İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Vahdet Yolunda Pratik adımlar

2013-08-12
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

İmam Şafii, Er-Risale adlı eserinde Müslümanlar arasında ihtilafın ve içtihadın cevazına ve hatta bazen vacip olduğuna dair kıbleyle ilgili olan, “Nerde olursanız olun yüzünüzü Kâbe’ye çevirin” ayetini delil olarak getirir. Belki birçok ...
İmam Şafii, Er-Risale adlı eserinde Müslümanlar arasında ihtilafın ve içtihadın cevazına ve hatta bazen vacip olduğuna dair kıbleyle ilgili olan, “Nerde olursanız olun yüzünüzü Kâbe’ye çevirin” ayetini delil olarak getirir. Belki birçok kimseye göre ayetin bu konuyla alakalı bir yönü görünmeyebilir. Fakat İmam Şafii hazretleri konuya açıklık getirdiğinde insan hayretler içinde kalıyor. İmam Şafii’nin Er-Risale adlı eserinde ele aldığı bu konu tek kelimeyle nefistir. Müslümanların vahdetine dair gerekli usul ve esasları, takip edilmesi gereken merhaleleri harika bir şekilde ortaya koyar. Biz bu yazımızda inşallah bu konu üzerinde duracak, mesajlarını serdetmeye çalışacağız.

İmam Şafii konuyu şu şekilde ele alır.

Denizde, çölde veya yağmurlu bir gecede yönleri tayin edemeyen aynı anda bir arada bulunan dört kişiden her biri ayrı ayrı Kâbe’nin bulunduğu yön konusunda içtihat yapmak zorundadır. İçtihat ederek Kâbe’nin dört yönden birinde olduğuna dair kendilerince karar verecek, daha sonra karar verdikleri yöne doğru namaz kılacaklardır. Ayet-i kerime, her şart ve ahvalde her zaman ve zeminde Kâbe’ye dönmenin farz olduğunu hükme bağlıyor. Yani böyle bir durumda içtihat etmeden, lalettayin bir yöne dönüp namaz kılmak caiz değildir, bu namaz geçersizdir. İllaki burada içtihat yapılarak bir yön tayin edilecek, ondan sonra oraya dönülerek namaz kılınacaktır. İşte bu, içtihadın hem caiz hem de yerine göre vacip olduğunun delilidir. Burada acayip olan bu dört şahıs birbirlerine uymak zorunda değildir. Herkes kendi re’yince içtihat ederek Kâbe niyetiyle farklı yöne dönerek namazını kılabilir. Aynı anda dördü de farklı yönlere dönerek namazlarını kılabilirler. Hepsinin namazı bu anlamda sahihtir. Bu da aynı zamanda Müslümanlar arasında ihtilafın caiz ve hatta kaçınılmaz olduğuna dair bir delildir.

Bu kanun hükmünde içtihattan şu sonuçları çıkarabiliriz.

-Müslümanlar arasında vahdetin sırrı, Müslümanların birbirlerine tahammül etmeleridir.

-Aynı anda farklı yönlere dönerek namaz kılanların tümünün namazı geçerlidir. Bunların içinden biri sadece kendi yönünün doğru olduğunu, geri kalanların yönünün yanlış olduğunu söylerse yön tayininde isabet etmiş olsa bile onun yönü yanlıştır ve onun namazı geçersizidir.

-Alametlerin belli olmadığı şartlarda Müslümanların ihlas ve niyeti esastır. Herkes kendince bir yön tayin ederek İslam’a hizmet eder. Birbirlerinin hizmetlerini dışlamadıkları takdirde tümünün ameli makbuldür. Sadece diğerlerini dışlayanların ameli geçersizdir.

-Vahdet, ancak gönüllerde ve ruhlarda bu anlayışın yerleşmesiyle tahakkuk eder. Farklı yönlerde bulunan bu dört kişinin kalpleri ve ruhları aynı tarafa yönelmiş olduğu için birdirler. Vahdet içindedirler. Buna mukabil aynı yönde görünen fakat kalpleri ve hedefleri ayrı olan kişilerin vahdet içinde olduklarından söz edilemez. Aksine bunlar ayrıdır, tefrika içindedir

Şimdi vahdet konusunda vahdetin ilkelerini belirlememiz gerekir. Buna göre vahdet konusunda şu ilkeler ortaya konulabilir:

-Vahdette hedef birliğinin zorunlu olması ilkesi

-Vahdette dairesellik ilkesi

-Vahdette ihtilafın mecburiyeti ve doğallığı ilkesi

-Vahdette bütünlük ilkesi

-Vahdette paralellik ilkesi

-Vahdette kesret ilkesi

-Vahdette nispet ilkesi

Vahdette hedef birliğinin zorunlu olması ilkesi, vahdet için çatı birliğinin değil, hedef ve amaç birliğinin aynı olması gerektiğini ifade eder. Böyle olmaması durumunda vahdetten söz edilemez.

Vahdette dairesellik ilkesi, küresel ve dairesel bir dine mensup olmalarının sonucu olarak bütün İslami hareketler neticede mutlaka birbirleriyle kesişir. Tümü aynı eksende dönerler. Bütün daireler birbirlerinin iç veya dış daireleridir. Genişleyen daire, başka daireleri alt küme olarak içine alır. Alt daireler kendilerini ayrı ve farklı görseler bile bu böyle değildir. Onlar kendilerini kapsayanların alt kümesidirler.

İhtilafın mecburiyeti ve doğallığı ilkesi, farklı yönlere dönerek hizmet etmenin bazen mecburi bir durum arzettiğini ifade ediyor. Müslümanlar için bu, her zaman iradeye bağlı bir durum değil, bazen kaçınılmaz şekilde böyledir. Nasların aynı anda eşit kuvvette ve çok sayıda manaya gelmesi bizi buna mahkûm ediyor. Binaenaleyh ihtilafın mecburi olduğunun kabullenilmesi ihtilafların vahdete engel olmasını önler.

Vahdette bütünlük ilkesi, kül’-cüz’ ilişkisini ifade eder. Vahdet için yüksek ve afakî bir bakış açısının olmasını gerektirir. Buna göre insan yüksek bir noktadan ve afaki bir bakış açısıyla bakabildiği ölçüde bütünlüğü görerek vahdeti kuşatır. Subjektif ve düşük noktadan baktığında ise bütünü değil, parçaları görür. Bu da onun zihninde vahdetin olmadığı vehmini oluşturur. Oysa burada vahdetin olmaması onun zihninde bütünlüğün olmamasından kaynaklanıyor. Bugün vahdet konusunda öne sürülen en yapay ve en sıkıntı veren handikaplardan birisi de budur. Buna göre vahdet ancak bütünlük içindeki bir bakış açısıyla müşahede edilir. Bu bakış açısı değişmeyen kimse, asla vahdettin tahakkuk ettiğini göremez. Sürekli ihtilaf olduğu vehmiyle sıkıntı çeker. Sadece kendi kendisini müşahede ederek, kendisini haklı görerek vahdeti ararken bizatihi kendisi ihtilaf unsuru olabilir.

Vahdette paralellik ilkesi, amelde değil hedefe kilitlenmede ve niyette olmalıdır. Buna göre amellerde paralelliği arayan kimse asla vahdet şuur ve motivasyonuna sahip olamaz. Zahirde, amelde paralellik olmadığı halde bir iş gerçekte paralel olabilir. Ama bunun böyle olduğunu insanın kabullenmesi ve bunu anlaması gerekir. Bu da vahdetin evvela zihinlerde tahakkuk ettiğinin başka bir delilidir.

Müslümanlar sahih bir hedefe halis bir niyetle kilitlendikleri takdirde farklı yönlere dönseler bile bu, birbirlerine sırt çevirmek değil sırt sırta vermektir.

Vahdet, Müslümanların birbirlerini veli kabul etmeleriyle gerçekleşir. İman ve ihlas ile aynı yöne yüzünü çeviren Müslümanlar zahirde birbirlerine yüz çevirmiş olsalar bile hakikatte birbirlerinin velisidirler. Vahdet içindedirler.

Vahdette kesret ilkesine göre bir şeyin çok sayıda olması farklılığı değil, tekrarı ifade eder. Yani bir şeyin çok olması onun farklı türlerini değil tekrarını ortaya koyar. Hakikat bu olmasına rağmen, vahdeti arayanların çoğunun zihninde kesret, tekrarı değil farklılığı ifade eder. Bu da vahdeti engelleyen sebeplerden biridir.

Vahdette nispet ilkesi; vahdetin zaman, zemin ve şahıs esasına göre değerlendirilmesi gerektiğini ifade eder. Allah (CC), “Herkesin bir yönelişi vardır, siz hayırda yarışın” buyurur. Bu ayet, vahdetin gerçekleşmesi konusunda çok mühim bir mesaj veriyor. Buna göre herkesin kendi şartlarına ve zamanına göre bir hizmet yönü olabilir. Her Müslümanın farklı bir gayreti olabilir. Hatta bunlar birbirlerine zıt da görünebilir. Örneğin bir yerde bazı kimseler tebliği esas alırken başka yerde birileri cihadı esas alabilir. Vahdette nispet ilkesi gereği bunları hayırda yarışmak olarak anlarsak bu, vahdete halel getirmez. Aksi takdirde vahdete aykırı bir durum olarak algılanır. Bu da vahdetin herşeyden önce zihinsel bir mesele olduğunu, bunun anlaşılıp içselleştirilmesi gerektiğini ifade ediyor.

Abdurrahim Güneş / İnzar Dergisi – Ağustos 2013
 

 


Abdulhakim Sonkaya

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS