İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Ümmetin yeni bir Hutbe-i Şamiye'ye ihtiyacı var

2020-08-11
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

1911 yılı, işgal altındaki tek İslam devleti olan Osmanlının yıkılmak üzere olduğu bir dönemdir. Zulüm bulutlarının İslam aleminin her karış toprağını çepeçevre kuşattığı bu dönem, Müslümanlar için çok zorlu ve sancılı bir dönemdir. Bu dönemde, başta İslam alimleri olmak üzere, ümitsizlik ve yeisin uğramadığı Müslüman hanesi yok gibidir. Müslümanların ümitsizlik içerisinde olduğu bu zorlu dönemde Üstad Bediüzzaman hazretleri Şam’a gider. Henüz 35 yaşlarında bir genç olan Üstad Bediüzzaman, Şam’da Emevi Camii’nde bir cuma günü, içerisinde oranın meşhur 100 aliminin de bulunduğu on bin kişilik bir cemaate Arapça bir hutbe verir. Camide bulunanlar arasında Suriye ulema ve evliyasından Şeyh Bedreddin de vardır. Kendisi, sadece cuma günleri kendi evine en yakın camiye Cuma namazı kılmak dışında evinden dışarı çıkmayan birisidir. Şeyh Bedrettin, insanlarla münasebeti çok az olan, halk arasına pek karışmayan, münzevi bir hayat yaşayan bir alimdir. Şeyh Bedreddin, Üstad Bediüzzaman’ın şöhretini duymuştur. Kendisinin Şam’a geldiğini ve Emevi Camiinde hutbe vereceğini işitince her zamanki adetini değiştirir ve hizmetinde bulunanlardan kendisini evine uzak olmasına rağmen Emevi Camii’ne götürmelerini ister. Cumadan döndükten sonra mürid ve talebelerine şunları söyler ; “Ben bu genç hocayı dinledim, kanaatim geldi ki bu genç İslam ilimlerinde artık bir sondur, daha kimse Onu geçemez' Şam Emevi Camii’nde o kadar büyük âlimin önünde, bu genç yaşta hutbe veren Üstad hazretleri, gayet mütevazı ve alçak gönüllüdür. Belki de ilk defa bu camide, Arap olmayan biri Araplara bir hutbe veriyordu. Bugüne kadar tüm halklar dinlerini Araplardan öğrenmişti. Tüm halkların ellerindeki İslami kitapların kaynağı Arapçadır. Ama şimdi, bir Kürt genci gelmiş İslam âleminin o zaman kalbi hükmündeki Şam Emevi Camii’nde Araplara İslam’ı anlatıyordu. Bunun farkında olan Üstad Hazretleri hutbesinin girizgahında şunları söyler: “Hamd ve salâttan sonra: Ey bu Cami-i Emevîde bu dersi dinleyen Arap kardeşlerim! Ben haddimin fevkinde, bu minbere ve bu makama irşadınız için çıkmadım. Çünkü size ders vermek haddimin fevkindedir. Belki içinizde yüze yakın ulema bulunan cemaate karşı benim misalim, medreseye giden bir çocuğun misalidir ki, o sabi çocuk sabahleyin medreseye gidip, okuyup, akşamda babasına gelip, okuduğu dersini babasına arz eder. Tâ doğru ders almış mı, almamış mı? Babasının irşadını veya tasvibini bekler. Evet, bizler size nispeten çocuk hükmündeyiz ve talebeleriniziz. Sizler bizim ve İslâm milletlerinin üstadlarısınız. İşte, ben de aldığım dersimin bir kısmını, sizler gibi üstadlarımıza şöyle beyan ediyorum:” Şam Emevi Camii’nde üstadın okumuş olduğu bu hutbe “Hutbe-i Şamiye” adıyla şöhret bulmuştur. Girizgahtan sonra Üstad Bediüzzaman hutbesinde, o günden bugüne, halen devam eden Müslümanların gerileme nedenlerini ve bunların çözümlerini ele alır. Üstad Bediüzzaman’a göre bu gerilemenin nedeni İslam alemi içerisinde