Allah (cc), biz Müslümanlara birtakım sorumluluklar tevdi etmiştir. Bunlardan önemli bir tanesi de yakın akrabalarımıza karşı olan sorumluluklarımızdır. Resulullah (sav)’in davetini, yakın akrabalarından başlattığını ve akrabaları üzerinde hassasiyetle durduğunu biliyoruz.
İçinde yaşamış olduğumuz toplumda bu sorumluluğun daha çok önem arz ettiği muhakkaktır. Zira bu toplumda insanlar, İslami nasihat ve öğütlerden yeterince istifade ettirilmemiş ve mahrum bırakılmışlardır. Toplumda münkeratın gelmiş olduğu boyut göz önünde bulundurulduğunda, bu sorumluluğun ehemmiyeti daha iyi anlaşılacaktır. Bugün haramın ve kötülüğün kıskacında olmayan, haram ve kötülük tehlikesi ile karşı karşıya olmayan bir tek insanımız mevcut değildir. Biz Müslümanların başta yakın akrabalarımıza el atıp onları münkerat ve masiyetin kıskacından kurtarma ve onları İslam’ın selamet ortamına taşıma sorumluluğumuz vardır. İnsanlarımıza el atmamamız durumunda, onları şeytanın kucağına terk etmiş olacağız. Şeytanın kucağına terk edileceklere, şeytanın yapacağı şey ise şu olacaktır: “Onun (şeytanın) hakkında şu yazılmış (takdir edilmiş)tir: “Kuşkusuz kim onu dost edinirse muhakkak o, onu saptırır ve alevli ateşin azabına sevk eder.” (Hac: 4)
Akrabalarımıza sahip çıkmamamız durumunda şeytanın tuzağına düşecek ve şeytan, tuzağına düşen insanın, cehenneme sürükleyinceye kadar yakasını bırakmayacaktır. Hiçbirimiz, akrabalarının cehenneme girmelerine razı olamaz. Onları cehennem yolundan çevirmek, ebedi bir helakten kurtarmak için büyük bir seferberlik içinde olmalıyız. Onlara karşı merhamet kanatlarını germeli, şefkatin en büyüğünü göstermeliyiz. Akrabalarımızı İslam’ın sahili selametine çekmek için mevcut bütün imkânları kullanmalı ve büyük bir fedakârlık örneği göstermeliyiz.
Müslümanlar olarak, ailelerimize ve akrabalarımıza karşı İslami sorumluluğumuzu hakkıyla yerine getirmeye çalışacağız ki onlara karşı görevimizi yerine getirmiş olalım, insanlarımızı bu perişan halden kurtaralım. Bu konuda ihmalkâr davrandığımız açıktır. En yakın akrabalarımız bile dinsiz sistem, mürtet örgüt ve grupların kucağına düşmüş ve İslam’dan koparılmışlardır. Bu olup bitenlerden dolayı Müslümanlar olarak bizlerin kabahatinin olmadığını söyleyemeyiz.
Bunca zamandır ihmal ettiğimiz akrabalarımıza daha bir merhametle dönme ve onları İslam’ın kucağına çekmekle belki başımızı eğmeden Rabbimizin huzuruna çıkabiliriz. İnsanlarımız Kur’an’ın nurundan mahrum bırakılmışsa onları bu halden kurtaralım. Aksi halde Rabbimize hesap veremeyiz: Akrabalarımızı ateş çukuruna düşmekten kurtaralım ve onlara İslam’ın rahmet elini uzatalım. Akrabalarımızın çocuklarını, İslami eğitim programlarımıza dâhil etmemiz gerekiyor. Kadın erkek, yaşlı genç bir bütün olarak kendi çalışma programlarımıza dâhil edilmeleri lazımdır. Bu konuda ısrarcı olmamız ve Allah’ın inayetiyle mutlaka başarmamız gerekir. Şayet akrabalarımızı cemaatin rahmet kanatları altına almazsak, dünya ve ahiretlerinin selameti için emin olmamız çok zor olacaktır.
Rabbimize şükürler olsun, şu an kollarınızın uzanmadığı ve kucağınızın açılmadığı hiçbir alan yoktur. Siyasi, sosyal, eğitim vb. alanlarda insanlarımızın faydasına olacak çalışmaların içindesiniz. Tek hedefimiz insanlarımızın dünya ve ahiret saadetlerine ve kurtuluşlarına katkı sunmaktır. Bunun dışında hiçbir hedefimizin olmadığına Rabbimiz şahittir. İnsanlarımızı ve özellikle akrabalarımızı bu çalışma alanlarına çekmemiz ve bu selamet ortamında tutmamız gerekmektedir. Oluşturulan bu mübarek ortamlar, insanlarımızın, İslam’ın sınırları içinde kalmaları için bir emniyet ve güvencedir.
İnsanlarımızı bu mübarek ortamlara taşıma noktasında daha ciddi bir çaba içinde olmamız ve bu konuda elimizi çabuk tutmamız gerekir. Zira ömrümüz su gibi akıp gitmektedir. Ecel yakamıza yapışmadan İslami sorumluluklarımızı yerine getirme konusunda daha ciddi mesafeler kat etmemiz gerekmektedir. Toplumumuzun içinde bulunmuş olduğu bu vahim duruma İslami bir çare bulmadan, aile ve akrabalarımız başta olmak üzere insanlarımızın salâhına yönelik gözle görülür bir iyileşme gerçekleştirmeden Rabbimizin huzuruna gitmemiz durumunda, mahcubiyet içinde olacağımız muhakkaktır. Rabbimizin şu uyarısı konusunda çok daha dikkatli ve hassas olmamız gerekmektedir: “… De ki: Gerçekten hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü hem kendilerini, hem de ailelerini ziyana sokanlardır. Bilesiniz ki, bu apaçık hüsrandır. (Zümer: 15)
Bir İslam davetçisi için en uygun alan, akrabalarının bulunduğu alandır. Bu alana rahatlıkla girebilir ve çok verimli bir çalışma gerçekleştirebilir. Bu imkân, bir davetçi için iyi değerlendirilmesi gereken bir fırsattır. Akrabalık hukuku ve hürmeti de işin içine girdiğinde, bir davetçi için asla ihmal edilmemesi ve değerlendirilmesi gereken bir alandır. O zaman, dava adamı ve İslam tebliğcileri olarak, akrabalarımıza ve yakınlarımıza daha bir ciddiyetle ve fedakârlıkla yönelmemiz ve Resulullah (sav)’in akrabalarına buyurduğu gibi: “Benim bütün maddiyatım/dünyam sizin emrinizdedir. Dilediğiniz gibi kullanabilirsiniz…” diyebilmeliyiz. Akrabalarımızla, sıla–i rahmi daha bir güçlendirmeli ve onları, camiamızın o rahmet dolu kucağına taşımalıyız. Akrabalarımızla kırgınlıklarımız varsa mutlaka bunu tamir etmeli ve aramızı düzeltmeliyiz. İhtiyaç sahibi olanlar varsa imkânlarımız dâhilinde ihtiyaçlarına eğilmeli ve sorunlarına ortak olmalıyız.
Akrabalarımızdan sorumlu olduğumuzu ve onlardan taraf sorguya çekileceğimizi asla hatırımızdan çıkarmamalıyız. Allah (cc) tarafından hesaba çekilmezden önce bugün hesabımızı iyi yapmalı, akrabalarımızın hak ve hukukuna azami riayet etmeli ve onların kurtuluşuna vesile olmaya çalışmalıyız.
Akrabalarımıza karşı sıla–i rahmimizi yapar ve onları, İslami ortamımıza, o rahmet ortamına çekip dünya ve ahiret selametlerini temin etmeye çalışırsak, inşallah Rabbimizin şu müjdesine nail olmuş oluruz:
“Onlar, Allah’ın ulaştırmasını emrettiği şeyi ulaştırırlar (sıla-i rahim yaparlar). Rablerinden ürperirler ve kötü hesaptan korkarlar. Ve onlar, Rablerinin rızasını arzu ederek sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak ederler ve kötülüğü iyilikle savarlar. İşte onlar var ya, (ahiret) yurdunun (güzel) akıbeti onlar içindir. (O güzel akıbet) Adn cennetleridir. Oraya babalarından, zevcelerinden ve zürriyetlerinden/çocuklarından salih olanlarla beraber girerler. Melekler de her kapıdan yanlarına girerler (ve derler ki:)Sabrettiğinizden dolayı size selam olsun! O yurdun (dünyanın) akıbeti (olan bu cennetler) ne güzeldir!” (Ra’d: 21–24)
Rabbimiz bizleri tüm sorumluluklarımızı en güzel şekilde yerine getirenlerden eylesin.
Allah’a (cc) emanet olun.
Başyazı / İnzar Dergisi – Şubat 2013
Başyazı