İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Ya Temizleyip Felaha Ermiş Ya Da Örtüp Helak Olmuştur

2012-11-09
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Tüm müfessirlere göre Mekki olan Şems suresinin bu ayetleri &`;Biz ona eğri ve doğru iki yol gösterdik" (Beled 10) ve "Ve gerçekten Biz ona yolunu gösterdik. O ya şükredicidir ya inkâr edicidir." (İnsan 3) ayeti ile beraber İslam`ın, insan psikolojisi hakkındaki temel görüşünü oluşturur. Bu ayet, insanın karakterinin ve mizacının çift yönlülüğünü ifade eden ayetlerin tamamlayıcısıdır…” der Şehid Seyyid Kutub…

وَنَفْسٍ وَمَا سَوَّاهَا  ﴿٧﴾  فَأَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوَاهَا  ﴿٨﴾  قَدْ أَفْلَحَ مَن زَكَّاهَا  ﴿٩﴾ وَقَدْ خَابَ مَن دَسَّاهَا﴿١٠﴾

“Nefse ve onu hikmetle tesviye edene yemin olsun ki: ona fücurunu da takvasını da ilham etmiştir. Artık her kim onu tezkiye etmişse felah bulmuştur. Kim de onu örtmüş (günahlara daldırmış) ise heba olmuştur.”(Şems 7-10)

Tüm müfessirlere göre Mekki olan Şems suresinin bu ayetleri “Biz ona eğri ve doğru iki yol gösterdik" (Beled 10)  ve "Ve gerçekten Biz ona yolunu gösterdik. O ya şükredicidir ya inkâr edicidir." (İnsan 3) ayeti ile beraber İslam’ın, insan psikolojisi hakkındaki temel görüşünü oluşturur. Bu ayet, insanın karakterinin ve mizacının çift yönlülüğünü ifade eden ayetlerin tamamlayıcısıdır…” der Şehid Seyyid Kutub…

Nefiste iki esas kuvve; eşit, dengeli/imtihan sırrına halel getirmeyecek bir ölçü ile yaratılmıştır. Nefsin bu kuvveleri ise; 1- Onu saplantı ve dalalete sürükleyen fücuru, 2- Onu ‘keyfe ma yeşe’ bir şekilde yaşamasından, Allah (cc)’ın hudutlarına dayanmaktan sakındıran takvasıdır. Artık bu iki kuvveden hangisini öncelerse ona göre bir konumda yer almış olur. Ya ebedi şekavet /heba olma, kendisine verilmiş, meleklerde dahi bulunmayan onca yetinin heba edilmiş olmasının sorumluluğu ya da emanete riayet etmek suretiyle “emin” olarak felah bulma, hatta daha öte, bir şaheserde bulunan noksanlıkların tekmil edilmesi, kirlerin giderilmesi gibi halife sıfatına haiz olarak ebeden felaha erme.

Bu, İslam’ın insan psikolojisi / halet-i ruhiyesi / Nefsi hakkındaki temel görüşüdür.

Bununla beraber kanaatimizce surenin başından başlamak suretiyle kasem edilen, güneş ve onun aydınlatması veya duha vakti, ay ve onun mehtabı, yer ve onun şekli yapısı, gündüz ve onun tecellileri, gece ile onun örttüklerinin insan nefsi ile ilişkili olduğu ve nefsin bunlardan bağımsız olmadığı yönündedir. Hatta bu sayılan unsurların insanın nefsini temizlemesi veya onu örtmesi( günahlara daldırması veya yeteneklerini köreltmesi suretiyle atıl bırakması) sürecinin üzerinde önemli etkilerinin olduğudur. Dolayısıyla bu unsurların hakikatinin, psikolojik ve ruhi etkilerinin ortaya çıkarılıp ona göre olumlu etkilerinin tesirinin artırılması, olumsuz etkilerine karşı ise tedbirlerin geliştirilmesi gerektiği yönünde gizli bir telkinin olduğu kanaatini taşıyoruz.

وَنَفْسٍ وَمَا سَوَّاهَا  Nefs; Araplar tarafından ruh ve kişinin kendisi manalarında kullanılmaktadır. Burada nefs ile kast edilenin Hz. Adem olduğunu söyleyenler olsa da bütün nefisler olduğu konusundaki görüş tercih ediliyor ki; ‘her kim onu temizlerse’ ibaresi de bu görüşü destekliyor. سَوَّا belirli bir düzen içinde şekillendiren manasındadır. مَا ise mevsul مَا sıdır. من’e tercih edilmesi ise Allahu Teâlâ’nın zatına dikkat çekmekten ziyade sıfatlarına dikkat çekmek istemesi hikmeti dolayısı iledir, diyor Zamahşeri. Dolayısıyla surenin birinci ayeti ile beraber şöyle bir mana içermiş oluyor; “Göğe ve onun yüce ve kudret sahibi yaratıcısına; nefse ve onun hikmeti apaçık olan düzenleyicisine yemin olsun.” Mizan’ın sahibi ise; “Nefse ve onun hulkiyetini tertiple yapan, azalarını intizamlı kılan, kuvvelerini dengeli yaratan kudret, ilim ve hikmet sahibine yemin olsun ki…” diye tevil eder.

Kurtubi Allahu Teâlâ’nın nefse yemin etmesinin hikmeti olarak; nefiste bulunan ve Allahu Teâlâ’nın sanatına ve kudretine delalet eden acayip sıfatlar olduğunu belirtir.

فَأَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوَاهَا  Mücahid; takvasını ve fücurunu öğretti, yani: “takvaya giden yolları da fücura giden yolları da ona öğretti” şeklinde yorumlarken İbn-i Cübeyr; “takva ve fücuru nefsin ayrılmazları olarak var etti” şeklinde yorumlamıştır. Fücur ve takvayı ise; Mücahid, şekavet ve saadet, İbn-i Abbas, hayır ve şer, Dahhak; taat ve masiyet olarak yorumlamış. Dördüncü bir yorumlama da yapılıyor ki bu da; korku ve iştiyaktır. Zira hem takva ve hem de fücur, korku ve iştiyak sıfatlarıyla elde edilir. El-Ferai; Mücahidin görüşü doğrultusunda görüş ifade edip وهديناه النجدين  (Beled: 10) ayetini buna delil olarak gösterir. Muhammed b. Ka’b ise; “Allahu Teâlâ kuluna, hayır dilediği zaman ona hayrı ilham eder o da onu işler, kötülük dilediği zaman ise ona şerri ilham eder, o da onu işler” demiştir. Buna benzer bir görüş de İbn-i Abbas’tan rivayet edilmiştir ki şöyle der; takva sahibi mü`mine takvası, facire ise fücuru ilham edilmiştir ki bu manayı destekleyen bir rivayet Müslim’in Sahihinde Ebu Esved ed-Düeli’den o da Umran bin Husayn’dan rivayet edilmiştir.

Cubeyr, Dahhak’tan o da İbn-i Abbas(r.anhüm)’tan şöyle bir rivayette bulunurlar. Hz. Resulullah (s.a.v) bu ayeti okudukları zaman; “رفع صوته بها، وقال: «اللهم آتِ نفسِي تقواها، أنت ولِيها ومولاها، وأنت خيرُ من زَكَّاها”(Seslerini yükselterek; Ey Allah’ım! Nefsime takvasını ver. Şüphesiz Sen onun Mevlasısın ve Sen onu tezkiye edenlerin en hayırlısısın!) diye dua ederdi.

قَدْ أَفْلَحَ مَن زَكَّاهَا  Kurtubi Züccac ile beraber bu ayetin kasemin cevabı olduğunu söylemişlerdir. Kasemin cevabının başındaki ‘lam’ ise lafzın uzamasından dolayı hazf olmuştur. Zamahşeri ise; bu ve ardından gelen diğer cümlenin itiradi(ara) cümle olduğunu, kasemin cevabının ise hazf olduğunu söylemiştir. Takdiri ise şöyledir; “Göğe ve şuna şuna şuna … yemin olsun ki, Semudu helak ettiği gibi eğer küfür ve inatlarında devam ederlerse Mekke ahalisini de helak edecektir.” demiştir.

أَفْلَحَ kurtuluş/kazanç elde etme manasındadır. مَن زَكَّاهَا İbn-i Abbas; Allahu Teâlâ’nın ibadet ihsan etmek suretiyle nefsini temizlediği kimse, diye açıklar ki Kurtubi de bunu alır. Aynı şekilde kendi nefsini taat ve salih amelle tezkiye eden şeklinde yorumlayan da vardır. Zamahşeri ise mu’tezilî görüş doğrultusunda “her kim ki nefsini ibadetlerle temizlemişse” diye yorumlar ki, burada asıl fail kişinin kendisidir der ve kader düşüncesini öne çıkaranlara karşı buradaki ayeti gramer kuralları ile birlikte delil olarak getirir. Oysa Sahih-i Müslim’de Ebu Esved ed-Düeli’nin Umran bin Husayn’dan yaptığı rivayet, burada zımni bir kader anlayışının olduğunu ifade etmektedir.

Nefsin tezkiyesinin alametleri olarak alimler şöyle bir açıklama getirmişlerdir. Kıyamet günü Allahu Teâlâ mü`min kullarından beş şey talep edecektir; 1- Nimete karşılık şükrü, 2- Sıkıntıya karşılık sabrı, 3- Sıhhate karşılık salih amellerde bulunmayı, 4- Günahlara karşılık tövbeyi, 5- Amellere karşılık ihlası… her kim ki bunlarla Allah (cc)’ın huzuruna gelirse felah bulmuştur, her kim de bunlarla gelmemişse hüsrana uğramıştır ve kaybetmiştir.

  وَقَدْ خَابَ مَن دَسَّاهَاburadaki دَسَّا nin aslı دسّس dır ki bu da bir şeyi bir şey ile örtmektir. Bu kelimenin kullanılmasının sebebi facir ve günahkârlar, kendi nefislerindeki Allah (cc)’ı bulma, kemale doğru yol alma yetilerini günahlarla örtmüş, onları işlevsiz bırakmışlardır.

Nefsin halleri ile ilgili olarak irfan ehli şöyle bir tasnif yapmıştır:

1-      Nefs-i Emmare: Kötülüğü emreden ve bundan zevk alan nefise denir. Nefs teskiyesi kademelerinden ilkidir. Bu temizlik yedi kademede gerçekleşir. Îlk kademede nefsin temizliğine henüz başlandığı için nefste 19 afet mevcuttur. Onun için bu kademede nefs henüz arınmadığı için kötülüğü emreder. Genelin sahip olduğu nefis, "Nefsi natıka"dır. Nefsi emmare, bir makamdır. Tahkiki iman noktasıdır. Bu makamda küfür afetinin olamayacağı bilinir; ama nefsin diğer afetleri mevcuttur.

2-      Nefs-i Levvame: Kötülük yaptığında bundan pişman olup af dileyen nefse verilen isimdir. Eğer bir Mürşidin terbiyesi altında olmasa belki yüz yıllık bir ibadetle bu makama ulaşılmayabilir. Bu makamdaki hak yolcusu salik; işlediği masiyetlere pişman olup istiğfar eder. Her an, nefsini ayıplayıp ağlar.

3-      Nefs-i Mülhime: Bu nefsin sahibi ettiği masiyetlere bir daha dönmemek üzere tevbe edip Allah`ın yasak ettiklerinden bütünüyle kaçar. Allah`ın verdiği emirleri de yerine getirmektedir. Ettiği zikrin lezzetini de duyar. Nefs, yavaş yavaş Allah`tan ilhâm almaya baslar.

4-      Nefs-i Mutmainne: Bu mertebede nefs, tatmin olmuş, şüphelerden arınıp rahatlamıştır. Nefs teskiyesi kademelerinden dördüncüsüdür. Nefs daha önceki kademede Allah`tan aldığı ilhamla (yardımla) doyuma ulaşır. Mesela bu kademede insan, nefsin hırs adındaki afetine galip gelerek o afeti devre dışı bırakabildiği için, anlar ki Allah`ın onun için ihsan ettiği şeylerin o ana kadar farkına bile varamamıştır. Bu kademede ise farkına varıp doyuma ulaşır.

5-      Nefs-i Radiye: Rahman suresinin 26. ve 27. ayetlerinin manasının hakikatine varmış nefistir. Bu makamda nefis kaza ve kaderinde olan işlerin tümüne razı olur. Bir an dahi, Allah`ın rızasından ayrılmaz. Dünya ve âhiret için olan cümle gayelerinden vazgeçer.

6-      Nefs-i Marziyye: “Razı olunmuş nefs” demektir. Salikin hali, pak şeriatın emrine boyun eğmektir. Şeriatın emrini yürüttüğünden, her davranışı, her duruşu, Resulüllah Efendimizin emrine boyun eğmektir. Dolayısıyla bu nefis sahibinden Allah (cc) razı olmuştur. Binaenaleyh tüm mahlukat da kendisinden razıdır.

7-      Nefs-i Kamile: Seçkin, saf, temiz, olgunluğa ermiş Nefstir. Mürşitlerin nefsinin karşılığıdır. Bu mertebeye yedi kademenin sonunda erişilir.

Faruk Hamza / İnzar Dergisi – Kasım 2012

 


Faruk Hamza

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS