İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Tasavvufi Tecdid Ve Kıyam Önderleri

2012-11-19
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Tarih boyunca bu dinin yeryüzü hâkimiyetine son vermek isteyenler olagelmiştir. Savaş meydanlarında bir zafer kazanamayacaklarını anladıkları andan itibaren tuğyanlarını insanlara benimsetmek için ne acıdır ki Kur`an ve Sünneti kullandılar.

Tarih boyunca bu dinin yeryüzü hâkimiyetine son vermek isteyenler olagelmiştir. Savaş meydanlarında bir zafer kazanamayacaklarını anladıkları andan itibaren tuğyanlarını insanlara benimsetmek için ne acıdır ki Kur’an ve Sünneti kullandılar. En sinsice yollarla İslam’ı tahrif etmekten kaçınmadılar. Elde Kur’an olmasına rağmen onu işlevsizleştirdiler. İşte asırlar öncesinden bugüne ışık tutan Resulullah(s.a.v) ile bir sahabesi arasında geçen ve bizi ikaz mahiyetinde olan rivayet: “Resulullah bir şey anlattıktan sonra bu ilim yok olduktan sonra olacak dedi.  Bunun üzerine sahabeden İbn-i Lebid; ‘Ey Allah’ın Resul’ü ilim nasıl yok olur? Zira biz Kur’an okuyor ve onu evlatlarımıza okutuyoruz; onlar da kendi evlatlarına okutacaklar’ diye hayretlerini dile getirdiler. Resulullah(s.a.v); ‘Allah(c.c) sana mağfiret etsin ey İbn-i Lebid! Ben seni Medinelilerin en akıllı kimsesi biliyordum. Görmüyor musun Yahudi ve Hristiyanları? Onlar Tevrat ve İncil’i okuyor ama hiçbir şey istifade edemiyorlar.” İbn-i Lebid(r.a)’in şaşkınlığını yaşıyoruz.Tam da Sahabi’nin dediği bir dönem içindeyiz. Kur’an okunduğu halde... Zalimin hükümranlığı uzayıp gitmektedir. İslam adına düşmanın yanında yer alan, sapkın düşüncelerle Müslümanları yüklenmesi gereken asli görevinden gafil bırakan, neredeyse kelime kelime Kur’an’ı izah eden ancak ilay-ı kelimetullah uğrunda hiçbir gayret sarf etmeyen sözüm ona âlimlerin karşısında âdeta  “...Köpüğe gelince sönüp gider.  İnsanlara fayda veren şey ise, yeryüzünde kalır. İşte, Allah böyle misaller verir. ”(Rad: 17). Ayetinin bir tefsiri hükmünde vefatlarının üzerinden birçok sene geçmesine rağmen Rabbin istediği kulluğu tebliğ eden ve hala hayırla yâd edilen âlimler durmuştur. Biz inşallah bu yazıda küfre karşı duruşu tartışmasız olan İmam İbn-i Teymiyye ve onun çizgisinde olan çağdaş dava ve davet âlimlerimizi değil. Küfre karşı sessiz ve teslimiyetçi olmakla eleştirilen tasavvuf  takkelerinden tevhidi haykıran mutasavvıf âlimlerin hayatlarına göz atacağız.

TECDİD İMAMLARI

İmam Gazali: hicri 450 yılında Tus şehrinde doğdu. Tecdid hareketlerinin en büyük imamlarından birisi olan İmam Gazali, İslam dünyasında silinmez izler bıraktı. Bir yandan haçlı işgali, bir yandan batini hareketi, bir yandan Yunan felsefesiyle kuşatılan İslam’ı savunmak için tek başına ilmiyle mücadele etti. En büyük eserinin ismi din ilimlerine yeniden hayat vermek anlamında olan ihya-i ulumuddin’dir. Eserin ismi oldukça manidar ve İmam’ın idealini de yansıtıyor. Belli bir süre kimilerine göre bir bunalım dönemi de denilen uzlet hayatı yaşadı. Dönemin en büyük müderrisi olmasına rağmen ruhunda kopan fırtınayı dindirebilmesi için bu uzlet şarttı. İnsanlara hak yolu göstermek için önce kendisinin hak yolda olması gerekiyordu. Bu bilinçle hakkı aradı durdu. En sonunda hakkı kendi ifadesiyle tasavvufta görecekti ama bu pek de kolay değildi. Vefat edene kadar tavizsiz bir mücadele verdi. Mevdudi, İmam Gazali’yi İbn-i Teymiyye ’nin hazırlayıcısı olarak nitelendirirken Abdülkadir Turan ise Selahaddin Eyyubi’nin manevi mürşidi olarak niteler.

İmam Rabbani: Asıl ismi Ahmet’tir. Hz. Ömer’in soyundan olmasından dolayı Faruk ismini de almıştır. Hicri 971 yılında Serhend şehrinde doğdu. Hicri 10.asrın sonu ile hicri 11. asrın ilk 33 yılında yaşadığından Müceddid-i elfisani diye meşhur olmuştur.

İmam Rabbani’nin yaşadığı dönemde İslam dünyası hem siyasi hem ilmi hem de ekonomik olarak oldukça güçlüydü. Osmanlı Devleti en kudretli dönemini yaşıyordu. Halifelik Osmanoğulları’na geçmiş, geniş sınırlar beraberinde ekonomik refahı da getiriyordu. İlim alanında oldukça önemli eserler verilmişti. İbn-i Hacer el Askalani, İbn-i Hacer el Mekki, Ebu Suud Efendi, Allame Celaleddin es-Suyuti... gibi pek çok alim eser bırakmıştı. Ama Hindistan toprakları bu siyasi ve ilmi zenginlikten yoksundu. Hindistan fikri ve itikadi bozukluklarla doluydu.

Hindistan’ın fikri yapısı

O zaman doğan her hareket sonradan tamamıyla İslam’a zıt düşüyordu. Muhammed İkbal’in tanımlamasıyla “indirilen değil icat edilen” İslam’a iman ediliyordu. Bunlardan biri “Mehdilik” akımıdır. Bir diğeri ise İran’da ortaya çıkan “Noktacılar” hareketiydi. Her iki hareketin ortak noktası kurucularının yeni bir peygamber olarak görülmesiydi. İmam Rabbani ıslah çalışmalarına başladığında kendisi için en büyük tehlikeyi hükümdar Ekber Şah’ın bıraktığı karma din zihniyeti arz ediyordu. Molla Abdülkadir Bedayuni’nin Ekber Şah hakkındaki tanıklığı şu şekildedir: İlk başlarda oldukça katıksız, saf bir imana sahip idi. Aşırı dindar, ibadetine düşkündü. Ancak Ekber Şah okuma yazma bilmeyen ve bunun ezikliğini daima taşıyan birisiydi. Tüm dinlerin temsilcilerini sarayında toplar onları konuşturur, ortak bir din ortaya koymaya çalışırdı. Devlet adamları, saray âlimleri, Molla Mübarek ve sözde güvenlerini kazanmak için onlar gibi olmaya başladığı Racput Beyliklerinin etkisiyle kendine yeni bir din kurdu. İmam Rabbani, cesaretle bu sapıklıkları izale etmeye koyuldu. Hem dönemin yöneticilerinin hem de saray âlimlerinin baskısıyla karşılaştı. Belli bir süre zindanda kaldı. Bütün bu baskılar onu tecdid hareketinden vazgeçiremedi.

KIYAM ÖNDERLERİ

Şeyh Şamil: Çeçen cihadının en büyük mücahid imamlarından olan İmam Şamil, Nakşibendî tarikatının Halid’i koluna mensuptu. Rus çarlığına karşı verdiği İslami mücadeleyle efsane haline geldi. Azmi, kararlılığı çok kıt imkânlara rağmen son reddeye kadar savaşmasıyla kendisinden sonraki nesiller için yol gösterici oldu, öyle ki yakın zamandaki Çeçen Cihadının da tetikleyici unsurlarından birisi olacaktı.

İmam Şamil, aynı zamanda bir tarikat şeyhiydi. Müridlerini cihada teşvik etmek için çeşitli yollara başvuruyordu. Resulullah(s.a.v)’ın sahabesini teşvik etmek için kullandığı ifadelere benzer ifadeler kullanıyordu. Sözgelimi, Resulullah(s.a.v)’ın Hz. Ömer(r.a)’i onurlandırmak için buyurduğu şu sözde olduğu gibi “Benden sonra peygamber gelseydi bu Ömer olurdu”   İmam Şamil de müridlerine“sen benim Ömer’imsin, Ali’msin” derdi. Kimilerine ise madalya ya da geleneksel Çeçen hançeri verirdi. Bunların üzerinde de cesareti övücü sözler yer alırdı.

Dönemin en güçlü devletlerinden olan Rus Çarlığına karşı yok denilebilecek araç-gereçlerle savaşan İmam Şamil, savaşa devam edebilme yolunun halkın sağlam bir imana sahip olmasında, direnişin gerekli olduğuna ikna etmede ve mücadelenin tek elden yürütülmesinde olduğunu gördü. Bu düşüncelerini sürekli telkin etti. İmam Şamil’in hareketi, etrafında kenetlendiğinde hemen meyvesini veren camii eksenli bir hareketti. İrşad faaliyetlerini, savaş durumunu, yabancı elçileri kabul etme yeri daima cami olmuştur. Daha doğru bir ifadeyle cami’nin asıl amacını gerçekleştirdi.

Uzayıp giden savaş çekilmez bir hal almıştı. Halk artık teslim olalım diyordu. Fakat İmam Şamil o görüşte değildi. Tek bir aykırı sesin çıkması dahi savaşta gevşekliğe ve akabinde çözülmeye gidebilirdi. İmam Şamil buna engel olmak için teslim olmayı isteyen her kim olursa cezalandıracağını beyan etti. Belki de hayatındaki en büyük imtihanla karşı karşıya kaldı Kafkas Kartalı. Teslim olalım isteği en değerli varlığı yaşlı annesinden geldi. İmam Şamil, her zamanki gibi karargâhına yani cami’ye günlerce kapandı. Ceza verecekti, bu kesindi ama yaşlı kadın bu cezaya nasıl dayanacaktı. Sonunda tarihte belki de hiç görülmemiş bir şey oldu. İmam Şamil cihadın devamı için annesinin yerine kendisini kırbaçlattı.

Son dönemi, İmam Şamil, sonunda Ruslara esir düştü. Her ne kadar Ruslar ona esir muamelesi yapmamışlarsa da küfrün elinde esir olmak İmam Şamil için dayanılması zor bir durumdu. Ruslara oğlunu rehin bırakarak Hacca giden İmam Şamil orada vefat etti.

Emir Abdülkadir: Fransız emperyalizmi, Cezayir’in sahip olduğu bütün değerleri yok etmek, Cezayir halkının dinini, dilini değiştirmek istediğinde karşılarında aralarında babası ve amcalarının da bulunduğu kalabalık bir topluluğun teker teker ellerini onun ellerinin üzerine koyarak yanlız bir ağacın dibinde Rıdvan Beyatı’nda olduğu gibi kendisine biat ettikleri, Halidi tarikatına mensup 25 yaşlarında, güzel yaradılışlı, ruhlara işleyen hitabete sahip Emir Abdülkadir’in destansı mücadelesini bulacaklardı. Cihadında vur-kaç gerilla taktiğiyle savaştı. Komşu Fas topraklarında lojistik destek aldı. Fas Kralının desteğini almak için siyasi çabalar sarf etti. Ancak baskılara boyun eğen ve mücadelenin kendi topraklarına kaymasından endişe eden kral Emir’e olan desteğini kesti. İşgal altındaki Cezayir’den destek alması mümkün değildi. Fas’tan gelen yardım da kesilince gücü zayıflamaya başladı. Yaptığı bir savaş sonrasında rehin alındı. Fransa’nın onu sürgüne göndermesi üzerine önce Bursa’ya oradan da Şam’a geçti ve vefatına kadar orada kaldı.

Şeyh Mahmud-ı Berzenci:1878 yılında Irak Kürdistan’ının Süleymaniye kentinde doğdu. Batıcı ve ifsat edici bir hareket olan ittihad ve terakki cemiyetine karşı kıyam eden Şeyh Said-i Berzenci’nin oğludur. Babasının kıyamına destek verdi. Kanlı bir şekilde bastırılan bu kıyamda esir düştü. Mahkeme idamına hükmettiyse de Kürtlerin baskıları üzerine idam kararından vazgeçildi ancak Halep’te gözetim altına alındı. İngiltere bölgeyi işgal ettiğinde yanına Şeyh’i almak için Kürdistan Melikliğini vaat etti. Bir korkunun sonucu olan bu vaat, bizdeki resmi tarihte İngiltere ajanlığı ile manipüle edilmektedir. Oysa ki Şeyh Mahmud-ı Berzenci, o dönem henüz renk vermeyen Kemalist Hükümeti Müslüman olarak bildiğinden onlarla birlikte hareket etmek istiyordu. İngilizlere karşı kıyam edince dağları kullandı. Yakalanınca da Hindistan’a sürgüne gönderildi.

Şeyh Ubeydullah-ı Nehri: Hakkari’nin Şemdinli ilçesinin Nehri köyünde doğdu. Nakşibendî tarikatının Halidi koluna mensuptur. Osmanlı-Rus savaşında Osmanlı’nın yanında İslam’ın izzet bulması için savaştı. 93 harbi olarak tarihe geçen bu savaşta Osmanlı ağır bir yenilgi aldı.  Doğu illerinin Ermenilere bırakılmak istenmesi üzerine Şeyh Ubeydullah ve Şeyh Said-i Palevi’nin yanında şehid edilen oğlu Şeyh Abdülkadir’le beraber kıyam etti. Şii yayılmacılığı politikasını güden İran’ın üzerine yürüdü. Gayesi hem Ermeni devletini engellemek hem de Şia tehlikesine son verecek bir Kürt-İslam devletini kurmaktı. Ancak dönemin güçlü devletleri onu desteksiz bırakmak için Osmanlı’ya baskı yaptı. Şeyh İstanbul’a çağrıldı. Ancak Hakkâri’ye dönen Şeyh yakalanıp vefat edeceği Mekke’ye sürgüne gönderildi.

Şeyh Ahmet Şerif es Senusi: 1873’te Libya’ya bağlı Cağbub’da doğdu. Senusi tarikatının başına geçti. İtalyanların Libya’yı işgalinden sonra kıyam etti. Libya’yı kurtarmak için Osmanlı’dan yardım almak için İstanbul’a geldi. Hilafet merkezinin tehlikede olduğunu görünce Libya’nın kurtuluşunu hilafet merkezinin kurtuluşunda görerek Halife’nin etrafında olduklarını iddia eden ve henüz din düşmanlıkları açığa çıkmayan Kuvay-i Milliye’ye destek için büyük padişah Sultan Vahdettin’in emriyle Anadolu topraklarını karış karış dolaştı. Bu destek çalışmalarını Mehmet Akif Ersoy’la birlikte yaptı. Büyük bir azim ile çalışan Şeyh Ahmet Şerif es Senusi, Ankara’nın dini terk etmesi üzerine buradan ayrılmak zorunda kaldı. Önce Şam’a oradan Mekke’ye oradan da Yemen’e yakın bir tampon bölgeye geçti. Ömrünü orada tamamladı.

Ömer Muhtar: Senusi tarikatına mensuptu. Osmanlı’nın Uşi antlaşmasıyla İtalyan’lara bıraktığı Libya’da doğdu. Şeyh Ahmet Şerif’in Hilafeti kurtarmaya yardımcı olmak için İstanbul’a gelmesi üzerine Senusi tarikatının lideri oldu. Mücadelesinin temelinde Libya’nın Müslüman olarak kalması vardı. Daha önce Şeyh Ahmet Şerif es Senusi’nin birliklerine gönüllü katıldığı cihadta bu sefer lider olarak savaştı.  Kendisini büyük bir kan dökücünün, ikinci talebesi olarak gören Faşist Mussolini İtalya’sına Libya’yı dar etti. İlk defa çölde tank kullanılmasına rağmen çöl aslanı savaşa devam etti. Libya halkı gönüllü olarak kendisine katılıyordu. Çoğu köylülerden oluşan bu birlik genellikle gündüzleri çalışır, geceleri Ömer Muhtar’la birlikte savaşırdı. 1923’ten 1932’ye kadar her yıl ortalama elliden fazla muharebe olurdu. Mısır ve Sudan’dan gelen yardımların kesilmesi üzerine Emir Abdülkadir’in kaderini yaşadı.  İtalyanlara esir düştü, akabinde idam edilerek şehid edildi.

Şeyh Said:1. Emperyalistler arası savaşta(1. Dünya savaşı) Müslümanlar yenilen taraf olmuşlardı. Düşmana teslim olmak istemeyen müslümanlar eşi az görülen bir cihadla Anadolu topraklarını düşmandan temizlediler. Daha zaferin şükrü dahi edilmemişken Emperyalist devletlerden daha tehlikeli bir grup ortaya çıktı.  Bu grup adım adım İslam’dan uzaklaştılar. Değerli birçok âlim bu işin sonunun nereye varacağını bilemiyordu. Anadolu’nun küçük bir yerinde ömrünün son demlerini yaşayan, merkezden oldukça uzak olmasına rağmen, gelişmeleri Sebilurreşad gazetesinin satırları arasında takip eden Nakşi Şeyh’i Şeyh Said, bunun mülhit bir hareket olduğunu anlamakta gecikmedi. Kıyam etmek için birkaç sebep söylüyordu ki bunlar felaketin başıydı. “Bu hükümet hilafeti kaldırmak istiyor, kızları erkeklerle bir arada okutmak istiyor...” ve “eğer yaşlanmış olmasaydım tüfeğimle onlarla savaşırdım” diyecekti. Kıyam hazırlığına girişen Şeyh gözle görülür bir başarı kazandıysa da ihanetler sonucu yakalandı. Kemalist hükümete doğrudan karşı koyan ilk İslami hareketti. Şeyh Said hazretlerini karalamak için onun, Kürt ulusalcısı olduğundan tutun İngiliz ajanı olduğuna kadar her türlü iftirayı atmaktan utanmadılar. Şeyh Said hazretlerini “değersiz dallar” dediği darağacında şehid ettiler. Geriye büyük bir Cihad hareketi bırakarak.

 Kamuran Yürekli / İnzar Dergisi -  Kasım 2012


Kamuran Yürekli

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS