İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Üç Dilde Mevlidlere Yansıyan Muhammedi Sevda

2014-04-16
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Hayatları etrafında en çok konuşulanlar toplumlara dini, ahlaki, ilmi, siyasi, sosyal ve sanatsal açıdan yön vermiş veya katkı sağlamış kişilerdir. Bunlardan dini bir kimlik ile ilahi vahiy desteğiyle öne çıkan peygamberlerden bahis ise daha çok olmuştur.
Varlık âlemini hikmet nakışlarıyla nazarlara sunan, varlığı sanatlıca halk eden Allah(c.c)’a hamd, “Ümmet” oluşun bilinç ve razılığıyla selam, salâtın muhatabı olan Hz. Muhammed (s.a.v)‘e salât, Selam, Allah’a kul olan ve Resul’e aşkla gönül veren sevgi erleri müminlere olsun!

Hayatları etrafında en çok konuşulanlar toplumlara dini, ahlaki, ilmi, siyasi, sosyal ve sanatsal açıdan yön vermiş veya katkı sağlamış kişilerdir. Bunlardan dini bir kimlik ile ilahi vahiy desteğiyle öne çıkan peygamberlerden bahis ise daha çok olmuştur.

Peygamberlik zincirinin son halkası ve vahiy silsilesinin hatemi olan Hazret-i Muhammed aleyhisselam`dan bahis açıldığı kadar da hiç kimseden bahis açılmamıştır. Aslında bu insanlık tarihi düşünüldüğü ve bu tarihin içinde Muhammed aleyhisselam`ın kıymeti bilindiği zaman bu bahsin çok doğal, gerekli olduğu görülür; hatta ondan bahis açmadan yapılan bir konuşmanın, yazılan bir yazının değer açısından da hiçbir kıymeti harbiyesi olmaz. Bu bilinç ve aşkla ki şair şunu demekten kendini alamamıştır:

"Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl
Muhammedsiz muhabbetten ne hâsıl"

Yine “Muhammed (s.a.v) ’i, sözlerimle övebilmiş değilim; aksine Muhammed (s.a.v) ’le benim sözlerim övülmüş oldu” der, müçtehit İmam Rabbani (rh. a).

Muhammed(s.a.v), Muhabbet’in “mim” inden, hüsnün “ha”sından, marifettulah’ın “mim”inden, dai’nin “dal”ından süzülüp bir sevgi nehrine dönüşümün kaynağıdır.

Cemal-i Sermedi’nin cemal aynasından yansıyan muhabbet ışıklarının sevgi demetidir.

Tüm mecazi sevgilerin, engin sevgisiyle hakikat elbisesi giydiği “En Sevgili”dir.

İmanlı gönülleri tevhidle tutuşturan aşk közüdür; teslimiyetli yüreklere düşen sevda cemresidir.
Denizler mürekkep, ağaçlar kalem olsa kadrini, makamını, siretini ve ahlakını ifadeden aciz kaldığı mükemmelliğin “besmelesidir” Hz. Muhammed(s.a.v).

Nice salât, selam ve övgülere sığdırılamayan “En Sevgili”, “Sevgililer Sevgilisi”, risaletinden asırlar önce şiirlere konu olmuş, şiirsel akışta bir güzellik olup Muhammedi bülbüllere hakiki aşkı yaşatmış bir gül misali…

Onu(s.a.v) övmek gayesiyle yazılmış şiirler “Naat” olarak bilinir.

İslam tarihi boyunca Müslümanlar, imkân ve güçleri nispetinde O’nu anlamak, anlatmak ve yaşamak arzusuyla çalışmış; sonuç itibariyle Muhammedi sevgiyi işleyen şiirler kaleme almışlardır. Bu şiirlerin içinde onun mübarek veladetinden bahseden mevlidler daha bir öne çıkmış.

Yüreklerden dile söz olarak dökülen mevlidler, mevlidhanların bülbülü nağmelerinden evlere; peygamber sevdalılarının heyecanıyla salonlara, stadyumlara ve nihayetinden meydanlara taşmıştır.

Bugün "Kutlu doğum" vesilesiyle Allah Resulü aleyhisselam`ı insanlara anlatma ve onun sünnetini insanlara sunma gibi güzel bir imkân doğmuşken dar bazı kalıplar içinde bu çalışmayı "bidat(!)" basitliği içinde boğmaya çalışan bir yaklaşım ne yazık ki şu hadisi ve şu ayeti görmekten acizdir. Bunlar, kutlu doğumun vesile edilerek Peygamberi Sevda`nın kitlelere sunulmasında fazlasıyla yeter delil hükmündedir:

Ebû Katâde(r.a)şöyle dedi: “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem`e pazartesi günü oruç tutmanın fazileti soruldu. O da şöyle buyurdu:

"O gün, benim doğduğum, peygamber olduğum (veya bana vahiy geldiği) gündür." (Müslim, Sıyâm 197, 198)

"(Hz. İsa:)Doğduğum gün, öleceğim gün ve dirileceğim gün selam ve emniyet benim üzerimedir." (Meryem: 33)

...

Arapça bir kelime olan "Mevlid" viladet masdarından türemiş olup çoğulu Mevalid`dir. Bu sözcük Arap dilinde bir zaman ismi olarak "Herhangi birinin doğduğu zaman" ve bir mekân ismi olarak "Herhangi birinin doğduğu yer" ve ayrıca "doğma, doğum" gibi anlamlar ifade eder. Hususi olarak Hazret-i Muhammed aleyhi selamın "doğduğu zaman", "doğduğu yer" ve "doğumunu anlatan manzum eser" gibi anlamları da ihtiva eder.

"Doğma, doğum yeri, doğum zamanı" manalarına gelen mevlid, İslami edebiyatın ve mücadele coşkusunun en sevilenlerindendir.

Mevlid, Hazret-i Muhammed`in özellikle doğumu başta olmak üzere, hayatının çeşitli safhalarından ( peygamberliği, miracı, diğer mucizeleri ve vefatı) kısaca bahseden, çoğunlukla manzum olana ve mesnevi nazım şekliyle kaleme alınan eserlerin genel adıdır.

İlk yazılan mevlidler, Hicri ilk yüzyıllara kadar uzanır. Biz de bu yazımızın bu bölümünde özellikle üç dilde öne çıkan ve bu dildeki ilk/önemli mevlid olarak bilinen mevlidlere değineceğiz:

1- SÜLEYMAN ÇELEBİ’nin MEVLİDİ

Meşhur Türkçe "Mevlid"in yazarı, Bursa`da doğdu. 13. YY sonuyla 14. Yüzyılın başında yaşamıştır. İyi bir tahsilin ardından büyük bir âlim olarak, Yıldırım Bâyezîd zamanında Divan-i Hümayun imamı, sonra da Bursa`da onun inşa ve ihya ettiği caminin imamı oldu.

Resûlullah Efendimize olan muhabbeti, “Vesîlet-ün-Necât” isimli mevlidi yazmasına vesile oldu. Eserini yazmasının sebebi olarak gösterilen hâdise hakkında; “Künh-ül-Ahbâr, Güldeste, Tezkire-i Latîfî ve başka kaynaklar ”da geniş bilgi vardır:

…Bir gün imam olduğu camide, İranlı bir vaizin Bakara suresinin 285. ayet-i kerimesinin:

"Biz ALLAH’u Teâlâ’nın peygamberlerinden hiçbirinin arasını ayırt etmeyiz (hepsine inanırız). Duyduk ve itaat ettik." Tefsiriyle ilgili şunları söylediğini işitir:

"Hazret-i Muhammed ile Hazret-i İsa arasında hiçbir farklılık, üstünlük yoktur." Bu yanlış ve cahil girişimden dolayı cemaatten bir kimse dayanamayıp, ayağa kalkar ve:

"Ey cahil! Kendi kafana göre nasıl ayeti tefsir edebilirsin? Sen bu ilimde çok gerilerdesin. Hiç peygamberler (aleyhimüsselâm) arasında üstünlük fark olmaz olur mu? Elbette peygamberimiz Muhammed (aleyhisselâm), bütün peygamberlerden daha üstündür. Burada fark yoktur demek, ‘Nübüvvet ve risâlet yönünden fark yoktur.’ demektir. Üstünlükler, mertebeler yönünden değildir. Burada; ‘Birinin peygamberliğini kabul edip, diğerini kabul etmeyerek aralarında bir ayrılık gütmeyiz. Her birini kendi derecelerine göre peygamber olarak kabul ederiz.’ buyrulmaktadır. Bundan, derece ve faziletleri aynidir anlamı çıkmaz. Bunun ispatı ise, yine Bakara suresinin 253. ayet-i kerimesidir. Burada mealen;

"Bu (surede sözü geçen) peygamberlerin bir kısmını, kendilerine verilen özelliklerle diğerlerinden üstün kıldık." buyrulmaktadır. Görüldüğü gibi, bu iki ayet-i kerime, bizim âlimlerimizin tefsir ettiği gibi birbirlerini doğrulamaktadır. Hâlbuki senin bozuk düşüncene göre birbirlerini tekzip etmektedir ki, hâşâ bu olamaz!" minvalinde konuşur.

Bütün bunlara şahit olan Süleyman Çelebi, bu hâdiseden dolayı çok duygulanır ve meşhur Mevlid-i Şerifini yazar. Mevlidinde de böylesi algıların yanlışlığına şu beyitlerle vurgu yapar:

"Ölmeyüb İsa göğe bulduğu yol/ Ümmetinden olmak için idi ol."

…

"Dahi hem Musa elindeki asâ/ Oldu O`nun izzetine ejderhâ.

Çok temenni kıldılar Hak`dan bunlar/ Kim Muhammed ümmetinden olalar.

Gerçi kim bunlar dahi mürsel durur/ Lâkin Ahmed efdâl-ü-ekmel durur.

Zira efdallige ol elyak durur/ Âni öyle bilmeyen ahmak durur."

Süleyman Çelebi, Mevlidi’nde; Allah-u Teâlâ’nın mutlak iradesini, her şeyi yoktan var ettiğini ve Muhammed aleyhisselâmin hiçbir mahlûkta bulunmayan üstün, yüksek ve emsalsiz vasıflarını anlatır.

Şairin her kelimesi, beyti ve şiirin tamamında gönlü Resulullah aşkı ile yanan bir müminin engin aşk ve muhabbet kokuları vardır ve bu açıkça hissedilir.

Süleyman Çelebi’nin mevlidi, “Münâcaat (ALLAH’u Teâlâ ya yalvarma), velâdet (Peygamberimizin doğumu), Risâlet, Miraç, Rihlet (Peygamberimizin vefatı) ve dua” olmak üzere altı bölümden oluşur.

Eser fikir ve yazım olarak bir kompozisyon bütünlüğü taşır. Kaside nazım şekliyle ve aruzun “fâilâtün, fâilâtün, fâilün” kalıbıyla yazılan eserde yer yer gazellere de rastlanılır.

Sanatsal açıdan sağlam ve güzel bir örgüye sahip olan eser lirizm (içlilik) ve öğreticiliği (didaktizmi) iyice kaynaştırmış bir üslupla divan şairlerince dahi sevilip beğenilmiştir. Eserin günümüze değin mevlit meclislerinde dahi Peygamber âşıklarına haz ve bilgi veren bir tatla okunması onun değerini fazlasıyla anlatır ki şu seçme beyitler de Muhammed aleyhisselama olan aşkı dile getirmede eseri yeterince seçkin kılmaktadır:


Ol Rebiûl evvel âyın nicesi / On ikinci gîce isneyn gîcesi
Ol gîce kim doğdu ol hayrûl-beşer / Ânesi anda neler gördü neler
Dedi gördüm ol habîbin ânesi / Bir acep nûr kim güneş pervânesi

….

Bû gîce şâdân olur erbâb-ı dil/ Bû gîceye can verir eshâb-ı dil
Yâ Resulâllah Rahmeten lil`âlemindir Mustafâ/ Hem şefîal müznibîndir Mustafa
Vasfınî bû resme tertib ettiler/ Ol mübârek nûru terğib etdiler

…

Essalâtü vesselâmü aleyke Ya Resûlallah
Esselâtü vesselâmü aleyke Ya Habîballah
Essalâtü vesselâmü aleyke Ya Seyyidel-evvelîne velâhirin.

…

Merhabâ ey âli sultân merhabâ/ Merhabâ ey kân-ı irfan merhabâ
Merhabâ ey sırr-ı fürkân merhabâ/ Merhabâ ey nûru râhman merhabâ
…
2- HÜSEYİN BATEİ VE MEVLİDİ

Kürtçe "mevlid" denince sıklıkla Hüseyin Bateî`nin yazdığı mesnevi akla gelir.

Kürtlerin yaşadıkları ve İslâm ile tanıştıkları bölge ilk mevlid kutlamalarının yapıldığı, ilk mevlid metinlerinin yazıldığı yerlerdendir. Buna karşın bilinen ilk Kürtçe mevlid çok sonraları Hüseyin Bateî tarafından 1467 yılında yazılmıştır. Bateî mevlidinin haricinde de 20’nin üstünde Kürtçe mevlid yazılmıştır.

Bateî, Şafii âlimlerindendir ve medrese mensubudur. Mevlidinin edebî özelliklerinin yanında, Kürtçede ilk olması da halk arasında bu metnin yaygınlaşmasını kolaylaştırmıştır. Medreselerde ve Kur`ân kurslarında Kur`ân`dan sonra "sıra kitaplarından" birisi olarak Bateî mevlidinin okutulması, bu eserin yaygınlaşmasına ciddi katkı sağlamıştır.

Kaynaklarda Bateî`nin 1417–1495 yılları arasında Hakkâri çevresinde yaşadığı bilgisi vardır.

Hüseyin Bateî`nin ismi konusunda farklı bilgiler vardır. Müsteşriklerden Jaba ve tarihçi İzady, Bateî`nin isminin Ahmet olduğu kanısındadır. Bugün Diyarbakır`da yaygın olarak satılan mevlid kitaplarında ise, Hasan Ertûşi ismi kullanılmaktadır. Fakat genel kanaat isminin Hüseyin olduğu yönündedir. Şiirlerinde "Bateî" mahlasını kullanmıştır. "Ertûş" aşiretine mensup olduğundan "Ertûşî" nisbesinin kendisine yakıştırıldığı düşünülebilir.

İyi bir medrese eğitimi alan Bateî, edebiyat ve tıp sahasında da kendini yetiştirmiştir.

Bateî Mevlidi, salâvatlar ile beraber yaklaşık 580 beyitten oluşmaktadır. Günümüz medrese hocaları bu metnin diğer Kürtçe mevlidlere göre daha edebî olduğunu söylemektedirler. Mısralardaki ahenk ve ritim özelliğinden dolayı bölge halkı arasında hüsnü kabul gören bu mevlid, Bediüzzaman Hazretleri`nin bir dönem yakın arkadaşı olan Ahmet Ramîz tarafından 1905 yılında Kahire`de, 1908`de ise İstanbul`da basılmıştır. Bateî Mevlidi bölgede kendisinden sonra yazılan hemen bütün mevlitlere kaynaklık etmesi ve ilham kaynağı olması açısından da önemli bir eserdir.

Bateî Mevlidi, “Tevhid, Na`t, Dua” bölümlerinden oluşmuş olup genel bir bağlamda bir siyer kitabı gibi de Hazret-i Muhammed aleyhisselam’ın hayatını kapsar niteliktedir. Süleyman Çelebi`nin mevlidinden farklılıklar taşısa da metnin birçok yeri ve anlatım üslubu Çelebi`nin mevlidi ile paralellik arz etmektedir. Vesilet`ün Necat`ta var olan Miraç mucizesi, Hz. Peygamber`in vefatı ve Hz. Ebu Bekir`in (r.a) imamlığı, Hz. Muhammed`in mucizeleri (yaklaşık 70 mucize anlatılmaktadır), hicreti, Risâlet`i gibi konular Kürtçe mevlitte yoktur. Peygamberî sevginin doyasıya mısra/beyitlerine yansıdığı bu mevlitten bazı seçkiler

Hemdê bê hed bo xwedayê alemîn / Ew xwedayê daye me dînê mûbîn
Em kirine ûmmeta xeyr-ûl beşer/ Tabi"ê wî muqtedayê namuwer
Ew xwedayê malikê mûlkê azîm/ Daye me mîrasa Qur"anâ kerîm
Dînê me kir kamîl û ni"met temam

…

Yanî daye me Ehmed û dar-ûs selam/ Ya rab îmanê di xwazin em mûdam
Jêrê alâya muhemmed wes-selam
Ger divêtin hûn ji narê bibin felat/ Bi eşq û şewq hûn bi bêjin es-selat

…..

Ew hebîbê ronahîya heft asîman/ Herdû alem qalib ew ruh û rewan
Xakî payê Ehmed ew beyt-ûl heram/ Lew şerîfîn zemzem û rikn û meqam
Sallî ya rabbî êla xeyr-il wara/ Ma teşîr-ûş-şems fîs-seb"il -ûla
Fexrê îbrahîm û îsmaîl û nûh/ Mustafa ê ba wefa ê ba fitûh
Ma rameyte îz rameyte gûşîdâr/ Destê wî destê xweda der kâr û bâr
Sallî ya rabbî êla xetm-ir rusûl/ Ma yemûc-ûl aşîqûne fis-sibûl
Ger divêtin hûn ji narê bibin felat/ Bi eşq û şewq hûn bi bêjin es-selat

…

3- AHMEDÊ XASİ’NİN MEVLİDİ

Bu eser, Süleyman Çelebi`den başlayıp Batêî`yle devam eden "Peygamberimiz(s.a.v)`i övme" - özellikle onun viladetine vurgu yapma babındaki mevlid geleneğine tema olarak uymaktadır. İçerik olarak benzer eserlerle örtüşmektedir.

Zazacanın bir edebiyat dili olabileceği iddiasıyla ortaya çıkan eser, dini-tasavvufi geleneğin olgun bir örneği olarak karşımızda durmaktadır. Bazı Kurmanc mollalar zaman zaman Melayê Ahmedê Xasî ile şakalaşırlar:

“Siz Zazaların kültürel birikiminiz var mı? Bizim sayısız edebi eserlerimiz var.” derler. Seyda üzülür:

“Bekleyin size göstereceğim!” der ve bir Cuma günü Cuma namazından sonra evine kapanır, yazmaya başlar. Diğer Cuma günü namazdan evvel bitirip çıkar, o âlimlere eserini gösterir:

“Alın size Zaza edebiyatından küçük bir numune!” der. Mevlidi inceleyenler biraz hayret eder ve Seyda’yı tebrik ederler.

Mevlid 1900 yılında 400 adet basılmıştır. Bu mevlidin dışında bazı mollalar da mevlid yazmışlar fakat Seydayê Ahmedê Xasî’nin mevlidi kadar edebi seviyesi yüksek ve meşhur olmamışlardır.

Süleyman Çelebi’nin yazdığı Türkçe mevlid ve Melayê Batehî’nin yazdığı Kürdçe mewlidin konu başlıkları Arapçadır. Lakin Melayê Xasî yazdığı mevlidin konu başlıklarını dahi Zazaca yazmıştır.

Tasavvufi yelpazedeki genişlik kimi zaman İslami rivayet geleneğine ters düşen İsrailiyat türündeki söylemleri kısmen de olsa bu mevlid de de görüyoruz.

Seyda, kalemini kullanma, kitabet yönüyle Ahmedê Xanî’ye benzemektedir. Ahmedê Xanî nasıl ki halkta cehaleti ve kültürel eksikliği fark etmiş ve bunun telafisini halkın dilinde Allah inancı ve peygamber sevgisini anlatan ‘Eqîda îmanê, ‘Eqîda Îslamê, Nubihar gibi eserlerle yapmışsa, Melayê Xasî de halktaki kültürel eksikliği yazdığı mewlid ve şiirlerle peygamber sevgisini aşılayarak izale etmeye çalışmıştır.

Mela Ahmedê Xasî’nin hayatı hakkında detaylı bir bilgiye sahip değiliz. Fakat hakkında bilinenlere, ardından bıraktığı eserlere, şiirlerine baktığımızda, halk arasında oluşturduğu intibaha baktığımızda Seyda’nın selefleri gibi âlimliğinin hakkını veren, İslam’ı yaşatıp yaşatmaya çalışan bir şahsiyet olduğunu görmekteyiz.

Ahmedê Xasî`nin mevlidi, asıl itibarıyla 14 bölüm olup 366 beyitten yani 732 dizeden oluşmaktadır.

İşte, asırlardan günümüze gönül gönül, dil dil, kalem kalem akan Muhammedî sevginin bir kolu olan Xasî’nin mevlidinden birkaç beyit:

Ez bi bismillahî ibtida kena. / Raziqê ‘aman û xasan pîya kena.
Rebbî, hemd û şukrî ancax to rê bê. / Kîbr û medh û fexrî pêro to rê bê.
Çende ray bê masiwa bê hemdê ma. / Labelê nêrê hisaban çendê ma.
Hemd û şukrê to eda qet nêbenê. / Ma ser a Rebbî, ti zanê, vînenê.
Halê miskîn û feqîr û naqisan; / Rûreş û zerresîyahê zey hesan.
Her nefes de vacê, hemd û şukrê to. / Wacib o bêşubhe ancî heqqê to
Maneno îne ser o şukrê çiman; / Dest û ling û pîya bi e‘ezayê bînan.
Key yeno ca Rebbî heqê şukrê to? / Ger ezel ra ta ebed ma zikrê to
Tim biker, qet xafilî nêbin mudam. / Her mehalo ger eda ker ma temam
Labelê ma zanê rehma bêhisab, / To heta esta û ma bî dilkebab.
Wazenê ma lutfê to hergo hewe, / Tim bi zarîyy û fixan roc û şewe.
Ez qesem daîm bi zatê to kena, / Hem bi yew-yew ez sifatê to kena.
Ger ebed yew hemdê to qet nêkero, / Rehmetey to ancî yo go her bero.
Çunkî rehmey to bi qeybê yê bîya, / Ger çiqa şermende û sînesîya.
Rebbî halê ma bi xwu to ra ‘eyan, / Lazimey hendî çîya vaco zuwan.
Xaliqê ma tim ti yê, Barî Xuda! / Şafi’ê ma zî Muhemmed Mustefa!
Hendî ma Şeytanî ra perway çî yo? / Yo kû to ra tim bîyo, bêhêvî yo!
Ey birayê dînî, tim goşdarî bê. / Hem bi qelbê xwu, bi xwu hêşyarî bê.
Key şima dî nameyê şahê şima / Ame vatiş, sunnet o, vacê şima,
“Es-selatu wes-selamu ya hebîb, / Daîma to ro bivarê ya tebîb!”
Wazenê ger ma xelasîyya temam, / Vatişê ma, es-selatu wes-selam

İbrahim Dağılma / İnzar Dergisi – Nisanur 2014 (115. sayı)
 

 


İbrahim Dağılma

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS