وَمَا تَوْف۪يق۪ٓي اِلَّا بِاللّٰهِ
وفق kökünden türeyen tevfik ( توفيق) kelimesi, sözlükte “isteğe uygun olmak; isteğe uygun bulmak” anlamına gelmektedir.[1] Terim olarak ise “Allah’ın kulların fiillerini sevdiği ve razı olduğu şeye uygun kılması” demektir.[2] Tevfik, inayet, Nusret ve lutf gibi; insanları hayır ve iyiliğe sevk eden davranışlar için kullanılan bir kelimedir.[3] İmam Maturidi, tevfikin, Allah’ın insanlarda hayırlı amelle onu yapabilme gücünü bir araya getirmesi, müminin hayır olan isteğini bildiğinden dolayı, onu bu işi yapmaya muvaffak kılması olduğunu söyler.[4]
İslami bir yaşantıya sahip olabilmek, ahlaki yolda başarılı olabilmek için ilahi tevfike ihtiyaç vardır. İlahi tevfik olmadan bir insanın bunu kendi gücü ve imkânıyla başarabilmesi mümkün değildir. Tabatabai, “Allah’ın, kullarına salih işleri yapabilmeleri için gerekli sebepleri hazırlamasına tevfik deniliyor. Böylelikle tevfikin gerçekleşmesi için önce gerekli sebepler hazır olmalıdır. Sonraki aşama, insanın kendi çabasıdır”[5] demek suretiyle, salih amelleri yapabilmenin şartının Allah’ın tevfikine bağlı olduğunu söyler. İlahi tevfik bizlerle olmadığı sürece, Allah’ın razı olduğu kul olma yolunda hedefimize varamayız. Allah’ın razı olduğu bir kul olma yolunda, nefis ve şeytan bu yol üzerindeki en büyük engellerdir. Bu zorlu engelleri aşabilmek Allah’ın tevfikiyle ancak mümkündür.
Cenab-ı Allah, hayır yolunda cehd ve gayret gösteren kullarına ilahi tevfik için bazı sebepler halk eder. Allah’ın tevfik ihsan ettiği kişiler, alalade insanlar değildir. Bu kimselerin Allah’ın razı olduğu bir kul olma yolunda bir gayret ve istekleri olmuştur. Cenab-ı Allah da onları, tevfikiyle hidayete ulaştırmıştır. Evliyaullahın büyüklerinden, zahid ve abid bir zat olan, Fudayl Bin İyad’ın hikayesi, Allah’ın tevfikiyle hidayet yolunun nasıl bulunduğunun güzel misallerinden bir tanesidir.
Fudayl bin İyad, insanların onun ismini duyduklarında korkudan tir tir titrediği, yol kesici, gasıp, gaddar bir insandı. Mal yüklü kervanların sanki kokusunu alıyor, hemen oraya gidip mallarını yağmalıyor, etrafına korku saçıyordu. Bir gün, günümüz tabiriyle gangester Fudayl, yolda gördüğü çok güzel bir kıza aşık olur. Takip ettiği kızın adresini bulan Fudayl gece karanlık çökünce kızı kaçırmaya karar verir. Gece yarısı kızın evine giderken, kızın evinin yan tarafında, gece namazına kalkan komşusunun Kur’an sesini işitir. Kızın komşunun ağzından çıkan Kur’an ayetleri, Fudayl’ın kalbine adeta ok gibi saplanır. Fudayl, kızın evine gitmeyi bırakıp Kur’an’ı dinlemeye koyulur. Kendini Kur’an’ın o güzel sedasını dinlemeye bırakan Fudayl, şu ayetle beyninden vurulmuşa döner:
اَلَمْ يَأْنِ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَنْ تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِ كْرِ اللّٰهِ وَمَا نَزَلَ مِنَ الْحَقِّۙ وَلَا يَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلُ فَطَالَ عَلَيْهِمُ الْاَمَدُ فَقَسَتْ قُلُوبُهُمْۜ وَكَث۪يرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ ﴿١٦﴾
“İman edenlerin Allah’ı zikretmekten ve inen haktan dolayı kalplerinin saygı ile ürpermesinin zamanı gelmedi mi? Daha önce kendilerine kitap verilip de, üzerinden uzun zaman geçen, böylece kalpleri katılaşanlar gibi olmasınlar. Onlardan birçoğu fasık kimselerdir.”[6] Kendisi Arap olan Fudayl, bu ayetin ne demek istediğini şüphesiz çok iyi biliyordu. Bu ayeti dinledikten sonra Fudayl 3 defa: “Evet, vallahi zamanı geldi” diyerek, o anda tövbe etti. Ama nasıl bir tövbe… Tüm hayatını değiştiren bir tövbe… Gangester Fudayl’ı evliyaullah yapan bir tövbe… Fudayl, aşık olduğu kızı unutup, gerisin geriye evin yolunu tutar. Bu duygular içerisinde yolda yürürken, gecenin karanlığında, tedirgin halleriyle hareket eden bazı insanlarla karşılaşır. Hayvanlarının sırtındaki mallarla, tedirgin bir şekilde, o karanlıkta yol alan adamların bu davranışları Fudayl’ın dikkatini çeker. Fudayl, bunun nedenini sorduğunda aldığı cevap, dehşet vericidir: “Fudayl bin İyad’dan korkuyoruz.” Aldığı cevap karşısında fudayl, utanmış, bozarmıştı. Gece yarısı insanlar, ondan korkuyordu. Fudayl tövbe etmesine tövbe etmişti ama acaba Rabbi, insanlarda bu denli korku ve tedirginliğin oluşmasına neden olan bu zalimin tövbesini kabul edecek miydi? Bu duygular içerisinde evine vardı Fudayl. Az sonra eve gelen arkadaşları, yükü ağır ve pahalı bir kervanı soymaları için Fudayl’a hazırlanmasını söylerler. Aldıkları cevap, onları hayretler içerisinde bırakır: “Artık ben tövbe ettim. Allah’ın evine gidip, ömrümün sonuna kadar, O’na ibadet edip, tövbe gözyaşları dökerek, geçmiş günahlarımın affına çalışacağım” Hiç şüphesiz, Fudayl’ın hayatında bu değişikliğe vesile olan neden, Cenabı Allah tevfikiyle dinlediği, Hadid Suresi’nin o ayetiydi.
Tevfik kelimesi Kur’an’da, kelime olarak bir yerde kullanılmıştır. O da Hz. Şuayb’ın kıssasının anlatıldığı Hud suresi 88. ayetidir. Ayetten anladığımız şekliyle, Şuayb (as)’ın kavminin azabı hak eden başlıca iki davranışı vardı: Birincisi, atalarının dini gereği putlara tapmaları; ikincisi ise ölçü ve tartıda hile yapmaları. Onlar, puta tapıcılığı atalarının yaptığı doğru bir davranış olarak kabul ediyor; ticari işlerinde de kendilerini, istediklerini yapabilme güç ve selahiyette görüyorlardı. “Kavmi ise, "Ey Şuayb! Atalarımızın taptığı şeylerden yahut mallarımız hususunda dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi sana ibadetin (dinin) mi emrediyor? Oysa sen uyumlu ve akıllı birisin!" dediler.” [7]
Hz. Şuayb ise onların bu sözlerine şöyle cevap veriyordu:
“Şuayb de şöyle dedi: "Ey kavmim! Bir de şöyle düşünün: Ya benim, rabbimden açık bir delilim varsa ve O bana tarafından güzel bir nasip vermişse! Size yasakladığımı kendim yapmak niyetinde değilim. Ben sadece gücümün yettiği kadar ıslah etmek istiyorum. Fakat başarmam Allah’ın tevfikine (yardımına) bağlıdır. Yalnız O’na dayanıyor ve O’na yöneliyorum.”[8] Bir peygamber olmasına rağmen Hz. Şuayb, Allah’ın kullarını Allah’a çağırmak, Allah’ın razı olduğu bir kul olma yoluna sevk etmek noktasında hiçbir güç ve iktidarının olmadığını söylüyordu. Bunu ancak Allah’ın tevfiki ile gerçekleştirebileceğini ifade ediyordu. Gerek kendimizin, gerekse de başkalarının hidayet ve iyiliği için Allah’ın tevfikine ihtiyacımız vardır. Bu tevfike nail olabilmek için de bu yolda adım atmamız lazımdır. Nitekim, Meryem suresinin 76. ayetinde cenabı Allah; “Ve Allah, hidayette (hidayete ermiş) olanların hidayetini arttırır. Bâki olan salih ameller, Rabbinin indinde sevap bakımından daha hayırlıdır ve dönüş (karşılığı olan mükâfat) bakımından (da) daha hayırlıdır.” buyurmak suretiyle, hidayet yolunda adım atanların Allah tarafından hidayetlerinin arttırıldığı ve Allah’ın tevfikine nail oldukları vurgulanmıştır.
Bazen de Allah’ın tevfiki, tevfik suretinde değil, bela suretindedir. Örneğin Yusuf (as) kıssasında, Hz. Yusuf’un zindana atılması görünürde bela idi. Ama Hz. Yusuf’un sabrı, direnişi ve zindana atılmayı kabul etmesi hatta arzulaması O’na Allah’ın tevfikinin nasib olmasına vesile oldu. Bununla, Züleyha’nın şerrinden kurtuldu. Suçsuz olduğu kanıtlandı ve Mısır’a aziz oldu. Bu nedenle, Allah’ın tevfiki bazen bela görünümünde olabilir. Bu nedenle, gördüğümüz her belada ümitsizliğe kapılmamalı, bu belanın Allah’ın tevifikine vesile olabilecek bir olay olabileceğini aklımızdan çıkarmamalıyız. Bizler de Allah’ın tevfikine nail olabilmek için, bu yolda adım atmalı ve Allah’tan bize tevfik ihsan etmesi için dua etmeliyiz.
Bir dahaki yazımızda buluşuncaya dek, dualarınızda bizleri de unutmamanız dileğiyle, Allah’a emanet olun.
[1] El mu’cemul vasit وفق maddesi
[2] Seyyid Şerif Cürcani, Et Ta’rifat, وفق maddesi
[3] Rağıb El isfahani, El Müfredat, وفق maddesi
[4] Maturudi, Te’vilatul Kuran, C.7, s.223
[5] Tabatabai, mizanul hikme, c.14
[6] Hadid suresi, 16
[7] Hud 87
[8] Hud 88
Mühacid Haksever
Mühacid Haksever