İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Ümmetin yeni bir Hutbeyi Şamiye’ye ihtiyacı var -3-

2020-11-12
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Üstad  Bediüzzaman Hazretlerinin İslam aleminin gerilemesine neden olarak gösterdiği bir diğer hastalık “Adavete muhabbet” yani düşmanlığı sevmek, ona muhabbet duymaktır. Üstadın sözünü ettiği bu hastalık, Müslümanlarda var olan ve onların duraklamasına, gerilemesine neden olan bir hastalık olması hasebiyle, normal şartlarda bir Müslümanda olmaması gereken bir haslettir. Bir Müslümanın bir Müslümana düşmanlık yapması, üstelik yaptığı bu düşmanlığa da muhabbet duyması… Mümin’in gıyabında onun sevmediği bir konuşmayı yapmanın dahi Kur’an’da ayet-i kerimeyle yasaklandığı ve bunun da ölen öz kardeşinin etini yemeye benzetildiği, mümine düşmanlık yapmak ve yaptığı bu düşmanlık işine de muhabbet beslemek ne kadar çirkin bir davranıştır. Bediüzzaman hazretleri bu hastalığa karşı önerdiği ilaç da muhabbettir. Adavetin, düşmanlığın ortadan kaldırılması, bunun yerine muhabbetin sevginin yerleştirilmesi gerektiğini vurgulayarak hutbesinde şunları söyler; “Muhabbete en layık şey muhabbettir. Ve husumete en layık sıfat husumettir.” Muhabbet o kadar kıymetli bir şey ki, muhabbete karşı verilebilecek değer de başka bir şey olmadığından ona verilecek karşılık da ancak muhabbettir. Mesnevide şöyle bir hikaye anlatılır: “Bir zaman, güzeller güzeli Hz. Yusuf’un kapısını bir dostu çaldı. Oturup uzun uzun konuştular. Dostu, Hz. Yusuf’a, kuyuya atıldığı zamanı sordu. Yusuf ona, başından geçenleri anlattı. Bir süre sonra Hz. Yusuf dostuna dedi: -Ey misafir dostum! Söyle bakalım bana ne hediye getirdin? Haydi, çıkar ver hediyeni! Misafir ise: -Sana hediye olsun diye çok şeye baktım. Ancak hiç birini uygun görmedim. Bir altın kırıntısı, bir altın madenine; bir damla su bir okyanusa hediye olarak götürülür mü hiç? Çok düşündüm ve sana bu aynayı getirmeyi uygun gördüm. Ey gözümün nuru, sen o aynaya baktıkça ve güzel yüzünü gördükçe umarım beni hatırlarsın.” Yusuf (as)’dan daha güzel kimse olmadığı için ona verilebilecek hediye de ancak O’nun güzelliği gibi olmalıydı. Bunun gibi adavet ve düşmanlık da o kadar kötü bir şey ki, ondan daha çirkin  bir şey olmadığı için ona da düşmanlık ve adavet edilerek karşılık verilebilir. Adavetin çirkinliğiyle ilgili olarak da Üstadımız şunları söylemektedir: “Adâvet etmek istersen, kalbindeki adâvete adâvet et, onun ref'ine çalış. Hem en ziyade sana zarar veren nefs-i emmârene ve hevâ-i nefsine adâvet et, ıslahına çalış. O muzır nefsin hatırı için mü'minlere adâvet etme. Eğer düşmanlık etmek istersen, kâfirler, zındıklar çoktur; onlara adâvet et. Evet, nasıl ki muhabbet sıfatı muhabbete lâyıktır. Öyle de, adâvet hasleti, her şeyden evvel kendisi adâvete lâyıktır."   Bugün İslam ümmetinin en büyük sorunlarının başında bu gelmektedir. Adavet edilmesi, düşmanlık edilmesi gerekenlere adavet ve düşmanlık edilmeyip, muhabbet beslenmesi, sevgi beslenmesi gereken mümin kardeşine adavet ve düşmanlık edilmesidir. Bugün sohbetlerimizde, vaazlarımızda, yazılarımızda, makalelerimizde tek konu Müslümanların adavetidir. Ben bu insanların günahsız, hatasız, kusursuz olduğunu iddia etmiyorum. Ama burada bir yanlışlık yok mu? İslam’a ve Müslümanlara kasteden, taş üstünde taş bırakmayan, ekinleri, nesilleri helak eden, yeryüzünde İslam’ın ve Müslümanların kökünü kazıyanlara söyleyecek bir sözümüz yok mu? Hangi İslami gerekçe ve delil, sözünü ettiğimiz bu insanlarla beraber olmayı ve kardeşlerine karşı onlarla hareket etmeyi haklı gösteriyor. Küfrü gerektirecek bir amel içerisine girmediği müddetçe bir müminin yaptığı hiçbir amel için Allah düşmanlarıyla beraber hareket edilemez. Üstadımız imanın değerini ve yapılan kötü amelin imana nisbeten küçüklüğünü anlatmak için şunları söylemektedir: “Tek bir câni yüzünden, çok masumları ihtiva eden bir gemi batırılmaz. Onun gibi, bir câni vasıf ve fiil yüzünden, çok evsaf-ı masumeyi muhtevi bir mü'mine adavet edilmez. Lasiyyema (özellikle) sebeb-i muhabbet olan iman, tevhid ve İslam gibi evsaf-ı mükerreme Uhud Dağı gibidir; adavetin sebebi olan hatalı şeyler, çakıl taşları gibidir. O evsaf-ı mezmume. Evet çakıl taşlarını Uhud Dağ'ından daha ağır telakki etmek ne kadar akılsızlıksa, hem cinnet-i mahmume (hezeyanlı divanelik) müminin mümine karşı adaveti, o kadar kalpsizliktir.” [1] “Bazan insanın gururu ve nefisperestliği, şuursuz olarak, ehl-i imana karşı haksız olarak adâvet eder; kendini haklı zanneder. Halbuki, bu husûmet ve adâvetle, ehl-i imâna karşı muhabbete vesile olan iman, İslâmiyet ve cinsiyet gibi kuvvetli esbabı istihfaf etmektir, kıymetlerini tenzil etmektir. Adâvetin ehemmiyetsiz esbablarını, muhabbetin dağ gibi sebeplerine tercih etmek gibi bir divâneliktir.”[2] Her konuşmalarında selefi salihinin yolunu takip ediyoruz diyen bu zihniyet sahipleri belli ki selefin sözlerinden haberdar değiller. Selef âlimleri denince akla ilk gelen ve mezhep imamlarının ilki olan, yani peygambere en yakın bir dönemde yaşayan ve tabiinden de olduğu söylenen Ebu Hanife’dir. Ebu Hanife, Allah’a iman ettikleri halde, günah işlediklerini bilmelerine rağmen, inkâr etmeksizin, günah işleyen kişiler için şunları söylemektedir: “Allah, müminlere farz olan şeyleri, onların dini kabul etmelerinden sonra emretmiştir: “iman eden kullarıma söyle namazı dosdoğru kılsınlar”[3] “Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı.”[4] ”Ey iman edenler! Allah'ı çokça zikredin.”[5] Ayetleri ve benzerleri bu hususu belirtmektedir. Eğer farz kılınan şeyler bizatihi iman olsaydı, Allah o amelleri işleyinceye kadar kullarını mümin olarak isimlendirmezdi. Oysaki Allah, iman ve ameli birbirinden ayırmıştır. “iman ve salih amel işleyenler”[6] “Hayır kim muhsin olarak imanıyla bütün varlığını Allah’a teslim ederse….”[7], “Kim de mümin olarak ahireti diler ve onun için çalışırsa…”[8] ayetlerinde imanın amel olmadığı ortaya konulmuştur. O halde müminler imanlarından dolayı namaz kılar, oruç tutar, zekat verir, hac eder ve Allah’ı zikrederler. Yoksa namaz, zekât, oruç haccetmekten dolayı iman etmiş olmazlar. Bu onların iman ettikten sonra amel işleme durumlarını ortaya koyar. Farz olan şeyleri işlemeleri de iman etmiş olmalarından dolayıdır. Yoksa onların imanı, farz olan şeyleri yaptıklarından dolayı değildir. Köleler, efendilerinin kölesi olduklarını bildiklerinden dolayı onların namına hizmet ederler, yoksa onlara hizmet ettiklerinden dolayı onların kölesi olduklarını kabul etmezler. Onların çalışmaları da köleliği kabul manasına gelmez. Bir başkası köleliğini kabul ettiği halde çalışmaz, fakat onun çalışmaması köleliğini ortadan kaldırmaz.”[9] Bugün selefin yolunu takip ettiklerini iddia edenler, bırakın Allah’ın farz kıldıkları ibadetleri yapmayanları, giyim kuşamlarından dolayı dahi bir insana çok rahat kafir diyebilmektedirler. Bu insanların, kendi uydurdukları sapık fikirlerine Kur’an’dan ve hadisten bir dayanak bulamayınca, şeytanın yardımıyla selef âlimlerini bu kirli emellerine alet etmek istedikleri anlaşılmaktadır. Muhabbetle ilgili o kadar emirler var ki… Doğrusu, muhabbet ve sevgi dini olan bu dinden, muhabbet ve sevgi peygamberi olan bu peygamberin ümmetinden, mümin kardeşine düşmanlık üzerine kurulu bir düşüncenin meydana çıkması hayret vericidir. Bu din ve bu dinin peygamberi bu insanların yaptığından beridir.  "Eğer onları affeder, kusurlarına bakmaz ve bağışlarsanız, şüphesiz ki Allah da çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir."[10] “Muhabbet şu kâinatın bir sebeb-i vücududur, hem şu kâinatın rabıtasıdır. İnsan kainatın en cami bir meyvesi olduğu için kainatı istila edecek bir muhabbet o meyvenin çekirdeği olan kalbine derc edilmiştir. İşte böyle nihayetsiz bir muhabbete layık olacak nihayetsiz bir kemal sahibi olabilir.”[11] Birbirimize muhabbet besleyecek o kadar sebep dururken, ihtilaf ve düşmanlığı intaç edecek sebeplere sarılmak şeytanın ve şeytanın insi uşaklarının işidir. Ya biz? Kendi hata ve kusurlarını görmeyip Müslüman kardeşinin hata ve kusuru peşinde koşan biz… Önce bir kendine bak! Eğer düşmanlık yapacak birini arıyorsan günahlarına düşmanlık et. Yaptığın bu çirkinliğe, yani Müslüman kardeşine düşmanlığa düşmanlık yap. “Adavet etmek istersen, kalbindeki adavete adavet et, onun ref'ine çalış. Hem en ziyade sana zarar veren nefs-i emmârene ve hevâ-i nefsine adâvet et, ıslahına çalış. O muzır nefsin hatırı için mü'minlere adâvet etme. Eğer düşmanlık etmek istersen, kâfirler, zındıklar çoktur; onlara adavet et.”[12] Senin nefsi emmaren ve bu kadar İslam düşmanı varken hayatının sonuna kadar, Müslüman kardeşine düşmanlığa sıra gelmez. Rabbim bizleri, kardeşine adavet edenler olmaktan muhafaza etsin. Ensar ve muhacirin arasına koyduğu muhabbeti bizlerin de arasına koysun inşallah. Satırlarıma yine üstadımızın bir sözüyle son verirken, dullarınızda bizleri de unutmamanızı istirham ediyorum. Allah’a emanet olun. “Muhabbet, uhuvvet, sevmek, İslamiyet’in mizacıdır, rabıtasıdır. Ehl-i adâvet, mizacı bozulmuş bir çocuğa benziyor ki, ağlamak ister; bir şey arıyor ki onunla ağlasın. Sinek kanadı kadar ehemmiyetsiz bir şey ağlamasına bahane olur. Hem insafsız, bedbîn bir adama benzer ki, su-i zan mümkün oldukça hüsn-ü zan etmez. Bir seyyie ile on haseneyi örter. Bu ise, seciye-i İslâmiye olan insaf ve hüsn-ü zan bunu reddeder.”[13] [1] Eski Said Dönemi Eserleri:773-774 [2] Hutbei şamiye [3] İbrahim suresi 31 [4] Bakara Süresi 178 [5] Ahzab suresi 41 [6] Asr suresi 2 [7] Bakara 112 [8] İsra 19 [9] İmam-ı Azamın Beş eseri, Marmara Ünüversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları, sayfa 11-12, 2014 [10] Teğabun Suresi, 14 [11] Sözler sayfa 577 [12] Mektubat:447 [13] Hutbei şamiye
Mühacid Haksever

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS