İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Toplumdaki birliğin temel taşı sıladır

2014-08-16
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Toplumun birlik ve dirliği için sılayı rahimin terk edilmemesi gerektiğini söyleyen Molla Cemal Çınar Hoca, “Hasenattan bir iyilik değil toplumun temel taşı olan bir unsur olduğundan dolayı insanların sılayı rahimde ısrarcı olmaları lazım” dedi.
Toplumun birlik ve dirliği için sılayı rahimin terk edilmemesi gerektiğini söyleyen Molla Cemal Çınar Hoca, “Hasenattan bir iyilik değil toplumun temel taşı olan bir unsur olduğundan dolayı insanların sılayı rahimde ısrarcı olmaları lazım” dedi.

Müslümanlar arasında birlik, sevgi, saygı ve iyiliğe dayalı bir kardeşlik tesis etmeyi hedefleyen İslam bu tesisin kurulabilmesi için akraba ziyaretlerine önem verir. Bu sebeple gerek Kur’ân-ı Kerim’de gerekse hadisi şeriflerde akraba ziyaretlerinden sıkça söz edilir ve yardımlaşmayı, yakınları koruyup gözetmeyi emreder ve bu ilişkilerin kesilmesini de kesinlikle yasaklar. Ancak Allah’ın kesinlikle terk etmemizi yasakladığı sılayı rahimin gün geçtikçe unutulması ve terk edilmesi toplumu bir arada tutan bağları da zayıflatıyor. Bu ayki sayımızda İnsani Hak ve Özgürlükler Platformu Başkanı Molla Cemal Çınar Hoca’ya Sılayı Rahim’in topluma etkisini ve terk edilmesi durumunda doğuracağı sonuçları sorduk.

İşte Molla Cemal Çınar Hoca’nın sorularımıza verdiği yanıtlar

Sılayı rahim nedir?

Sıla Arapça bir kelime olup “Ulaşmak” anlamına gelir. Bugünkü ifade ile “İletişime geçme” de diyebiliriz. Sılayı rahim ise İslami bir kavramdır. İslam kültür terminolojisinde kişinin yakınlarıyla iletişime geçmesi, irtibatta bulunması, irtibatı kesmemesi anlamına geliyor.

SILA EN UZAK HALKAYI DAHİ KAPSAR

Sılayı rahimin hükmü nedir ve bu hüküm altında hangi dereceye kadar akrabalar girerler?

Sılayı Rahim en yakın akrabalardan başlamak suretiyle akrabalık bağlarının en zayıf halkasını kadar tüm akrabaları kapsar. Yani sılayı rahim emri kişinin ulaşabileceği tüm akrabaları kapsar. İslam sılayı rahimi baba, dede, oğul, amca, yeğen diye sınırlandırmaz.

Sılayı Rahimin hükmüne gelecek olursak İslam dini iki hükümden müteşekkildir. Biri hukuki hükümlerdir. Yani “Yap” denildiği takdirde yapılmazsa hem dünyada hem de ahirette yaptırımı olan hükümlerdir. Bir diğeri de ahlaki hükümlerdir. Dikkat ederseniz ailevi ve toplumsal meselelerde daha çok ahlaki kurallar geçerli oluyor. Dolayısıyla sılayı rahim tek ifade ile Kur’ânla delilli, Resulullah (s.a.v)’in bu konudaki hadisleriyle sabit bir hükümdür.

Peki, sılayı rahimi kesen birine İslami bir toplumda veya Şeri hükme göre neler yapılabilir diye sorsam?

Eğer gereksiz bir kopma varsa uyarılmalarından başka bir müeyyidesi yoktur. Ama uhrevi olarak yani işin ahlaki yönüne bakan kısmıyla izah edilecek olursa hem Kur’ân-ı Kerim hem de hadisi şerifler bunun üzerinde çokça durmuşlardır. Örneğin bunlardan biri her Cuma hutbelerde okunan Nahl Suresi’nin 90’ıncı ayeti kerimesidir ki; “Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size böyle öğüt verir” buyurmaktadır. Demek oluyor ki İslam’ın ve toplumun temel üç esasından biri de sılayı rahimdir. Yine (alimlerin zayıf olarak belirtmeleriyle beraber) Resullullah, “Berat gecesinde beratı verilmeyen üç sınıf insandan biri de sılayı rahimi kesendir” diye buyuruyor. Dolayısıyla akrabalarıyla bağlarını kesenlerin dua ve niyazlarını Allah kabul etmiyor. Zaten bir toplumda aile bağları koparsa o toplum temelden kopmuş demektir.

HİÇBİR GEREKÇE SILAYI KESMEYE GEREKÇE DEĞİLDİR

İslam bazı bağların korunmasını ısrarla istemiştir bunlardan biri de sılayı rahimdir. Bunun hikmeti nedir?

Ku’ân-ı Kerim’in hükmüne göre her şey tevhid merkezlidir. Yani her işin merkezine Allah’ın varlığı ve birliği konulur diğer tüm hükümler bunun üzerine bina edilir. Allah’ın emir ve yasaklarının temelinde nasıl ki tevhid varsa toplum yapısının da temelinde birlik olma vardır. Birlik ve beraberlik dayanışma ve yardımlaşma toplum olmanın gereğidir. Diğer bir deyişle Dolayısıyla bir insan öz akrabalarıyla olan ilişkilerini düzenleyemiyorsa toplum içerisinde birliği birlikteliği de oluşturamaz. Toplumun birlik olabilmesi için aile bağlarının kuvvetli olması lazım. Çünkü toplum aile bağlarının kuvvetliliği nispetinde birbirleriyle uyum içerisinde olur. Akrabalık bağlarının kopuk olduğu oranda da ayrılık olur.

Özellikle büyük şehirlerde ziyaretleşmek de zorlaşıyor. İş yorgunluğu, yol yorgunluğu derken nefsin de etkisiyle uzakta oturan akrabalarımızı ziyarete gitmektense evde oturmayı tercih ediyoruz. Karşılık almadığımız halde bunu sürdürmeli miyiz? Böyle bir durumda Sıla-i Rahimi terk etmenin hükmü nedir?

Öncelikle bunu belirtmek gerekir ki muhabbet ve sevgi tek taraflı olmuyor. Toplum içerisinde bir deyim var. Deniliyor ki; “Savaşı tek başına ilan edebilirsin ama barışı tek başına ilan edemezsin.” Çünkü karşı tarafın da barış için oturması lazım. Sılayı rahimi kesmeye gelince karşı tarafın olumsuz tavrına karşı olumlu ve yapıcı davranmaya çalışan bir kişi her zaman kazançlı olur. “Karşıdaki kişi gelmiyorsa ben de gitmem” gibi bir durum İslam hukukuna göre sılayı rahimi kesmek için bir mazeret olamaz. Resullullah (s.a.v) miraçtan indiği zaman Allah’ın duasını kabul etmediği kişilerden birinin de akrabayla bağını koparan kişiler olduğunu söylüyor. Burada dikkat edilmesi gereken bir husus var ki, “Akraba bağları kopmuş kişiler deseydi” sadece karşı tarafı ilgilendiriyor olurdu. Ama burada “Koparan insan” buyuruyor. Yani her iki tarafa da hitap ediyor. Herkes aile bağlarının kopmaması için elinden gelen tüm fedakârlığı göstermek zorundadır. Tabi reel olarak baktığımız zaman bu da belli bir dereceye kadar olur. Şöyle düşünün ki kişi sılayı rahim yaparken en yakın akrabası dahi olsa itikadi veya ahlaki olarak sürekli kendini zararda görür veya gideceği ortam İslam’a uygun olmayan bir ortam olursa sılayı terk etmek durumunda kalabilir. Böyle olsa, o ortamı terk etme mazeretimiz olsa bile akrabayı görme gözetme sormayı terk etme mazeretimiz olamaz. O kişiyi gördüğümüz yerde veya bugün gelişen kitle iletişim araçları ile iletişime geçmeliyiz. Örneğin bayramda telefonla görüşerek “Bu sebeplerden dolayı size gelemedim ama sizi yine de soruyorum” anlamında konuşmak gerekiyor. Bu hasenattan bir iyilik değil toplumun temel taşı olan bir unsur olduğundan dolayı insanların sılayı rahimde ısrarcı olmaları lazım. İnsanların bilinçli duyarlı olması akrabalık bağlarını iyice pekiştirmesi gerekiyor.

EN GÜZEL SILA ALLAH VE RESULÜ (S.A.V)’NE YAPILAN SILADIR

Hocam sıla sadece akrabaya mı yapılır? Allah’a veya Peygamber Efendimiz(s.a.v)’e sıla yapılır mı?

Konuşmamızın başlarında da ifade etmiştik ki tevhid merkezli olmayan her iş İslam’a göre batıldır ve makbul değildir. Akrabalık bağlarını korumaya çalışırken Allah’ın rızasını gözetmemek ayrı bir eksiklik olur. Her işte Cenabı Allah’ın rızasının olması lazım… Dolayısıyla en güzel sıla Allah ve Resulü (s.a.v)’ne olan sıladır. Örneğin bir kişinin gece herkesin uyuduğu bir saatte kalkarak Allah’a yakarması Allah’a yapılan en güzel sılalardandır. Hiç kimsenin bilmediği, duymadığı, görmediği bir yer ve zamanda Allah’la kurduğun bağdan dolayı yaptığın sıla İslam dininin temel esaslarındandır. Akrabalarla sıla yaptığımızda dahi sonucun Allah’la sılaya ulaştığını bilmek lazım… İslam’ı öğrenmek, ilim tahsil etmek, ahlaki değerleri öğrenmek, İslam ahkâmını anlamak Allah’a yapılan sıladır. Yaptığımız her ibadet aslında bir sıladır. Namaz, hac, oruç, zekât, sadaka bunların her biri birer sıladır.

Yine Resullullah (s.a.v) ile sıla yapmak farklı bir güzelliktir. Peki, nasıl olur Resullullah (s.a.v)’la sıla? Örneğin herhangi bir iş yapıyorsunuz “Allah Resulü (s.a.v) benim yerimde olsaydı nasıl yapardı” demek ve Onun yaptığı gibi yapmaya çalışmak bir sıladır. Resullullah (s.a.v)’i okumak onu tanımaya çalışmak bir sıladır. Onun hayatını hayatımızda tatbik etmek bir sıladır, onun ahlakıyla ahlaklanmaya çalışmak bir sıladır. Tabi onunla yapılan en güzel sıla yaptığımız tüm işlerde onu örnek almaya çalışmaktır. Örneğin ticaret yapıyoruz bir ürün satıyoruz veya alıyoruz “Benim yerimde Allah Resulü (s.a.v) olsaydı nasıl satardı, nasıl pazarlık yapardı, nasıl davranırdı” diye düşünmek lazım. “Kendi menfaatini, kârını düşündüğü kadar karşı tarafın kârını, menfaatini düşünürdü” demek lazım. O an Resullullah (s.a.v)’la sılaya geçtiğimiz zaman bütün işlerimiz de düzelir. Zaten bu gün insanlar Allah ve Resulü (s.a.v)’den anlık koptukları için hata yapıyorlar. Kişiler yaptıkları her işte Allah beni şu an görüyor ve duyuyor diyerek Allah’la ruhi bir sıla yapsa hataya düşmesi mümkün olmaz.
Bu iki hususu aklımızdan çıkarmamalıyız birincisi; bir iş yaptığımızda Allah’ın huzurundaymışız gibi Allah’ın her an yaptığımız işten dolayı ya bizi takdir edeceğini ya da uyaracağını düşünerek ruhi bir sıla yapmalıyız. Bunu yaparsak zaten Allah’ın emirleri dışına çıkma ihtimalimiz zayıflar. İkincisi ise bulunduğumuz yer, zaman, mekân ne olursa olsun Allah, Resullullah (s.a.v) benim yerimde olsaydı bu işi nasıl yapardı diye düşünerek hareket etmek.

AKRABAMIZIN ÜZERİMİZDEKİ HAKKI KADAR KOMŞUMUZUN DA HAKKI VARDIR

İslam’ın akraba ziyaretiyle ilgili yaklaşımından söz ettiniz. Ziyaret etmeyi aksatmamamız gereken bir diğer grup da komşularımız değil mi? Bununla ilgili neler söyleyeceksiniz?

Resullullah (s.a.v) komşu haklarıyla ilgili Ashab-ı Güzin’e nasihatte bulunurken “Cebrail aleyhisselâm komşu hakkında öyle ısrarla tavsiyede bulundu ki, komşuyu komşuya varis kılacak zannettim” buyuruyor. Suya bir taş attığınız zaman taşın ilk düştüğü halkanın gittikçe genişlediğini görürsünüz. İşte öyle de kişinin kurbet diye tarif edilen ve içinde bulunduğu toplumda en yakını komşusudur. Komşularla olan ilişki ve münasebetimiz akrabalarla olan ilişki ve münasebetimizden hemen sonra gelir. Aralarında boşluk yoktur. Yani akrabamızın üzerimizdeki hakkı kadar komşumuzun da hakkı vardır. Tabi âlimlerimiz bunun üzerinde çok durmuşlardır Öyle ki, Allah kendisine ve tüm âlimlerimize rahmet etsin İmam Şafii, “Senin komşun yoksul iken uzaktaki birisine fitre ve zekâtını götüremezsin” diyor. Yani İmam Şafii’nin içtihadına göre fakir komşun varken farz olan fitre ve zekâtını uzaktaki birisine verirsen kabul olunmaz gibi bir tehdit var. Tabi sadece fakirlik durumunda değil, selam verme, ziyaret etme, sıkıntısı olduğunda yanında olma, muhabbet etmenin ciddi manada İslam’da yeri vardır. Bir ara oturduğum apartmanda komşuları eve davet ettim. “Müsait olanlar evime buyursun” dedim. Tabi birbirlerine soruyorlar; “Komşumuz neden davet ediyor düğün mü var sorun mu var?” “Düğün de yok sorun da yok” deniliyor. “Peki kimdir? Bizi acaba neden çağırıyor” diye sorguluyorlar. Aslında gayet normal olan bir şey yapılmaya yapılmaya bu şekilde sorgulanıyor oldu. İnsanlar bunu tuhaf karşılıyorlar. Maalesef toplumda şu anda ciddi manada kopukluk var. Toplumda, gerek akrabalarla gerek komşularla olan bağların bu derece zayıflamasının temelinde insanların dünya hayatına “Madde” gözüyle “Kâr-zarar” hesabıyla bakmalarıdır. Hâlbuki İslam’da “Sevap-azap, hayır-şer, iyi-kötü” merkezli çalışma vardır. Ama ne yazık ki seküler dünyada “kâr-zarar, gelir mi?-Gider mi? Kazanır mıyım?-kaybeder miyim?” merkezli hareket ediliyor. Örneğin kişinin bir yakınını veya komşunun taziyesi olduğu zaman belli bir gidiş geliş masrafı olacak, işine ara vermiş olacak yani madde olarak giderin çok olacak ve dolayısıyla gitmekten de vazgeçecek. Hâlbuki Müslümanlar olarak kişisel menfaatler merkezli değil hayır-şer endeksli çalışırız. Şerden uzaklaşır hayra yaklaşırız. Her şeyimizi buna göre ölçeriz.

BAYRAMLARI SILA İÇİN VESİLE KILMALIYIZ

Sıla-i Rahim yeniden nasıl canlandırılabilir?

Toplumumuzun bu konuda işinden aşında feragat ederek akraba bağlarını, toplumla olan bağlarını güçlendirmesi lazım… Periyodik olarak mutlaka sılayı rahimde bulunmamız gerekiyor. Bunun bir program çerçevesinde yapmalıyız. Aksi halde hızlı akan hayat içerisinde buna zaman ayırmamız zorlaşır. “Fırsat bulunca, boş olunca giderim” gibi düşünceler sadece ertelememize sebep olur. Bu düzenli programlarla birlikte Bayramlar ve Cuma günleri ayrı vesilelerdir. Bu günleri fırsat bilip ziyaretleşmeliyiz. Yine (Hükmüyle ilgili tartışmaları bir kenara bırakarak) kandiller birer vesiledirler. Birliğimiz için, muhabbetimiz için, sıla için birer vesile kılmalıyız.

Tabi bunu yaparken de Allah rızasını merkeze almak lazım. Allah’a olan sılaya, Resullullah (s.a.v)’e olan sılaya, sılayı rahime ve komşulara olan sılaya dikkat ettiği müddetçe Allah’ın rızasını kazanırız. Ve ancak bu şekilde olursa mutlu bir toplumu bina edebileceğimizi görebiliriz. Allah’ın kapıları tamamen açıktır. Her gün koşuşturarak geçiştirmeye çalıştığımız dünya hayatını Vahye, Resullullah (s.a.v)’ sünnetine ve İslam ahkâmına dayalı ahirete yönelik bir program çerçevesinde geçirmek lazım. Bu Allah’ın Kur’ân-ı Kerim’de belirttiği gibi bir ölçüdür. Allah kendisiyle olan sınırın ölçüsünü, Resullullah’la olan bağın ölçüsünü, akraba ve komşuyla olan ilişkilerin ölçüsünü belirlemiştir ve bizden bu ölçülerin dışına çıkmamamızı istemektedir. Eğer bugün ideal bir toplum olamıyorsak bunun tek sebebi bu bağların zayıf veya kopuk olmasıdır. Allah Teâlâ hakkı hak bilip ona sarılmayı batılı da batıl bilip ondan içtinap etmeyi, insanlarla olan ilişkilerimizi Allah’ın belirlediği ölçü içerisinde yapmayı bizlere nasıp etsin inşallah.

Röportaj: Emrah Tel / İnzar Dergisi – Ağustos 2014 (119. Sayı)
 

 


İnzar Röportaj/Söyleşi

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS