Dünya hayatı nedir? diye bir soru sorulsa bunu bir cümle ile şöyle cevaplamak mümkün olsa gerek; “Dünya hayatı, mücadele ve teq û reqtir.” Şöyle çevremize bakalım; her yerde bir cehd, bir çalışma, bir mücadele, bir teq û raq görürüz.
İşte bu mücadele sahası içerisinde kimisi zengin olur, kimisi fakir olur. Kimisi zayıflar, kimisi şişmanlar. Kimisi, başını ve maşını açar, kimisi örtünür, kapanır. Kimisi örtünme ayetini esas alır, “Başörtüsü talih kuşudur her başa konmaz” der, örtünür. Kimisi ayet-i kerimeyi de takmaz, başörtüsü başına ve imanına bar olur, başörtüsünü takmaktan vazgeçer. Bacımın örtüsü bazen rezilin gözüne, bazen de rezilin kafasına ve yüzüne batar. İnsanlar âleminin mücadele sahası her türlü insan ile doludur. Günün başında iman edip, günün sonunda inkâr eden takım bile bu âlemde vardır.
Ne zaman görüş, düşünce, tarz, din değiştirenlerle karşılaşırsam aklıma Beled Suresi gelir ve içimden “Cehennema we kirî(Cehenneme kadar yolunuz var)” derim.
“İnsanoğlu kimsenin kendisini görmediğini mi sanıyor? Biz ona iki göz, bir dil, iki dudak vermedik mi; iki apaçık yolu (hayır ve şer yollarını) göstermedik mi” Beled 7-11
Ayet-i kerimenin delaletiyle Allah celle celalûhû insanlara cennete gitme yolunun ilmini de, cehenneme gitme yolunun ilmini de öğretmiştir. İsteyen karnesini istediği gibi doldurur. Doğru yolu da, sapkın yolu bulmada da ona duyular vermiştir. İyilik yapma, kötülük yapma yeteneği vermiştir. (Şems Suresi). Bununla kalmamış aynı zamanda onlara bu yolda yürüme gücü ve imkânını da vermiştir. Cennet veya cehenneme gitmek isteyene sakat olsalar koltuk değneği de buldurur…
Hal bu iken, örtülüyken başını açana, göğsündeki iman vanasını açıp boşaltana, ben buyum malım budur diyene, taklacılar gibi her türlü takla atana, sadece gömlek değil, deri değiştirene, mahalle değil, belde değiştirene ne diye üzülelim ki…
Tercih meselesi…
Sûrede kebed kelimesi de geçmekte ve “acı, sıkıntı, baskı, imtihan vb.” anlamlara gelmektedir. İnsanoğlu dünya ilk geldiğinde bile bir mücadele sonucunda dünyaya gelir. Doğduğu günden ölene kadar başı belalardan, sıkıntılardan kurtulmaz. Doğarken geçtiği tünelde acılar ona yoldaş olur, ölünce de bir acıyla bu dünyadan ayrılır. Hayatın başı ve sonu acılardır. Dünyada acılar, sıkıntılar onun yoldaşı olur. İşte bu yüzden hayatın en kısa tanımı mücadeledir, dedik. Acılarla, sıkıntılarla, ihtiyaçlarla mücadele…
Bu acılardan, sıkıntılardan ve ihtiyaçlardan Peygamber Efendimiz de hali değildir. Yani Peygamber Efendimizin de başı teq û raqlerden kurtulmamış, bir saadet havası oluşturana kadar cins insanlardan çok çekmiştir.
Namaz kılarken namazı bırakanları da, günün başında iman edip, sonunda inkâr edenleri de, vitesi boşa atıp nihilizm yokuşuna pardon inişine arabalarını salanları da, faiz neden haram ola ki, zekât neden farz ola ki, deyip cehenneme doğru bir çırpınış içinde olanları da göreceğiz. Belki de bu tiplere yolunuz açık olsun deyip yolumuza devam etmemiz gerekir…
Madem bize bu duyular ve ilim verilmiş, biz de cennete gitmeye yol bulalım. Varsın şerit değiştirenler yollarına devam ededursunlar. Biz şimdiye kadar cennetin yolunun taşlı ve şose, cehennem yolunun kaymak gibi bir asfalt olduğunu biliyorduk. Cennet yolunun kestirme bir yolunu ve aynı zamanda sıcak asfalt dökülmüş bir yolunu buldum sizinle paylaşmak istiyorum…
Bir seferde Rasulullah aleyhi-s’selam ile birlikte bulunan Muaz B. Cebel şöyle der; “Rasulullah’a yaklaşıp ey Allah’ın elçisi! Bana öyle bir amel söyle ki beni hem cennete soksun hem de cehennemden uzaklaştırsın” dedim. Bana; “Ey Mû’az benden çok büyük bir şey istedin. Ama şu var ki, Allah’ın kendilerine kolaylaştırdığı kimseler için bu çok basittir. Allah’a ibadet etmeli, O’na hiçbir şeyi ortak koşmamalı, namaz kılmalı, zekâtını vermeli, orucunu tutmalı, Allah’ın evini ziyaret etmelisin” diye buyurduktan sonra bana: “Ey Mû’az sana hayır kapılarını göstereyim mi?” diye sordu…
Bu soruya kim “Evet” demez ki… Mû’az (r.a) da “Evet” demiş tabii ki… Bunun üzerine Rasulullah şöyle buyurmuştur: “Oruç kalkandır. Sadaka ise suyun ateşi söndürdüğü gibi günahları söndürür. Gece namazı salihlerin nişanıdır. İşin başı İslam’dır. Belkemiği namazdır. Zirvesi cihattır. Dilini tut”… Tam da burada Mû’az (r.a) araya girmiş: “Ey Allah’ın Resulü! Bizler konuştuklarımızdan sorumlu tutulacak mıyız?” diye sorunca Allah’ın Rasulu: “Annen seni kaybetmeyesice! İnsanlar dillerinin söyledikleri olmasa yüzüstü veya burunları üzerinde sürüklenerek cehenneme atılırlar mıydı?” diye buyurdu. (Tirmizi, Nesai ve İbn Mace)
Tam da burada “Cennet yolu kolay diye bizi bir noktaya yönlendirdin cennet yolunun asfalt olduğunu söyledin. Sadece dili tutma meselesiyle bile işi yokuşa sürdün, şoseye saptın” diyebilirsiniz. Hak vermemek elde değil. Arkadaş! Cennet yolunun zorlukları göz ardı edilemez. Cennet ucuz değil. Pahalıdır, hem de nasıl! Bir birikim ister kısacası…
inzar
inzar