İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Toplumsal meşruiyet

2020-02-07
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Bir İslami hareket, içinde yaşadığı toplumda veya İslami olmayan yapıların nezdinde meşru görülme çabasına girmeli midir? Bu soruya ilk etapta şu gerekçeyle “hayır” cevabı verilebilir: Bir İslami hareket, meşruiyetini ancak Rabbinden alır. Rabbi nezdinde meşru olduğu müddetçe başkalarının onun hakkındaki kanaatlerinin bir önemi yoktur. Bu sebeple de başkalarının nezdinde meşru görünmek için çaba göstermeye ihtiyaç yoktur. Bu cevap şüphesiz doğrudur. Allah Teâlâ’nın razı olmayacağı hususlarda insanları razı etmeye çalışmak, akidevi olarak da ağır sonuçlar doğurabilir. Ama burada tartışmak istediğimiz husus bu değildir. Cevabını aradığımız husus, Allah Teâlâ, razı edilmeye çalışılırken, Allah Teâlâ’nın izin verdiği çerçevede ve siyasi olarak, diğer çevrelerde meşru görülme çabasına girilmeli midir? Hudeybiye Barışında bu sorumuzun cevabını bulabileceğimizi umuyoruz. Hudeybiye Barışından önce Müslümanların, çevredeki müşrik kabileler nezdindeki algısı, kavimlerinin büyüklerine karşı çıkmış ve bu yüzden de yurtları olan Mekke’den firar etmiş ve hala akrabalarıyla didişen bir avuç insan oldukları şeklindeydi. Müslümanlar, çevre kabileler nezdinde henüz meşru siyasi bir güç olarak görülmüyorlardı. Çevrenin en saygın kabilesi Kureyş’ti ve Kureyşlilerin eninde sonunda Müslümanları ortadan kaldıracağını düşünüyorlardı. Bu ortamda Müslümanlığı kabul edenler vardı ama çoğunluk bekle gör pozisyonundaydı. Hudeybiye Barışı, Müslümanlara çevre kabileler nezdinde bu meşruiyeti sağlayacaktı. Çünkü Müslümanların asıl düşmanı ve Arapların en saygın kabilesi Kureyş, Müslümanlarla oturup anlaşma imzalıyorsa artık diğer kabilelerin Müslümanlara tereddütlü yaklaşmasının bir anlamı kalmayacaktı. Hudeybiye Barışının bu meşruiyet dışında sağlayacağı hiçbir getirisi yoktu. Çünkü bütün maddeler Müslümanların aleyhinde gözüküyordu. Evet, on yıl barış yapılacaktı ama bunun Müslümanlara pek bir faydası yoktu. Çünkü zaten Kureyş’in taarruz gücü kalmamıştı. Anlaşmada tarafların diğer kabilelerle ittifakına izin veren maddede de Müslümanların lehine bir şey gözükmüyordu. Medine’ye iltica eden Müslümanların iade edileceği ancak Mekke’ye kaçan Müslümanların iade edilmeyeceği şartı ise apaçık Müslümanların aleyhine bir maddeydi. İhrama girmiş Müslümanların o yıl umreden engellenerek geri çevrilmeleri de hakeza Müslümanları oldukça rahatsız eden bir husustu. İşte tüm bu olumsuz içeriğe ve bu olumsuz içeriğe bakıp rahatsız olan Müslümanların tepkilerine rağmen Resulullah aleyhisselatu vesselam, anlaşmada ısrarcı oldu. Allah Teâlâ da bu anlaşmayı fetih suresinde “Apaçık Fetih” (Feth-i Mûbin) olarak niteleyerek Resul’ünü onayladı. Anlaşma üç önemli alanda Müslümanlara meşruiyet kazandırıyordu: 1-            Kureyş, Müslümanları kendine denk siyasi bir güç olarak kabul ediyordu. 2-            Müslümanların dinlerinin gereği olarak Kâbe’yi tavaf etmelerine izin verilmesi, İslam’ın Müşrikler nezdinde meşru bir din olarak kabul edilmesi anlamına geliyordu. 3-            Diğer kabilelerle ittifak anlaşmasına müsaade edilmesi de bloklaşma çabalarına meşruiyet kazandırıyordu. Bu barışın Müslümanlara sağladığı meşruiyetin sonucu olarak insanlar fevc fevc İslam’a girdi. İbn-i Hişam’ın kaydettiğine göre Hudeybiye Barışı ile Mekke Fethi arasındaki iki yıllık dönemde Müslüman olanların sayısı, İslam’ın doğuşundan Hudeybiye Barışına kadar Müslüman olanların sayısından fazladır. Resulullah aleyhisselatu vesselam, tüm bu sonuçları gördüğünden Mekkelileri barışa ikna etmek için büyük bir çaba sarf ediyordu. Kimi zaman onları barışa cesaretlendirecek mesajlar gönderirken, kimi zaman da ölüm üzerine ashabından biat alarak onları korkutuyordu. Bu yöntemlerle Mekkelileri barışa ikna eden Allah Resulü, aynı şekilde arkadaşlarının şikâyet etmesine karşı da direniyordu. Hudeybiye Barışındaki tüm bu sonuçlara bakarak yukarıdaki soruya olumlu bir cevap verebiliriz. İslami bir cemaat, Allah’ın rızasına aykırı düşmemek şartıyla, içinde yaşadığı çevrede meşru bir siyasi hareket haline gelme çabasında olmalıdır. Böyle bir meşruiyetin kazanılması şanlı gibi gözüken birçok askeri başarıdan daha önemlidir. Çünkü meşruiyet, halkın yoğun katılımına zemin hazırlayan en önemli etkendir. Zaten mücadelenin en önemli amacı - keyfiyeti de ihmal etmeden – halka yayılma, bu anlamda İslam’ı toplumda yaşanır kılma değil midir? Meşruiyet kazanmanın yöntemi zamana ve koşullara bağlı olarak farklılık gösterebilir. Şüphesiz bu yöntemler tartışılabilir ama bölge güçleriyle anlaşmalar her dönem için önemli bir meşruiyet zemini iken; özellikle zamanımızda seçimler yoluyla halkın temsilcisi olarak seçilmek de önemli bir meşruiyet kaynağıdır. Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: İslami bir cemaatin, bölgesinde meşru siyasi bir güç olarak kabul edilmesi, onu bulunduğu halden ileri bir aşamaya geçirecek en önemli etkenlerden biri olur.
inzar

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS