Evlilik; iki ayrı cinsten olan kişilerin bir sözleşmeye bağlı kalarak çeşitli görev ve sorumlulukları birlikte omuzlamasıdır. Ki bizler bu sözleşmeye nikâh adını vermekteyiz. Yani hukuki olarak bu nikâh sözleşmesi bir kadın ve bir erkeği karı ve koca olarak birbirlerine süresiz bir şekilde bağlar. Evlilik, bireylerin bir ev ya da aile kurumu oluşturmalarının toplum tarafından benimsenmiş, yaptırıma tâbi tutulmuş ve kişilere görev ve sorumluluklar yükleyen bir sosyal kurumdur.
Müslümanların değer ve normlarının kaynağı durumundaki Kur’an ve Hz. Peygamberin sünneti, evlilik kurumunu yaşatma konusunda Müslüman toplumlara görev yüklemektedir. Kur’an ve sünnet, evlenmemiş durumdaki, evliliğe elverişli kimselerin evlendirilmesini Müslüman toplumlara sosyolojik bir görev olarak yüklemektedir.
Her çağda insan toplulukları varlıklarını devam ettirebilmek için evli olmayanları evlendirmeye çalışmışlardır. Tarihi argümanlara göre, Roma İmparatorluğu’nda bekârlık ve evli olmadan yaşama eğilimi fazla yayıldığı için o dönemde aile kurumu ciddi şekilde sarsılmıştır. Bu yüzden İmparator Augustus evlenmeyenleri evliliğe yöneltecek yasamalarda bulunmuştur. (Richard Honig, Roma Hukuku)
Çağımızda da aile yapısı, değişmelerden olumsuz yönde etkilenmiş ve etkilenmeye de devam etmektedir. Boşanma oranının artışı, evlilik dışı ilişkilerin ve nikâhsız birlikteliklerin normal ilişkilermiş gibi yansıtılması, evlilik dışı ilişkilerden doğan çocuk sayısının yükseliş göstermesi, evlenme hadiselerinin toplumu ilgilendiren yönlerinin zayıflaması, evliliğe daha geç yaşlarda eğilim gösterme, daha çeşitli cinsel deneyimler yaşayabilme arzusu, sadece iş üzerinden kariyer yapma isteği, bazı ekonomik sebepler, ailevi sebepler, psikolojik problemler ve evlenilecek aday bulma yolundaki engeller evlenmeden yaşayan insanların toplumdaki sayılarını giderek artırmaktadır.
Evli olmayanların evlendirilmesi konusunda Müslümanlara önemli görevler düşmektedir. İslâm’ın hayata ilişkin buyruklarından birisi, toplum içerisindeki bekârları ve dul olanları evlendirmektir. Müslümanlar birbirlerini, özellikle de ekonomik durumu elverişli olmayanları evlendirmeye gayret göstermelidir. Evlenip yuva kurma imkânına sahip olamayanların ellerinden tutmak onlara karşı sadece bir vicdan borcu değil aynı zamanda dinî bir görevdir. Bu kural, İslâm toplumunun düzenli, tutarlı, güçlü ve huzurlu bir toplum olmasının esasını teşkil eder.
Müslüman toplumlarda anne babaya yüklenen sorumlulukların başında çocukların evlendirilmesi gelir. Anne babalar, evlilik çağına gelen çocuklarını evlendirmeyi, onlara iyi bir evlilik yaptırmayı, yuva kurmalarına imkân hazırlamayı, bu konuda rehberlik edip yardımcı olmayı bir görev bilirler, evlenmelerinde mahzur bulunmayan çocuklarını evlendirmeye gayret ederler. Çocukların evlenmelerinin sağlanması, anne babaları üzerindeki haklarından birisi olarak değerlendirilir. Onlar da eğer güçleri yeterse bu görevi yerine getirirler. Geleneksel toplum yapısında evlilik çağına gelen çocukların yuva kurmasını, baş göz edilmesini sağlamak anne babanın / ailenin hem maddî hem de manevî görevi olarak algılanır.
Kişilikli, saygın, güvenilir, aile dostu kimseler, tanıdıkları bir kız ya da erkeği, yine tanıdıkları ve uygun buldukları bir kimse ile evlendirmek için çaba gösterir ve fırsat hazırlayabilirler. Ülkemizde birçok yöremizde, az da olsa “gönüllü aracılar” yani görücü usulü evlilik hâlâ vardır. Bu aracılar, evlenecek gençlere yardımcı olur, onları birbirleriyle tanıştırıp buluştururlar. Nitekim araştırmalara göre görücü usulü ile evlenen kişilerin mutluluk oranları yüksek, boşanma oranları ise çok düşüktür.
Geleneksel toplum yapısında görücü usulü evlilik yaygın iken modern toplumlarda ise evlenecek kişiler öncelikle birbirlerini beğenir daha sonrasında aileler devreye girer. Severek evlenme denilen bu usulde ise yine araştırmalara göre mutluluk oranları düşük, boşanma oranları ise yüksektir. Tabi ki her iki toplum tipi içinde istisnalar mevcuttur; lakin istisnalar kaideyi bozmaz.
Çıkarı olmadığı sürece neredeyse kimsenin kimseye yardım etmediği günümüzde, kişilik gelişiminin en önemli unsurlarından birisi Müslümanların birlikte iş yapabilme güçlerini geliştirmeleridir. Müslümanların birlikte yapabilecekleri işlerin başında, evlenmek isteyen, ama buna gücü yetmeyen, imkânı bulunmayan insanları evlendirmektir. Bu uğurda gerekli sabır ve fedakârlığı göstermek, sürekli bir gayret ve çaba içerisinde bulunmaktır. Bilindiği gibi, evlenme çağına gelenleri evlendirmek için ilk harekete geçenler anne babalarıdır. Fakat evlenme çağına gelmiş kimsesiz ya da yakın çevresi tarafından gözetilmeyen kimseleri evlendirme sorumluluğu ise bütün topluma düşer. Yusuf el-Karadavi bu hususta İslâm toplumlarında evliliği desteklemek ve teşvik etmek için kurulan vakıflardan birisinin “düğün vakfı” olduğunu belirtir. Bu vakıf düğün zamanlarında ziynet eşyası vermek için kurulmuştur. İhtiyaç sahipleri düğün yaptıklarında gerekli olan eşyaları buradan temin etmişlerdir. Ödünç aldıkları eşyaları daha sonra iade etmişlerdir. Örneğin, gelin ve damat bu sayede düğünde uygun elbise giyme imkânına sahip olabilmişlerdir. Günümüzde ise buna benzer bir şekilde halen varlığını devam ettiren ve evlenemeyen gençleri evlendirmeye gayret gösteren “Mehir Vakfı” kurulmuştur. “Yetim Der” de aynı şekilde evlenemeyen yetimleri evlendirme faaliyetlerini yürütmektedir.
İslâm’a göre, evlenme sadece evlenenleri değil, onların ailelerini, hatta Müslümanların genelini ilgilendirir. Kur’an, evli olmayan kimselerin –köle bile olsalar- evlendirilmelerini emreder. Müslümanlardan, kendi ellerinin altındaki hizmetkârları evlendirmelerini ister. Toplum içerisinde evlenmenin kolaylaştırılmasını tavsiye eder. Kur’an’da evlenmeyle ilgili olarak, “evlenin” anlamından ziyade “evlendirin” anlamına gelen kelimelerin kullanılması, bu alanda aile çevresine ve topluma sorumluluk verildiğini gösterir.
“İçinizden bekârları, köle ve cariyelerinizden iyileri evlendirin. Eğer yoksul iseler, Allah lütfu ile onları zengin eder. Allah’ın mülkü geniştir, O her şeyi bilendir.”(Nur 32). Ayet-i Kerime içerisinde bulunan “evlendirin” ifadesi, Müslüman topluluğunun bütününe yöneltilmiş bir ifadedir. “Evli olmayanları evlendirin” hitabı sadece aileye, topluma, devlete ya da zengin kimselere yönelik değil genelde toplumun tamamına özelde sorumlu aile bireylerine, anne-babalara, velilere, toplumun ileri gelen büyüklerine, tecrübe sahibi bilge kişilere yönelik bir ifadedir. Ayrıca ayet-i kerimedeki evlendirin ifadesini kimi İslam âlimleri vacip olarak kimi İslam âlimleri ise (ki ekseriyet bu görüştedir) sünnet olarak ele almıştır. Lakin ahlaksızlığın ve ailenin bu denli tahrip edildiği günümüzde evlilik kişiye dinini kurtarması yönünde çok büyük bir adımdır.
Toplum içerisinde iffetin korunabilmesi, her yönden bireylerin ahlâklı ve mutlu kalabilmesi için evlilik müessesesinin sağlıklı bir şekilde işlemesi lazımdır. Evli olmayanların evlendirilmesi, toplumun bozulmasını önleme, neslin geleceğini ve iffetli yaşamı koruma, cinsel ihtiyacı ilâhî ölçüler içerisinde karşılama yollarından birisidir. Bunun için Yüce Allah Müslümanlardan köle ve cariyeleri de dâhil olmak üzere evli olmayan kimseleri evlendirmelerini, onlara bu konuda yardım ve destekte bulunmalarını, çıkabilecek engelleri kaldırmalarını istemektedir.
Hz. Peygamber hadis-i şeriflerinde, “evli olmayanları evlendirin” mahiyetinde tavsiye ve yönlendirmeleri vardır. Hz. Peygamber, bu mahiyetteki hadislerinden birisinde şöyle buyurur: “Dindarlığından, ahlâkından memnun kaldığınız birisi evlenmek isteğiyle size geldiğinde onu evlendiriniz. Aksi takdirde yeryüzünde fitne, büyük kargaşa ortaya çıkar.(İbni Mace, Nikâh 46)
Hz. Peygamber, bir keresinde üzerinde entarisinden başka bir şeyi olmayan, bir demir yüzük dahi almaktan aciz bir adamı, bir kadınla evlendirmiştir. Rivayet edildiğine göre, evlenme talebiyle Hz. Peygamber’in yanına gelen bir kadına, orada bulunan bir erkek, aday olmuştur. Mehir olarak verecek hiçbir şeyi olmayan bu erkeğin talebini kadın kabul etmiştir. Hz. Peygamber de onları evlendirmiş, mehir olarak adamın kadına Kur’an öğretmesini ve Allah’ın kendilerini rızıklandıracağı konusundaki garantisini söylemiştir. Hz. Peygamber, uygun ekonomik koşulların neredeyse hiç oluşmadığı bir durumda bile evlenme iradesi gösteren bir kadınla erkeği evlendirmiştir. Yine kızı Hz Fatıma ile Hz Ali’yi cüzi bir miktar karşılığı nikâhlarını kıymıştır. Ayrıca Hifa Hatun ile Suheybin evliliği ile Rebîa el-Eslemî’nin evliliğini de bizzat Hz. Peygamber ekonomik güçleri hiç yokken bu sahabilerin nikâhlarını kıymıştır.
Evlenilecek kişilerde aranacak asgarî ölçü, dindar ve güzel ahlâklı olmaktır. Zenginlik, güzellik, yüksek sosyal statü de insanın evleneceği ya da çocuğunu evlendireceği kimsede olmasını istediği koşullardır. Fakat bu koşulları her zaman sağlamak mümkün değildir. Evliliğin bu şekilde güçleştirilmesi, toplumda evli olmayan insanların çoğalmasına yol açacaktır. Evli olmadan yaşayan insanların çoğaldığı toplumda, başta iffet olmak üzere birçok ahlâkî erdemin yok olma tehlikesi baş gösterecektir. Ortaya çıkan bu durum, toplumsal hayat bakımından fitne ve fesat olarak dışarıya yansıyacaktır. Bütün bunlardan dolayı Hz. Peygamber, dindarlığı sağlam, özü itibariyle güvenilir olan evlilik adaylarının taleplerinin reddedilmemesi gerektiği uyarısında bulunmuştur.
inzar
inzar