Tavsiyeci
“Tavsiyeci” terimimiz insanların dili ve bilişi nasıl kullandığını özetleyen bir metafordur; doğrudan fiziksel temas ya da bir şeylerle doğrudan tecrübemiz olmaksızın dünyamızı anlamlandırmak için- edimleri ilişkilendirmeyi nasıl kullandığımıza atıfta bulunur. Amiyene tabirle, iç sesimizi veya kendi kendimize yaptığımız konuşmaları kullanarak geçmişimize anlam kazandırmak, inançlar oluşturmak, kendimizi değerlendirmek ve geleceği tahmin etmektir. Söz konusu olan tavsiyeci sayesinde her şeyi anlamak için tecrübe etmemiz, denememiz ve hatalarımıza başvurmamız gerekmez; geçmişte öğrendiklerimiz temelinde türetilmiş bağıntıları kullanarak kendimize basitçe tavsiyede bulunabiliriz.
Örneğin üç yaşında bir çocuk olduğunuzu ve merakınızın sizi çöpten bir şey yemeye zorladığını hayal edin. Siz tam yarı yenmiş bir çikolatayı aldığınızda anneniz size “Sakın onu yeme! İğrenç bir şey o!” diye bağırır. Siz de durur ve iğrenirsiniz. Asla çöp yememiş ve sonuç olarak kötü bir deneyim yaşamış olursunuz; ama artık çöpten yemekten kaçınırsınız. Anneniz iğrenme tepkilerini bir şekilde size aktarmak için kelimelerini kullanma becerisini gösterebildi; “iğrenç” diye bağırması sizin davranışınızı zayıflatan cezalandırıcı bir uyaran görevini gördü. Artık ne zaman “iğrenç” kelimesini duysanız, göze çarpan uyarana tepkiniz değişir; daha temkinli olursunuz. Mesela hoş bir çiçeğe bakarken “iğrenç” kelimesini söylediğini farz edelim. Kelimeyle ilgili geçmişiniz nedeniyle birden daha tedbirli olursunuz.
Bir adım daha ileri gidecek olursak, bir insanın size saçınızın “iğrenç” olduğunu söylediğini düşünün. O an “iğrenç” kelimesiyle bağdaştırdığınız tüm nitelikleri kendinize aktarırsınız, siz “iğrenç” olursunuz. “iğrenç” kısımlarınızla aranıza psikolojik anlamda mesafe koymaya çalışırsınız.
Sözel becerisi olmayan hayvanlarda görülmez. Bir hayvanın, bir kelimeden etkilenebilmesi için fiili (hali hazırdaki) deneyimde negatif bir şeyler sezmesi gerekir. Örneğin köpeğin çöp yerken “iğrenç” demek zorunda kaldığınızda cezalandırıcı bir uyaranı (kınamanızı) ortaya koymanız ve bunu sürekli tekrar etmeniz gerekir. Ayrıca, köpeğinizin yemesini istemediğiniz her uyaran için “iğrenç” kelimesini söylemeniz gerekir. En nihayetinde, köpeğiniz siz ne zaman “iğrenç” kelimesini deseniz yemeğe başladığı şeyi yememeyi öğrenir. Böyle olduğunda bile, köpeğiniz “iğrenç” kelimesini çiçekler, insanlar veya diğer köpekler için geçerli kılmayı asla kendiliğinden öğrenemez. Bir köpeğin davranışı doğrudan deneyimle biçimlendirilirken, insanın ki –fiili çok az bağlantılı olan ya da hiç bağlantılı olmayan- sözel aktivitelerle biçimlendirilebilir.
Gözlemci:
Gözlemciliğin en az dört önemli işlevi vardır.
İlk olarak gözlemci bedene karşı duyarlıdır. Çevremiz bize sinyaller gönderir. Ve bu sinyaller genelde ilk olarak bedende belirirler. Gözlemci, güçlü duyguları, sıkıntılı olayları, neşeyi, acıyı, tehlikeyi vb. yansıtan fiziksel emareleri fark etmekte ehildir. Bu emareler kendimiz ve dünyadaki durumumuz hakkında elzem bilgiler sunar.
İkincisi gözlemci, bireyin eylemlerinden haberdardır. Gözlemcilik becerileri olmadan, eylemlerimizin başkalarını nasıl etkilediğini bilmemiz mümkün olmaz.
Üçüncüsü gözlemci, dünyaya ve onun sunduklarına uyum sağlar. Bu sayede insanlarla ve mekânlarla temas kurabilir ve çevrede mevcut olabilecek potansiyel kazanımları tesbit eder.
Son olarak da, sıkıntılı düşüncelere dalıp kaymaya veya eleştirici bir tavsiyeci taşımaya meyilli olanlar için gözlemci fiziksel dünya ile yeniden bağlantı kurmak ve tavsiyecisinin dünyasından çıkabilmek için bir yol sunar.
Hayat ne kadar karmaşık, zor ya da meşakkatli olursa olsun, her zaman gözlemci davranışlarına başvurup, odağımızı ve dengemizi bulabiliriz.
Kâşif
Kâşif ifadesi, dünyayı keşfetme ve test etme ile ilişkili davranışları temsil eder. Gençler doğal süreç halinde araştırır ve keşfederler. Taşlardan yapılmış bir kuleyi iterler ve kule devrilir.
Yerçekiminin usullerini öğrenmiş olurlar. Kâşif için de bu böyledir. Kâşif becerilerini davranış dağarcığımızı genişletmek, yeni şeyler denemek ve bunların nasıl çalıştığını tahlil etmek, değerler bulmak ve oluşturmakla beraber, güçlenmek içinde kullanırız.
Genç fertler riskler, yenilikler ve heyecan arayışları içinde yüzerler; ki bunlar pozitif gelişim için elzem olan davranış kalıplarıdır.
KGT-uygulayıcısının hedefi gençlerin kendilerine zarar verme korkusuyla keşfedici bastırmalarını sağlamak değildir. Bunun yerine bu keşfedişlere koşum takıp anlamlı ve keyifli bir hayat kuracak şekilde onları yönlendirmede gençlere destek olmayı amaçlar.
Benlik-Algısı Ve Sosyal Algı
KGT-D modelinin dış halkası benlik algısı ve sosyal algıyı temsil eder, bunlar kendimizi ve başkalarını nasıl gördüğümüzü etkileyen unsurlardır. Bunlar, KGT’den çıktığı ve sonra KGT’yi etkilediği kabul edilen üst düzey becerilerdir. Benlik-algısı kendinizi farklı bağlamlar içinde görmeyi, sizin (gözlemleyicinin) “burada” durup, kendimizi (aktörü) “orada” izlemenizi sağlar. Örneğin kendine –şefkat, yaşadığınız an içindeyken, kendinizi geçmişte acı çeker halde görme becerisini gerektirir. Ve şayet geçmişteki kendinizi değişmiş ve büyümüş bir halde görebilirseniz ve şayet geçmişteki ya da gelecekte değiştiğinizi gözünüzün önüne getirebilirseniz daha iyimser hissedilebilir. Perspektif almanın bir diğer önemli türü de, şu an inandığımız şeyin geçmişte inandığımız şeyle aynı olmadığını görmektir. Bu da inançların he zaman tek önemli şey olmaması ihtimalini kuvvetlendirir. Benlik algısı müdahaleleri, benlik ile ilgili yararsız benlik kavramının zayıflatır ve benlik farkındalığının benlik bilgisinin ve faydalı benlik kavramlarının gelişimine yardımcı olur.
Dolayısıyla, ilişki kurma becerileri edinmek gençlerin gelişimsel süreçleri için elzemdir. KGT-D yaklaşımında yakın ilişkileri güçlendirerek başlar ve ardından sosyo çevre genişler. Sosyal algıdaki temel beceriler genellikle, “senin yerinde olsam, kendimi nasıl hissederdim?”, “senin yerinde olsam ne yapardım?” ve “Bu durumda, ben böyle hissederken sen de şöyle hissederdin.” Gibi esnek nitelikli sözel bakış açıları geliştirmeyi kapsar.
KGT kısaltmasını kullanmak en az iki avantaj sunmaktadır. Birincisi, tüm becerilerin nisbeten temel biyolojinize benzer şekilde, temel kabiliyetler olduğuna işaret etmesidir. Pek tabii, bireysel farklılıklar olmakla birlikte standart şekilde gelişen tüm çocuklarda aynı temel KGT bileşenleri mevcuttur.
inzar
- KGT becerileri dış dünyanın etkilerinden muaf değillerdir. Tıpkı biyolojideki KGT gibi bizim modelimizde yer alan süreçlerde ideal dışa vurum için belli başlı çevresel bağlamlara ihtiyaç oluyor. Bazı bağlamlar KGT’nin bütünüyle dışa vurulmasını sağlar.
- Kişi neden yardım arıyor ya da neden yardıma ihtiyaç var.
- Kişinin (sosyal bağlam haricinde) çevresindeki (uyku düzeni, tıbbi koşullar, tehlikeli bir ortam ve beslenme vb.) önemli unsurlar nelerdir?
- Kişi için önemli olan birey kimdir? Neden?
- Kişi yardım için kime müracaat edebilir?
- Kişi kiminle anlaşmazlık içindedir?
- Kişi kim tarafından hayal kırıklığına uğratılmıştır?
- Geçmişte ne gibi
- Benliğin benlik kavramlarından fazlası olduğunun farkına varıyor.
- Benliğin benlik kavramlarını taşıyan bir şey olduğunu anlayabiliyor.
- Büyüme ve gelişmenin mümkün olduğunu görüyoruz.
- Benlik kavramlarını benliğin fiziksel tanımları olarak görmüyor.
- Kendisine şefkatle bakabiliyor
- Sosyal temasın öneminin farkında
- Başkalarına empati yapma ve şefkat gösterme becerisine sahip.
- İşbirliğine, arkadaşlık kurmaya ve sevmeye yatkın
- Başkalarıyla olan geçmişinin yaşadığı andaki etkileşimleri etkilediğini anlıyor ve değişebileceğine inanıyor
- Kişisel unsurun farkında
- Kişisel unsurun farkında; “onlar beni böyle yaptılar” yerine “ben seçim yapabilirim” diyor.
inzar