Uyguladığı ambargodan hızını alamayan terör şebekesi, arkasında duran şer odaklarının onayıyla 27 Aralık 2008’de savaş uçaklarıyla Gazze’ye saldırdı. Saldırıda hedef gözetilmeksizin bütün yerleşim yerleri bombalandı. Terör Şebekesi 04 Ocak 2005’te yirmi bin asker ile tanklar ve toplarla, havadan f-16’larla Gazze’ye girdi. O gün tarihinin en büyük katliamlarından birini gerçekleştirdi. Savaş uçakları sadece üç dakikada 100 saldırı dalışı gerçekleştirdi. Yirmi günde çocuk, kadın, yaşlı bin dört yüzden fazla Filistinli şehit edildi. Beş binden fazla Filistinli yaralandı. Şehitlerden 412’si çocuktu. Dokuz bin ev yıkıldı. Yirmi yedi Cami tahrip edildi. Otuz dört hastane ve altmış yedi okul bombalandı. BM, sözde Barış havarileri suskun kaldı. 18 Ocak 2008’de terör şebekesi saldırıları durdurdu.
Uzun süre tutuklu olan Hizbullah mensupları tahliye edildi (4 Ocak 2011)
Türkiye’de birçok siyasi mahkûm tutuklu olarak bulunuyor. Bunların önemli bir kısmı Türkiye’deki mahkemelerin yargılama sürecine itiraz için devleti AHİM’ye şikâyet ediyor ve her defasında devlet mahkûm olup tazminat vermek zorunda kalıyordu. Bununla beraber son dönemde tutuklanan askerler de buna eklenince sistem bu konudaki tıkanıklığı bir kanunla gidermek zorunda kaldı. Buna göre CMK’nin 102. maddesine göre on yıldan fazla yargılanıp cezası kesinleşmeyen tutukluların yargılamaları tutuksuz devam edecekti. Bu yasadan 1200’e yakın siyasi tutuklu faydalandı. Hizbullah’tan da 18 kişi tahliye oldu.
İbrahim Kızmaz Hoca’nın şehadeti (06 Ocak 1976)
1956 Gercüş doğumlu olan İbrahim Hoca, 1974–1976 yıllarında okul öğretmenliği hayatına Muş’ta başlamıştı. Şair, yazar ve muttaki bir Müslüman olan İbrahim Hoca, onu tanıyanların gönlünde taht kurmuştu. Daha sonra tayini Mardin’in Nusaybin ilçesine çıkan Hoca, aktif olan İslam davetçiliği ile bölgenin birçok köyünü yaya olarak dolaştı. İslami tebliğini kesintisiz ve korkusuz bir şekilde sürdürdü. Onun çabaları sonucu Allah’ın lütfuyla birçok kişi hakkı ve hakikati tanıma şerefine nail olmuştur.
PKK, Müslümanlara iftira ve kin kusmaktan geri durmuyor, bulduğu her fırsata İslam davetçilerine saldırıyordu. İslam’a âşık olan hocanın yaşantısı, kendisini bölgenin tek hâkimi gören mürtet örgütün gözüne batmıştı. Hakkında ölüm kararı çıkarıldı. Birçok defa pusu kuruldu. Nihayet 06 Ocak 1992’de Nusaybin’de, görev yaptığı Edip Mungan İlk Öğretim Okulu’nda küçük bir öğrencisiyle beraberken silahlı saldırıya uğradı. Minik öğrencisiyle beraber şahadet mertebesiyle Rabbine yükseldi.
Salman Raduyev birçok Rus askerini esir aldı (9 Ocak 1996)
İşgalci Ruslar, yerli işbirlikçilerinin desteğiyle yıllardan beridir mazlum Çeçen halkına karşı katliamlarına, yok etme operasyonlarına devam ediyordu. Çeçen halkının direnişten başka hiçbir seçeneği kalmamıştı. Şehit Cevher Dudayev’in damadı olan ve “Yalnız Kurt” lakabıyla meşhur olan Salman Raduyev, az sayıda bir birlikle Dağıstan’ın Kızılyar Kasabası’nda Rus askerlerine bir baskın düzenledi. Operasyonda birçok Rus askeri esir alınıp güvenli bölgeye getirildi. Bu olayla çok kötü sıkışan Rus diktatörlüğü, Çeçenlerle masaya oturmak zorunda kaldı. Ateşkes imzalandı.
Salman Raduyev, Mart 1996’da başından aldığı kurşunla ağır yaralandı, bir gözünü kaybetti. Kafatası kemiği kırılarak ciddi bir şekilde zedelendi. 13 Mart 2000’de Ruslara esir düşünce mahkemede şu ifadeyi verdi: “Kendi vatanımı savundum. Biz Rusları çağırmadık. Onlar gelip bizim vatanımızı işgal ettiler. Biz savaş istemedik, onlar gelip bizimle savaşmak istediler. Askerlerimizle savaşmak yerine çocuk, kadın ve yaşlı insanları öldürdüler. Sizin, benim hakkımdaki hükmünüz ceza değil mükâfattır. Allah’ın bana verdiği ömrü, O’nun yolunda ve kendi vatanıma harcadım. Her şey Allah’ın elindedir. O istediği zaman ben buradan çıkarım. Ben, önce Allah’ın sonra komutanım Cevher Dudayev’in askeriyim. Savaştığım için asla pişman değilim.”
Ömür boyu hapis cezasına çarptırılan Salman Raduyev, gördüğü işkenceler sonucu şehit olarak zindandan Rabbine yükseldi.
Osman Güneş’in şehadeti (15 Ocak 1993)
Kırk beş yaşlarında olan Şehid Osman Güneş, geçimini seyyar satıcılıkla sağlıyordu. PKK’nın dayatmalarına karşı Müslüman kardeşlerinin safında yer aldı. Kazandıkları üç beş kuruşla hem geçimlerini sağlıyor hem de elbirliğiyle cemaatlerini ayakta tutuyorlardı.
O şahadete layık insan, sabahleyin işine gitmek için yola koyulurken PKK’li çeteler peşinde pusu kurmuşlardı. Şehid Osman, pusunun üzerine geldiğinde kurşun yağmuruna tutuldu. 15 Ocak 1993’te Silvan’ın Tekel Mahallesi’nde şehit olarak Rabbine yükseldi.
Hizbullah Cemaati’ne baskın (17 Ocak 2000)
Özelikle Güneydoğu’da halk arasında hızlı bir şekilde taban bulan Hizbullah Cemaati, halk arasında rağbet gördüğü andan itibaren sürekli takip ve devletin tacizine muhatap oluyordu. 2000 yılına gelindiğinde İstanbul Beykoz’da cemaat liderinin de bulunduğu bir eve baskın düzenlendi. Baskına uğradıklarını anlayan cemaat lideri Hüseyin Velioğlu, polis ile çatışmaya girerken diğerleri bilgi ve dokümanları imha etmeye başladı. Dokümanların büyük bir kısmı imha edilmişti ancak çatışmalarda cemaat lideri aldığı kurşun yaralarıyla hakka yürüdü. Aynı evde bulunan Edip gümüş ve Cemal Tutar derdest edildiler.
Bu baskının akabinde Türkiye’nin her tarafında Hizbullah’a karşı operasyonlar başladı. On iki bin insan işkence ile sorgulandı. Üç binden fazla kişi tutuklandı.
Kenan Evren’in rektörler düzeyinde başörtüsünü yasaklaması (10 Ocak 1987)
Cumhuriyet kurulduktan hemen sonra hızlı bir şekilde sistemin batılılaşma faaliyetleri başladı. Rejim, önünde engel gördüğü kadınların örtüsüne yönelik yoğun baskı ve yasaklamalar dayattı. Özelikle 1960’lardan sonra yasaklamayla birlikte aşağılama ve tahkir daha bir hız kazandı. Her on yılda bir yapılan darbelerle halkı rejimin düşüncelerinin hizasına çekmeye çalışan çatık kaşlı jandarmalar, her defasında türbanı gündemlerinde tutmayı bir görev biliyordu. 1980’de yapılan askeri darbenin mimarı Kenan Evren, rektörleri toplayarak hem hâkimlik hem de savcılık yapıp öğrencilerin türbanlı olarak kampüslere girişini yasakladı. Turgut Özal, başbakan olunca başörtüsünün serbest olması için kanun çıkardı ama sorun çözülemedi. Evren, bu kanunu veto etti ve Anayasa Mahkemesi ile yürütmeyi durdurdu. Bu ucube keyfi yasaklama genişleyerek günümüze kadar devam etti.
Doğruhaber Gazetesi ve İnzar Dergisi’ne Baskın (28 Ocak 20011)
Her geçen gün Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne Türkiye’den giden şikâyetlerin sonucu devlet milyonlarca dolarlık maddi ceza vermek zorunda kalıyordu. Bunun önlemini almaya çalışan Meclis, yargı alanında bir kanun çıkardı. Buna göre on yıldan fazla yargılanıp cezası kesinleşmemiş tutukluların tahliye edilip tutuksuz yargılanmaları kanunu çıktı. Bu düzenlemeden yaklaşık bin yirmi tutuklu faydalandı. Çıkanlardan yirmi bir kişi İslami davalardan yargılananlar olunca medya tek merkezden emir almışçasına bunu gündeme taşıdı. Sanki bunu yaparsak gümbürtü yapanlar biraz rahatlar hesabıyla sabahın erken saatlerinde Doğruhaber Gazetesi, İnzar Dergisi ve Kelhaamed Dergisi’ne terörle mücadele ekipleri baskın yaptı. Bu basın kuruluşlarında çalışan yazarların evlerine baskın düzenlendi. Birçok gazete ve dergi çalışanı gözaltına alındı. Gazete koordinatörü Fikret Gültekin, yazar Bahattin Temel, Mehmet Eşin, Şefik Temel ve Said Şahin tutuklandı.
17 Ocak Körfez Savaşı`nın başlangıcı
İran ve Irak savaşı sona erdi. Yıllardır sömürü rejimleri tarafında hoşgörü ve dostluk iltifatlarını gören Saddam Hüseyin, saldırmaya alışmıştı; sanki Arapları yıllardır İran tehlikesinden kendisi korumuştu da buna mukabil diğer Arap ülkelerin kendisini dinlemeleri gerektiğine inanıyordu. Suudi Arabistan’a, Birleşik Arap Emirlikleri’ne ve Kuveyt’e bütün borçlarının ödenmesinde yardım etmeleri gerektiğini sürekli yineliyordu. Karşılığını göremeyince bunlara bir ceza gerekiyordu. 26 Temmuz’da Saddam, Kuveyt sınırına 30 bin asker yığdı. İslam Dünyası’nın kaynaklarına göz diken ve silah satma pazarı arayan ABD, gelişmeleri yakından takip ediyordu. Saddam, Kuveyt’e girdi ve kendini Kuveyt petrollerinin sahibi gördü. Sırada Suudi Arabistan var endişesiyle psikolojik bir korku yayıldı. Durum, adeta “ABD’nin müdahalesinden başka seçenek yoktur” vahametine getirildi. Politik görüşmeler itişmeler başladı. Sonuç vermeyince ABD öncülüğünde 17 Ocak 1991’de Körfez Savaşı başlamış oldu.
İnzar Dergisi – Ocak 2014 (112. Sayı)
İnzar - Tarihte Bu Ay