İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Yardımlaşma-dayanışma-kaynaşma

2020-05-13
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Genelde bu tür yazılar Ramazan ayı öncesi veya Ramazan ayında ve yahut felaket zamanında yazılır. Sanki yardımlaşma bu dönemlere hasmış gibi. Aslında yardımlaşma sürekliliği olan bir faaliyettir. Biz de teamüllere uyalım. Hem Ramazan ayına girmiş bulunuyoruz hem de koronavirüs felaketiyle yüz yüze, iç içeyiz. Allah bizleri muhafaza eylesin. Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye söylediği “Ey oğul! İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın” sözünün daha da yoğunlaşmış halidir yardımlaşma… Yani insan iyiyse, toplum iyi, toplum iyiyse devlet iyi ve baki olur. Sosyolojik formül bu… Devlet, milletin bir araya gelerek oluşturduğu birlikteliktir. Devletin güçlü olması milletin güçlü olmasına, milletin güçlü olması da milletin yardımlaşmasına bağlıdır. Bu cümleyi farklı bir şekle sokmak istersek şöyle de söyleyebiliriz; devletin güçlü olması, devletin milleti sevmesine, milletin güçlü olması da halkın birbirlerini sevmesine bağlıdır. Sevgi ve yardımlaşma toplum binasını ayakta tutan iki direktir. Sevgi ve yardımlaşma birbiriyle etkileşim halinde olan iki kavramdır. Aslında kâinatın işleyişine bakacak olursak her yerde bir yardımlaşma ve sevgi sistematiğinin devrede olduğunu görürüz. Sevgi ve yardımlaşma aynı zamanda hayat motorunu çalıştıran ve harekete geçiren yakıtlardır. Bu sistemin bozulduğu yerde olumsuzluklar baş gösterir. Hesapta olmayan ve baş edilmeyecek korona gibi virüsler ortaya çıkar. Sağlıklı bir hayat akışı için sevmesi gereken sevmeli, yardım etmesi gereken yardım etmelidir. Birbirimizi seversek ve yardımlaşırsak bu tekerlek hiçbir zaman kalmaz tümsekte. Yarın da bizim olur, ebed de bizim olur.[1] Güneş ışığıyla, gökyüzü yağmuruyla toprağa yardım eder ot, bitki, sebze, meyve ve benzer ürünler bitirir. Yerin bitirdiği bu ürünlerden herkes bir şekilde yardımlaşma sistematiği içinde yararlanır. Her biri diğerine… Çiftçi pazara, pazarcı dükkân-marketlere, oradan sofralarımıza… Bir yardım sistematiği böylece sürüp gider. Aslında geniş bir bakış açısıyla bakarsak her şeyin insana çalıştığı görülecektir. Ve böylesi bir düzendir sürüp giden... Bu yardımlaşma zincirinin olması gereken son halkası insanın insana yardım etmesidir. İnsan, insana yardım etmediği zaman olumsuzluklar baş gösterir. Düzensizlikler oluşur. Avrupa ülkelerindeki sosyal yapı, ne yazık ki bizim yapımızdan daha sağlıklıdır. Bunun sebebi de, oradaki yardımlaşma sisteminin bizimkinden daha sağlam olmasındandır. Oralarda yönetim yaptığı sosyal desteklerle adeta bir zekât dağıtım müessesi görevi görmektedir. Bizde millet zekatını verseydi sosyal iklim değişirdi. Gel de Ali Şeriati’nin sözünü hatırlama! “Batıya gittim İslam’ı gördüm Müslümanlar yoktu. Doğuya geldim Müslümanlar vardı, İslam yoktu.” Kalite varsa işler yoluna, kalite yoksa işler yokuşa girer, sapa sarar. Korona şimdi yeni bir dünya düzeni oluşturuyor. Bakalım sonuç en olacak? Görelim Mevla’m neyler neylerse güzel eyler. Yukarıda verdiğimiz genel örneği insan özelinde değerlendirirsek şunu söyleyebiliriz. İnsan yaşamını döndüren en önemli dinamik de yardımlaşmadır. Biri ayakkabı satar, biri gıda üretir, biri inşaat yapar, biri şoförlük yapar vs. Yaşam çarkını döndüren böylesi bir yardımlaşma sistemi de vardır. Bizleri bu günlere getiren en önemli unsur da anne-babamızın yardımlaşmasıdır. Yardımlaşmanın olduğu yerde üretim, bereket ve hareketlilik vardır. Yediğimiz bal, marketten manavdan aldığımız meyve, gıda, elimizdeki telefon, evimizdeki televizyon bilgisayar da bir yardımlaşmanın eseridir. Yardımlaşmanın olduğu her yerde işlerlik, yardımlaşmanın kesintiye uğradığı yerde de bir sıkıntı vardır. Yardımlaşma dinamiğine nereden bakarsanız bakın, merkezde insan olduğunu göreceksiniz. Bediüzzaman’ın dediği gibi “Kâinat hayata, hayat insana bakar” Tek cümleyle özetleyecek olursak; hayat yardımlaşmayla vardır. İnsanın fıtratında düşene yardım etmek vardır. Ve bu fıtratın bir sonucu olarak aslında yardımlaşmanın bizi mutlu edeceğini göreceğiz. Mutlu olmak isteyene bir formül olarak şunu söyleyebiliriz. Mutlu et, mutlu ol.  Aslında yardımlaşma, imanın bir gereğidir. İmanın bir tadı var mı diye merak edenlere diyebiliriz ki; yardımda bulunduğunuzda aldığınız tat imanın tadıdır. Fıtrat gereği vermek mutlu kılar, almak değil. Ayrıca vermede Allah’a yaklaştırma hissi vardır. Bu da ayrıca bizi mutlu kılar. Şayet yardımlaşma konusunda bir zafiyetimiz varsa bu fıtratımızın ve bağlantılı olarak imanımızın zarar gördüğüne işarettir.  Anayasamız Kur’an-ı Kerim’de hayattaki sistemin bozulmaması için bizi uyarmaktadır. “İyilik ve takva üzerine yardımlaşın; günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın”  Ayrıca yapılacak yardımlar işe yarar yardımlar olmalıdır.  Gerçekten de işe pek yaramayacak şeyleri vermek kişinin prestijine, saygınlığına zarar verir. “Ey iman edenler kazandıklarınızın en güzellerinden ve helallerinden sizin için yerden çıkardığımız şeylerden infak edin. Göz yummaksızın alıcısı olmayacağınız aşağılık şeyleri vermeye yeltenmeyin. (Bakara 267)” Sadece bu ayeti ve hikmetini anlayıp uygulayabilseydik bugün yaşadığımız birçok sosyal ve psikolojik problemi yaşamıyor olacaktık. Sadaka vermenin, infak etmenin de bir yolu yordamı vardır. Rencide etmemek, onurlarını kıracak sözler sarf etmemek gerekir, vermekle onları kendi kontrolümüze almaya çalışmamalıyız. Yukarıda yardımlaşma ile sevginin etkileşim halinde olan iki kavram olduğunu söyledik. Şayet yardımlaşma usulüne uygun yapılmasa başa kakılsa, eziyet unsuru haline getirilirse kin doğurur.  “Ey iman edenler! Malını sırf insanlara gösteriş olsun diye infak eden, Allah’a ve ahiret gününe inanmayan bir kimse gibi, sadakalarınızı başa kakmakla ve eziyet etmekle boşa çıkarmayın”(Bakara: 264) Allah’u Teâlâ aslında o fakire vermek üzere o zengine mal bahşetmiştir. Dolayısıyla zenginin malında fakirin hakkı vardır. Bu senin hakkındır, diye bir bildirimde bulunmak belki de işin süsü olur. “Onlar ki, dilenene ve yoksula (verilmek üzere) mallarında bilinen bir hak vardır. (Mearic 24) Ne diye başa kakıyorsun ki! Başa kakılacaksa vermemek daha evladır. Zaten vermekle kendini günaha sokuyorsun. Ona eziyet etmekle kinini celb ediyorsun ve toplumsal yapıyı zedeliyorsun, milletin psikolojisini bozuyorsun. Çocuklarımızın yanında zekâtımızı ve sadakalarımızı vermeliyiz ki onların fıtratlarını muhafaza edelim. Onlara yardımlaşmayı öğretelim. Allah’u Teâla “Kendilerine rızık olarak verdiğimizi Allah yolunda harcarlar.” Ayet-i kerimesini bize adeta bir ipucu olarak verip kendimizi test etme imkânı da vermektedir. Birçok ayet-i kerimede namaz ve zekât beraber zikredilir. Bu iki ibadet ruhsal ve sosyal hayatımıza bakar. Toplumumuzun büyük çoğunluğunun ruhsal ve sosyal problemleri olduğu düşünüldüğünde yardımlaşmaya ne kadar da ihtiyacımız var. Yardımlaşma, paylaşma başkasının derdiyle dertlenme Kur’an’ın ve dinimizin bir öğretisidir. Yardımlaşma imanın tezahürüdür. “Allah cömerttir cömertleri sever. Yarım hurmayla da olsa kendinizi cehennem ateşinden koruyunuz. Komşusu aç iken kendisi tok yatan bizden değildir” Hadis-i şeriflerini bilmeyenimiz yoktur. Şehirleşme tarzımız, yardımlaşma sistemimize ağır bir darbe vurmuştur. Daha önceki yaşam tarzımızda zengin fakirlerden haberdardı ve bir şekilde yardım da ederdi. Şimdi zenginler fakirlerden haberdar değil. Zenginler güzel iyi yerlerde araziler alarak sitelerde belirli yerlerde bir araya geldiler. Koloniler oluşturdular, bir araya gelerek fakirleri fakir mahallelerde bıraktılar. İç içe iken en azından hallerini görüyorlardı. Kendilerine ayırdıkları özel mekânlarına gittikten sonra fakirleri tümden unutuverdiler. Şu semt zenginler semti… Kimse orada ev alamaz, kimse orada ev kiralayamaz, kiralar şu kadardan başlıyor. Zengin ve fakir birbirlerinden uzaklaştıkça uzaklaştılar. Zenginler fakirleri bırakıp gittiler, kimse artık fakirin halinden haberdar değil. Zenginler fakirlerin kendilerini Allah’a yaklaştıran vesileler olduğunu unuttular. Toplumsal yaşam hayal oldu, masal oldu. Bireysel yaşam gözde oldu. Konu karmakarışık… Biri çıkıp da bu işin kitabını bir yazsa! [1] Allah Necip Fazıl Kısakürek’e rahmet eylesin.
inzar

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS