Öfkemiz kabarır.
Denizler,
Dalgalara boğulur sesimizden.
Dik duruşun,
Dik başın
Ve
Tükenmez bir aşkın adı olur
Adımız…
Bazen
Kim vurduya gideriz.
Kim vurduysa bilmezler.
Meçhule kalır adımız.
Bir mezar taşında
Olmasa da adımız…
Adımız,
Yükselir semaya,
Sesimiz gibi…
Adımız,
Korkutur zalimi
Öfkemiz gibi.
Yaşarız biz,
Yorulmadan, bıkmadan
Usanmadan.
Yedi kıta,
Dört iklimde,
Çığlıklar duyarız.
Dört bir yandan
Bir yere elimiz uzanırken,
Bir yere sesimiz uzanır.
Onlarca dilden bağırırız
İstanbul’dan duyulur sesimiz
Artık yeter!
Yeter kanımızı içtiğiniz.
Diyarbakır’dan yükselir sedamız.
Evlat acısı çeken bir annenin,
Gözyaşlarına karışmış ağıtıyla.
Bir babanın,
Volkan gibi kaynayan göğsünden,
Alev gibi yakıcı öfkesiyle;
İdi bes, idi bes
İnsan görünümlü yaratıklara...
Ve
Çağrımız cevap bulur
Nurs köyünden yükselir nur,
Şeyh Said doğar yeniden,
Perva edilmez darağaçlarına.
Bir ışık, bir gün doğar mazluma,
Bir ses yükselir bir ses,
İnsanlığın özlemi,
İnsanlığın nefesi bir ses
Bingöl dağlarından,
Hin bes…
Mehmet Salih Gönül / İnzar Dergisi - Temmuz 2014 (118. Sayı)
M. Salih Gönül