meydana gelen altı hastalıktır. İlginçtir ki, işgal altında gerek kemmiyet, gerekse de keyfiyet olarak zayıf durumda olan Müslümanların gerileme nedeni olarak saydığı bu hastalıklar içerisinde, kemmiyet ve keyfiyet yetersizliğiyle ilgili hiçbir madde yoktur. Çünkü, bu bir vakıadır ki, tarihin hiçbir döneminde Müslümanlar, kemmiyet ve keyfiyet itibarıyla güçlerinin ve sayılarının çokluğuyla savaş kazanmış değildirler. Nitekim, Cenab-ı Allah Kur’an’da, komutanı Peygamber, askerleri sahabe ve de meleklerle desteklenmiş bir ordunun mağlup olma sebebini kemmiyet ve keyfiyete bağlamıyor. Her ne kadar Müslümanlar müşriklerden sayı ve lojistik olarak daha zayıf olsalar da. وَلَقَدْ صَدَقَكُمُ اللّٰهُ وَعْدَهُٓ اِذْ تَحُسُّونَهُمْ بِاِذْنِه۪ۚ حَتّٰٓى اِذَا فَشِلْتُمْ وَتَنَازَعْتُمْ فِي الْاَمْرِ وَعَصَيْتُمْ مِنْ بَعْدِ مَٓا اَرٰيكُمْ مَا تُحِبُّونَۜ مِنْكُمْ مَنْ يُر۪يدُ الدُّنْيَا وَمِنْكُمْ مَنْ يُر۪يدُ الْاٰخِرَةَۚ ثُمَّ صَرَفَكُمْ عَنْهُمْ لِيَبْتَلِيَكُمْۚ وَلَقَدْ عَفَا عَنْكُمْۜ وَاللّٰهُ ذُو فَضْلٍ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ ﴿١٥٢﴾ Andolsun, Allah, izniyle, onları (müşrikleri) kırıp geçirdiğiniz sırada size olan vadini gerçekleştirdi. Nihayet sevdiğiniz şeyi (zaferi) size gösterdikten sonra, za'f gösterdiniz. (Peygamber'in verdiği) emir konusunda tartıştınız ve emre karşı geldiniz. İçinizden dünyayı isteyenler de vardı, ahireti isteyenler de. Sonra sizi denemek için onlardan yüzünüzü çevirdi. (Kaçıp hezimete uğradınız. Buna rağmen) sizi bağışladı. Allah mü'minlere karşı çok lütufkârdır. (Âl-i İmrân 152) Üstad, Müslümanların bu duruma düşmelerine neden olan hastalıkları şu şekilde sıralar: “Ben bu zaman ve zeminde, beşerin hayat-ı içtimaiye medresesinde ders aldım ve bildim ki: “Ecnebîler, Avrupalılar terakkide istikbale uçmalarıyla beraber; bizi maddî cihette kurun-u vustâda(orta çağ) durduran ve tevkif eden, altı tane hastalıktır. O hastalıklar da bunlardır: Birincisi: Ye’sin, ümitsizliğin içimizde hayat bulup dirilmesi. İkincisi: Sıdkın hayat-ı içtimaiye-i siyasiyede ölmesi. Üçüncüsü: Adâvete muhabbet. Dördüncüsü: Ehl-i imanı birbirine bağlayan nuranî rabıtaları bilmemek. Beşincisi: Çeşit çeşit sarî hastalıklar gibi intişar eden istibdat. Altıncısı: Menfaat-i şahsiyesine himmeti hasretmek. Bu altı dehşetli hastalığın ilâcını da, bir tıp fakültesi hükmünde, hayat-ı içtimaiyemize, eczahane-i Kur’âniye’den ders aldığım "altı kelime" ile beyan ediyorum. Mualecenin(ilaç kullanma) esasları, onları biliyorum. ” Yaşadığımız bu asır, İslam dünyasının 1911 senesindeki durumuyla büyük benzerlikler göstermektedir. Üstad hazretleri o gün Emevi Camii’nde verdiği hutbede bu hastalıkları saydıktan sonra, bunların ilaçlarını, tedavi yollarını da göstermiştir. Bugün İslam alemi olarak bizlerin de böyle bir hutbeye şiddetle ihtiyaç duyduğumuz şüphe götürmez bir gerçektir. İnşallah bir dahaki yazımızda bizimde sorunumuz olan bu hastalıkların ilaçlarını ele alacağız. Bizleri de dualarınızda unutmamanız dileğiyle, bir dahaki yazımızda buluşuncaya dek Allah’a emanet olun.
Mühacid Haksever

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS