İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

UTBE BİN GAZVAN (radiyallahu anh)

2022-07-25
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

SAHABE HAYATINDAN TABLOLAR “Allah’ın yanında küçük, kendi yanımda büyük olmaktan Allah’a sığınırım!” UTBE BİN GAZVAN (radiyallahu anh) Halife Hz. Ömer hem kızgın hem düşünceliydi. Karşısındakine bakıp bakıp iç dünyasında muhasebe yapıyordu. Savaşacak kimseyi bulmadığında Hızır gibi yetişmişti. Korkusuz ve salih bir insandı. Her iki sıfatın bir insanda bu kadar güzel bir arada olması nadirdi. Bu insana ihtiyacı vardı ve mutlaka valilik görevine devam etmesi gerekiyordu. Karşısındakine tekrar baktı. Onu kendinden korkan biri olarak görmüyordu. Gözlerinde adeta beni bu işten muaf tut ifadesini okudu. -Müminlerin Emirinin beni Basra valiliği görevimden muaf tutmasını diliyorum. -Hayır Utbe, hayır! Beni bu işe seçip yalnız bırakamazsın. Vallahi dönecek ve görevine devam edeceksin. Utbe bin Gazvan, Hz. Ömer’in ısrarları karşısında vazgeçmiyor, o da ısrarda bulunuyordu. Hz. Ömer ise oluşan kısa sessizlikte muhasebesine devam etti. Utbe, Basra valiliğini elinin tersiyle iterken ona talip çok insan vardı. Talip olana değil, uzak durana güveniyordu. Halktan biri, ancak halkın içinden çıkabilirdi. Halka üstten bakmayacak ve gurura kapılmayacaktı. Aklına Utbe’yi savaşa çağırdığı ilk zamanlar geldi. O gün, gelen istihbarat haberleriyle gözlerine uyku girmemişti. Yatsıdan sonra gece biraz dolaşmak istedi. Düşünüyordu ki İslam ordusu, İran askerlerini ne zaman kıstırıp yenecek olsa, ansızın yardım alıyor ve kurtuluyorlardı. Yaptığı istihbarat çalışmaları, ona Ubulle şehrini işaret ediyordu. Ubulle, bir tür lojistik ve askeri üs konumunda idi. İslam askerlerinin buna karşı durmasından çok, burayı fethederek ele geçirmeleri, her açıdan kazançtı. Kafasında türlü türlü düşüncelerle gece gece yürüyen Hz. Ömer, sorunu kökünden çözmeyi düşünüyordu. Böylece İranlıların hem askeri takviyesini hem de lojistik desteğini ortadan kaldıracaktı. Biraz rahatlar gibi olduysa da yeni bir soru işareti takılmıştı aklına: Yakın zamanda kabiliyetli olanları cihada yollamıştı. Az sayıda kimse kalmıştı çevresinde. Hem sayı olarak hem de komutan olarak… Aklına yaman biri gelmedi. Canı sıkıldı. Çevresine göz gezdirip gecenin karanlığında birini arıyormuş gibi dikkatlice bakıp durdu. Yaşlısı ve genciyle cihada gidenlerden kimler geride kalmıştı acaba? Gözlerinin önüne adeta film şeridi gibi gelen simaları düşününce, yüzüne bir gülümseme yayıldı. “Evet” dedi. “Galiba buldum.” Rahatlamış bir şekilde hafiflediğini hissetti. Üzerinden dağlar kalkmış gibiydi. Ertesi sabah, danışmanlarına durumu istişarede açtı ve Utbe’nin Ebva gazvesindeki başarılı casusluğunu, Bedirdeki cesaretini ve meşhur okçuluğunu hatırlattı. Az bir kuvvetle zaman zaman yaptığı kahramanlıkları da ekledi. Ayrıca iki defa hicret eden bir muhacir olduğunu da dillendirdi. Sonra: -Bana Utbe’yi çağrın, diye emir verdi. Durumu izah edip olumsuz bir tepki almayınca 310 kişilik savaşçılara komutan olarak atadı. Şartlar uygun olduğunda askeri takviyede de bulunabileceğini belirtti. Utbe’nin ordusu hareket etmeden önce Hz. Ömer, şu tavsiyelerde bulundu: -Ubulle bölgesine gidiyorsun ey Utbe! Allah’ın onlara karşı sana yardım etmesini iste. Çünkü orası düşman kalesidir. Önce halkı Allah yoluna çağır. Kabul etmeyenlerden cizye al. Vermeyi red ederlerse onlarla savaş. Sorumluluğun hakkında Allah’tan kork! Nefsinin seni kibirlenerek aldatmasına izin verme ki, sen Allah’ın peygamberiyle arkadaşlık edip izzet kazandın. Güçsüzken komutan oldun. Bu emirlik seni azdırmasın, ateşe düşürmesin. İkimizi de ondan korusun. * Küçük ordusuyla yola çıkan Utbe’nin askerleri içinde hanımı ve diğer askerlerin olmak üzere toplam beş de kadın vardı. Ubulle şehrine yakın sazlık bir bölgede durdular. Açıkmış olsalar da yiyecek aramak için çevreye yayıldılar. Çalılıklar içinde biri hurma diğeri küçük taneli sarı kabuklu taneler vardı. Bunların zehirli olmasından şüphelenilmişti. Ansızın bir at taneleri yiyip ölmeyince rahatladılar. Utbe’nin kızkardeşi zehirin etkisini kırmak için pişirilmesi gerektiğini söyleyerek tencere içinde ateşte pişirdi. Kabuklarından sıyrılan taneler pişti. Besmeleyle yeyince tanelerin lezzetli olduklarını gördüler. Meğer yedikleri pirinçmiş. Yokluk, toplumda bu derece etkiliydi. * Utbe, uzaktan Ubulle’ye bakınca girilmesi oldukça zor olan bir şehirle karşı karşıya olduğunu anladı. Dicle kenarındaki bu şehir, alınması gereken bir şehirdi. Düşman İranlılar, Ubulle’yi silah deposu olarak kullanıyordu. Öyle ki kalelerinin tüm burçları, gözetleme kuleleriyle donatılmıştı. Utbe düşündü: Adamları az, silahları basitti. Ancak Utbe, onlarla Allah için savaşacak ve tekliflerinden vazgeçmeyecekti. İnancı ve imanı bunu emrediyordu. Yine de savaş, hileden ibaretti. Düşmanı bir şekilde çok olduklarına inandırmak gerekti. Gözleri ordusundaki kadınlara takıldı. Gözlerinde bir şimşek çaktı. Hemen planını uygulamak istedi. Hazırlıklarını yapıp askerleriyle Ubulle’ye doğru at sürdüler. Kaledeki İranlı askerler, yaklaşanları görünce savaş hazırlıklarına başladılar. -Ordunun öncü birlikleri bunlardır, dediler aralarında. Tam o esnada dalgalanan sancaklarla uzakta beliren toz bulutu, büyük bir ordunun geldiğini haber veriyordu.  İranlı askerler, gözlerini faltaşı gibi açmış bakıyorlardı. Nedense birinin aklı başına geldi: -Öncü birliklerin arkasında, tozu dumana katan büyük bir ordu var. Bizim ise sayımız az. Dicle’deki gemilere kaçmalıyız. Yükte hafif pahada değerli olan eşyalarıyla gemilere koşmaya başladılar. Utbe, toz duman içinde gelen ordunun, düşman kalplere verdiği korkuyu görünce yaklaşan sancaktarların ordudaki beş kadın olduğunu görerek gülümsedi. Planı işe yaramıştı. “Biz şehre yaklaştığımızda siz tozu dumanı katarak geliniz” demişti kadınlara. Ubulle böylece düşmüştü. Ubulle alınıp şehre askerleriyle yerleşen Utbe, zaman geçtikçe elde edilen ganimet ve altın, gümüş gibi gelirlerin zararını gördü. Halk grup grup Ubulle’ye gelince rahatlık arttı. Askerlerin halktan etkilenmesi sonucu savaş azim ve gayretleri köreliyordu. Hemen Hz. Ömer’e düşündüğünü yazdı. Onay emri gelince: -Bana Mihcen bin Edru’yu çağırın, dedi. Mihcen’in mimarlığında yapılan planlamayla kamıştan bir cami yapıldı önce. Basra şehri temeli atılıp genişlemeye başlanınca, askerlerini yerleştirdi. Şehirdeki askerlerin kimi ev yaptı kimi de toprak sahibi oldu. Utbe ise bir çadırda yaşamaya devam etti. Bu gidişat için yüreği yanınca dini için dünyasından korkan biri olarak ahireti için dünyasından korktu. Halkı camiye toplayıp mükemmel olan hitabet yeteneğiyle şu konuşmayı yaptı: -Ey insanlar! Bir gün dünya yok olacaktır. Oradan siz de sonsuz bir yurda gideceksiniz. Oraya en iyi amellerinizi götürün. Bizim ağzımızı yara yapan ağaç yapraklarından başka bir yiyeceğimiz yoktu. Bulduğum bir hırkanın yarısını ben yarısını Sa’d, giymişti. Bugün ise herkes sorumluluk almış, bir yerin yöneticiliğini üstlenmiş. Allah’ın yanında küçük, kendi yanımda büyük olmaktan Allah’a sığınırım… Bu düşünceler içinde Valilik yaptığı bu şehirde artık vali olarak kalmak istemiyordu. Ahireti için korkuyor ve dünyadan çekiniyordu. Artık valilikten ayrılmalıydı. Yerine birini bırakıp Medine’ye/Halife’ye gitti bir gün ansızın. * -Affımı istirham ediyorum ey Emirel Müminin! Uyanır gibi kendine gelince Hz. Ömer, düşüncelerinden sıyrıldı. Utbe’nin hala ısrarlarını görünce, o da diretti. -Basra’ya görevinin başına dön ey Utbe! Israr etme. İstemeye istemeye ayakları kendisini sürükleyen Utbe, uzaklaşıp devesine bindi. Binerken sayıklar gibi konuşuyordu: -Beni oraya döndürme Allah’ım! Beni oraya tekrar döndürme!.. Fazla zaman geçmemişti ki, yol alan devesi aniden tökezledi. Ayakları adeta birbirine dolanan deve, yere kapaklandı. Utbe’nin ruhu, kabul olan bir duanın eşliğinde mavi atlas bir iklimde Rabbine yükseldi. Dünyadan kaçan Utbe, ahireti özleyen Utbe, dini için endişelenen Utbe, samimiyet denizinde yüzen Utbe, duası kabul olan Utbe… Selam olsun sözünde duranlara… Selam olsun Allah ve Resulünü sevenlere… Selam olsun Hz. Utbe’ye…  
inzar

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS