Bu hikâye, Azerle İbrahim`in hâkimiyet... İsmailin teslimiyet... Tuğyana karşı ubudiyet hikâyesidir. Bu hikâye şeytanlaşan ruhlara karşı bir insaniyet mücadelesidir.
Nurullah Ay
Bu hikâye, Azer’le İbrahim`in hâkimiyet
İsmail’in teslimiyet
Tuğyana karşı ubudiyet hikâyesidir.
Bu hikâye şeytanlaşan ruhlara karşı bir insaniyet mücadelesidir.
Bu hikâyenin mukaddimesinde kan,
Nihayetinde kurban var.
Bu hikâyede
Mevsim hazan,
Gönül giryan,
Yasin kurban olur.
Bu hikâye, salt İsmail`le anlaşılmaz.
Sara`nın kadınsı duygularıyla
Hacer`in çaresizliğiyle
Zemzem mucizesiyle anlatılmaz/anlatılamaz.
Teslimiyet kifayetsiz kalır hikâyenin sırrı için.
Bu hikâyenin girizgâhıdır İsmail, İbrahim, Hacer, Sara...
Bu hikâye Bi’ri Maune`de ihanet
Uhut`ta imtihan
Kerbela`da zulüm ve tuğyan olur.
Bu hikâye, Amed`de vuku bulan,
Yazılmayı bekleyen bir destan olur.
Sonra bu hikâye İsmail`le de bitmez.
Bilal`in "Ehad Ehad" nidaları yankılanır Mekke semalarında.
Sabır sınavında cennet muştusu…
Hastane önünde Cumali’ye kahpe bir pusu olur.
Bu hikâye,
Kerbela’da Seyyid-i Şuheda`nın "Ey kılıçlar alın canımı, parça parça edin bedenimi" nidasıyla şahlanışı,
Amed’de "Şehadet bana yakışi, ma zorla midir" diyen Riyad`ın yakarışı olur.
Bu hikâye, İbrahimi davaya gönül vermişlerin Amed`de vahşice parçalanışı olur.
Feryatları arşa yükselen.
Bu hikâyenin kahramanları rahle dibinde diz çöken takkeli,
Hasımları, ellerinde molotofla gezen maskeli…
Bir tarafta takke, bir tarafta maske...
Sevgi ve öfke…
Taştan put yapan Azer`in taş atan çocukları, rahat bırakmaz İbrahim varislerini.
O İbrahim ki adıyla müsemma.
O İbrahim ki dost…
Zaman değişir, mekân değişir, Nemrud’un İbrahim’e öfkesi dinmez.
Pozantı`da tecavüz edilen çocukların çığlığına sessiz kalan kahpe zihniyet…
Bonzai ile beyinleri tütsülemekle meşgul…
Azer`in torunları Azrail`den rol kapma çabasında.
Hedefte Cengiz ve Fethi.
Plan kalleş mi kalleşçe.
Karlıova, kalleşova’ya dönüşür,
Keleş öfke kusar,
Nefret kusar,
İhanet kusar,
Puslu havanın çakallarını zulumat saklar.
Ve Amed sokakları…
Kerbela aşığı Huseyn, ihanet kurbanı Hasan…
Cumali Cennet’e kanatlanan…
Ve Yasin…
İt sürüsünün öfkesi derin…
Oldukça kalabalık hain.
Ya Rab! O nasıl bir kin?
Hind damlarda zılgıt çalar.
Toplumdan dışlanmış Vahşi,
Taş atan çocuklarla beraber, tesbih tutan Hamzalara karşı.
Köprü altı sakinleri, cami ehline kin kusar.
Bu hikâye her kutsal hikâye gibi yine gözyaşıyla biter.
Kalem sahibi, böyle ferman buyurmuş.
Bu hikâyenin tarafları denk bir kavgaya tutuşmaz.
Bu hikâyenin tarafları aynı silahı kullanmaz.
Her şey Sünnetüllah’a uygun…
Dedim ya taş atan çocuklarla tesbih tutan çocukların hikâyesidir bu hikâye.
Taş pervasızdır,
Delişmendir,
Serttir,
Şiddete meyyaldır.
Ancak ya tesbih!...
Başında bir imamesi vardır,
Müretteptir,
Sert görünür ama gönül ehline ram olur.
Kehribar kokar.
Bu hikâye, köprü ustası ile duvarcının hikâyesidir.
Malzemesi taş olan.
Gureba derdiyle dertlenen Yasin’le ihanet çetesinin hikâyesidir.
Bu hikâye, vuran elin veren eli hazmetmeme hikâyesidir.
Bu hikâye, Ahura Mazda’yla Ahriman’ın
Aydınlıkla karanlığın,
Sevgiyle nefretin,
Habil’le Kabil’in ezeli mücadelesidir.
Bu hikâye, Karlıova fatihi Fethi’nin,
Korkusuz Cengiz’in,
Medrese-i Yusuf’u mesken edinmiş Turan’ın hikâyesidir.
Bu hikâye, gül yüzlü Cumali’nin
Muhacir Muhammed Latif’in
Çukurova’da Ahmet’in,
Yaralara merhem olan Fehad İbrahim’in hikâyesidir.
Bu hikâye, Kerbela varisi Hüseyn’in
Şahadet aşığı Riyad’ın
Yüksekova’da alçalanlara karşı yükselen İrfan’ın,
Amed’de ölüme gülümseyen Mahmut Enes’in,
Van’da tehditlere boyun eğmeyen Muhammed Latif’in hikâyesidir.
Bu hikâye bir anlamda Yasin’in hikâyesidir.
Vücudu yakılan,
Binadan atılan,
Üstüne basılan Yasin’in hikâyesi…
Aylardan ekim…
Mevsim hazan…
Amaç küfristan…
Yasin, Kürdistan’da hainlerin hedefinde bir kurban…
Taş atan çocuklar, taş kalpli cellâtlara dönüşmüş.
Tesbih tutan eller, her şeyden habersiz…
Yasin’in elinde bir poşet, yol almada daracık sokaklarda…
Üşüşür leş kargaları,
Baykuşlar çatılara tünemiş,
Akbabalar fırsat kollamakta…
Kancıkların dilinde zılgıt, Hind’in öfkesini kusmakta…
Sokak, Yusuf kuyusu gibi çıkılmaz.
Ve on yedisinde Yasin…
Fil sürüsünün öfkesi derin…
Azıkları nefretle kin…
Bu hikâyenin en gencidir Yasin…
Onun için,
Bu hikâye, Yasin’in hikâyesidir.
Yasin’in hikâyesi…
Nurullah Ay / İnzar Dergisi – Ekim 2015 (133. Sayı)
İsmail’in teslimiyet
Tuğyana karşı ubudiyet hikâyesidir.
Bu hikâye şeytanlaşan ruhlara karşı bir insaniyet mücadelesidir.
Bu hikâyenin mukaddimesinde kan,
Nihayetinde kurban var.
Bu hikâyede
Mevsim hazan,
Gönül giryan,
Yasin kurban olur.
Bu hikâye, salt İsmail`le anlaşılmaz.
Sara`nın kadınsı duygularıyla
Hacer`in çaresizliğiyle
Zemzem mucizesiyle anlatılmaz/anlatılamaz.
Teslimiyet kifayetsiz kalır hikâyenin sırrı için.
Bu hikâyenin girizgâhıdır İsmail, İbrahim, Hacer, Sara...
Bu hikâye Bi’ri Maune`de ihanet
Uhut`ta imtihan
Kerbela`da zulüm ve tuğyan olur.
Bu hikâye, Amed`de vuku bulan,
Yazılmayı bekleyen bir destan olur.
Sonra bu hikâye İsmail`le de bitmez.
Bilal`in "Ehad Ehad" nidaları yankılanır Mekke semalarında.
Sabır sınavında cennet muştusu…
Hastane önünde Cumali’ye kahpe bir pusu olur.
Bu hikâye,
Kerbela’da Seyyid-i Şuheda`nın "Ey kılıçlar alın canımı, parça parça edin bedenimi" nidasıyla şahlanışı,
Amed’de "Şehadet bana yakışi, ma zorla midir" diyen Riyad`ın yakarışı olur.
Bu hikâye, İbrahimi davaya gönül vermişlerin Amed`de vahşice parçalanışı olur.
Feryatları arşa yükselen.
Bu hikâyenin kahramanları rahle dibinde diz çöken takkeli,
Hasımları, ellerinde molotofla gezen maskeli…
Bir tarafta takke, bir tarafta maske...
Sevgi ve öfke…
Taştan put yapan Azer`in taş atan çocukları, rahat bırakmaz İbrahim varislerini.
O İbrahim ki adıyla müsemma.
O İbrahim ki dost…
Zaman değişir, mekân değişir, Nemrud’un İbrahim’e öfkesi dinmez.
Pozantı`da tecavüz edilen çocukların çığlığına sessiz kalan kahpe zihniyet…
Bonzai ile beyinleri tütsülemekle meşgul…
Azer`in torunları Azrail`den rol kapma çabasında.
Hedefte Cengiz ve Fethi.
Plan kalleş mi kalleşçe.
Karlıova, kalleşova’ya dönüşür,
Keleş öfke kusar,
Nefret kusar,
İhanet kusar,
Puslu havanın çakallarını zulumat saklar.
Ve Amed sokakları…
Kerbela aşığı Huseyn, ihanet kurbanı Hasan…
Cumali Cennet’e kanatlanan…
Ve Yasin…
İt sürüsünün öfkesi derin…
Oldukça kalabalık hain.
Ya Rab! O nasıl bir kin?
Hind damlarda zılgıt çalar.
Toplumdan dışlanmış Vahşi,
Taş atan çocuklarla beraber, tesbih tutan Hamzalara karşı.
Köprü altı sakinleri, cami ehline kin kusar.
Bu hikâye her kutsal hikâye gibi yine gözyaşıyla biter.
Kalem sahibi, böyle ferman buyurmuş.
Bu hikâyenin tarafları denk bir kavgaya tutuşmaz.
Bu hikâyenin tarafları aynı silahı kullanmaz.
Her şey Sünnetüllah’a uygun…
Dedim ya taş atan çocuklarla tesbih tutan çocukların hikâyesidir bu hikâye.
Taş pervasızdır,
Delişmendir,
Serttir,
Şiddete meyyaldır.
Ancak ya tesbih!...
Başında bir imamesi vardır,
Müretteptir,
Sert görünür ama gönül ehline ram olur.
Kehribar kokar.
Bu hikâye, köprü ustası ile duvarcının hikâyesidir.
Malzemesi taş olan.
Gureba derdiyle dertlenen Yasin’le ihanet çetesinin hikâyesidir.
Bu hikâye, vuran elin veren eli hazmetmeme hikâyesidir.
Bu hikâye, Ahura Mazda’yla Ahriman’ın
Aydınlıkla karanlığın,
Sevgiyle nefretin,
Habil’le Kabil’in ezeli mücadelesidir.
Bu hikâye, Karlıova fatihi Fethi’nin,
Korkusuz Cengiz’in,
Medrese-i Yusuf’u mesken edinmiş Turan’ın hikâyesidir.
Bu hikâye, gül yüzlü Cumali’nin
Muhacir Muhammed Latif’in
Çukurova’da Ahmet’in,
Yaralara merhem olan Fehad İbrahim’in hikâyesidir.
Bu hikâye, Kerbela varisi Hüseyn’in
Şahadet aşığı Riyad’ın
Yüksekova’da alçalanlara karşı yükselen İrfan’ın,
Amed’de ölüme gülümseyen Mahmut Enes’in,
Van’da tehditlere boyun eğmeyen Muhammed Latif’in hikâyesidir.
Bu hikâye bir anlamda Yasin’in hikâyesidir.
Vücudu yakılan,
Binadan atılan,
Üstüne basılan Yasin’in hikâyesi…
Aylardan ekim…
Mevsim hazan…
Amaç küfristan…
Yasin, Kürdistan’da hainlerin hedefinde bir kurban…
Taş atan çocuklar, taş kalpli cellâtlara dönüşmüş.
Tesbih tutan eller, her şeyden habersiz…
Yasin’in elinde bir poşet, yol almada daracık sokaklarda…
Üşüşür leş kargaları,
Baykuşlar çatılara tünemiş,
Akbabalar fırsat kollamakta…
Kancıkların dilinde zılgıt, Hind’in öfkesini kusmakta…
Sokak, Yusuf kuyusu gibi çıkılmaz.
Ve on yedisinde Yasin…
Fil sürüsünün öfkesi derin…
Azıkları nefretle kin…
Bu hikâyenin en gencidir Yasin…
Onun için,
Bu hikâye, Yasin’in hikâyesidir.
Yasin’in hikâyesi…
Nurullah Ay / İnzar Dergisi – Ekim 2015 (133. Sayı)
Nurullah Ay