6 Mart 1966’da dindar bir Filistinli ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Yahya Ayyaş’ın asıl adı; Yahya Abdullatif Sadi Ayyaş’tır. Sakin fıtratlı ve çok zeki olan Yahya, ilkokulu kendi köyünde bitirdi. 1984 yılında 92,8`lik bir not ortalaması gibi yüksek bir derece ile liseden mezun olduktan sonra mühendislik fakültesine kayıt oldu. Bu yıllarda İslami direnişin içerisinde dinamik olarak yer alıyordu. 1991’de üniversiteden başarıyla mezun oldu. Ertesi yıl teyzesinin kızıyla evlendi. Gerek lise yıllarında gerekse fakülte yıllarında beraber olduğu gençlerden birlikler oluşturdu. İntifadanın başladığı yıllarda, bu gençlerle beraber davetin hareket alanlarını canlandırıyordu. Öyle zeki ve kıvrak bir zekâya sahipti ki, henüz çok genç olmasına rağmen 1988 ve1992 yılları arasında girişilecek birçok faaliyet için görüşüne başvurulan ilklerden biriydi.
Siyonist terör çeteleri Halilürrahman Camiine saldırıp, camide namaz kılan 70 Müslüman’ı şehit etti. Bu katliam ne ilkti, ne de son olacağa benziyordu.
İzak Rabin, Mühendisi ortadan kaldırmak için dosyasını özel bir durumla hükümetin gündemine aldı. Ama takdiri ilahi öyle bir sürprizle gerçekleşti ki, İzak Rabin maksadına eremeden fanatik bir Yahudi tarafından öldürüldü. Ama Mühendis, hükümetin birinci gündeminden düşmedi.
İbrahim Hoca(Kızmaz)’nın Şahadeti (06 Ocak 1976)
Mürtet örgüt Müslümanlara iftira kin kusmaktan geri durmuyor, bulduğu her fırsata İslam davetçilerine saldırıyordu. İslam’a âşık olan Hocanın yaşantısı kendisini bölgenin tek hâkimi gören mürtet örgütün gözüne batmıştı. Hakkında ölüm kararı çıkarıldı. Birçok defa pusu kuruldu. Nihayet 06 Ocak 1992’de Nusaybin de, görev yaptığı, Edip Mungan İlk Öğretim okulunda, küçük bir öğrencisiyle beraberken silahlı saldırıya uğradı. Minik öğrencisiyle beraber, şahadet mertebesiyle Rabbine yükseldi.
Abdulkadir Udeh ve 5 arkadaşı Nasır tarafından idam edilerek şehid edildi(9 Ocak 1954)
Kahire üniversitesi hukuk fakültesi mezunu olan Abdulkadir Udeh Hasan el-Benna ile aynı dönemde okumuştur. Hâkimlik ve Savcılık yapan Udeh, İhvan-ı Müslimin`i ortadan kaldırmaya yönelik önüne gelen bütün davaları beraatla neticelendirdi. Sistemin bunu fark ettiğini anlayan İhvan ısrarla onun görevi bırakmasını istedi. Görevi bırakıp birebir ihvanın safında İslami vazifesini icraya başladı. Bir müddet geçici olarak İhvan Hareketinin genel başkanlığını yaptı.
23 Temmuz 1952 tarihinde Muhammed Necib liderliğindeki Mısırlı subaylar, İhvan’ın desteğiyle bir ihtilal gerçekleştirdiler. Buna rağmen İhvan ihtilalcılarla iktidar ortaklığı yapmaktan kaçındılar. Muhammed Necib’in yerine geçen Cemal Abdunnasır İhvan’ın diktatörlüğü önündeki en büyük en olduğunu biliyordu. İskenderiyye`nin Menşiyye meydanında Nasır`a karşı girişilen senaryo suikastten İhvan sorumlu tutuldu ve tutuklama furyası başladı.
Abdulakdir Udeh Nasır ile İhvan arasında arabuluculuk görevini yapıyordu. Abdulkadir Udeh’i Nasır için hedef yapan unsurlardan bir tanesi de bu konumuydu.
Nihayet Abdunnasır İhvan’ın lider kadrosu; Hasan el-Hudeybi, Abdulkadir Udeh ile Mahmud Abdullatif ile hem kanal harbi hem de Filistin direnişin sembol mücahid liderlerinden Muhammed Fargali, Yusuf Tal`at, Hindavi Duveyr ve İbrahim el-Tayyib’i idam etmeye karar verir. Bunun için Ezher şeyhi Muhammed Hıdır Hüseyin`den fetva istedi. Şeyh’in verdiği cevap bir İslam alimine yakışan bir cevaptı. Şeyh: "Ben böyle bir fetva verip bu gibi kanları boynumda taşıyarak Allah`ın huzuruna çıkmaktan Allah`a sığınırım. Hayatıma son verir, bu gibi davetçilerin hayatlarını devam ettirmelerini ve boynumda kanlarını taşımamayı tercih ederim. Ben dinimi bozarak başkalarının dünyasını mı düzelteceğim?" diye cevap verdi.
Ancak Nasır’ın Şeyhi görevden alıp tüm hukuk ve uygulamalara ters olarak yerine atadığı şeyhten fetva alarak 9 Ocak 1954’te Abdulkadir Udeh ve beş arkadaşı idam edildi.
Bediüzzaman’ın TBMM’de uyarı niteliğindeki on maddelik beyanname dağıtması(10 Ocak 1923)
Üstad Bediüzzaman ısrarla Ankara’ya davet edildi. Atatürk, Kürt halkı üzerinde kurulacak olan otorite için Üstad’dan faydalanmak istiyordu. Onun vesilesiyle Kürtlerin TBMM hükümetine bağlılığı korunabilirdi. Üstad ise halkın genel olarak bilemediği yeni meclisi, düşüncesini ve çalışmalarını yerinde görmek istedi. Ankara’ya gelen üstad için bir hoş geldin merasimi düzenlendi. Üstad, burada bütün doğu milletvekilleriyle Mustafa kemalle görüştü. Namaz vakti geldiğinde Üstad namaza kalktı. Ama gördü ki milletvekillerin büyük bir kısmı namaz kılmıyor. Üstad bunun çok tehlikeli bir süreç olduğunu müşahede eder ve on maddelik bir beyanname yazarak milletvekillerine dağıttı. Atatürk hiddetle Üstada ‘biz, seni, buraya yüksek fikirlerini beyan edesin diye çağırdık. Sen geldin namaza dair şeyler yazdın ve içimize ihtilaf verdin’ dedi. Üstad imanın verdiği Haşin ve etkileyici hiddetiyle ‘İmandan sonar en yüksek hakikat Namazdır. Namaz kılmayan haindir. Hainin hükmü merduddur.’dedi.
Ama Atatürk, buna rağmen Üstadla karşı karşıya gelmekten kaçınır ve konuyu altan alarak Üstad`dan faydalanmanın yollarını aralamaya çalıştı. Bediüzzaman`ın, Kürtlerin üzerindeki etkinliğinden haberdar olan Atatürk, Üstada Kürtlerin yaşadığı coğrafya olan doğu illeri vaizliğini teklif edildi. Üstad bu meclisin ve iktidarın yaptıklarından beri olduğunu ve böyle bir teklifi kesinlikle Kabul etmeyeceğini açıklayarak teklifleri geri çevirerek Ankara`dan ayrıldı. Vana Geldi.
Kenan Evren’in Rektörler Düzeyinde Türbanı Yasaklaması (10 Ocak 1987):
Cumhuriyet kurulduktan hemen sonra hızlı bir şekilde sistemin, batılaşma faaliyetleri başladı. Rejim, halkın inancı gereği olmasına rağmen, önünde engel gördüğü örtüye yönelik yoğun baskı ve yasaklamaları dayattı. Özelikle 1960’lardan sonra yasaklamayla birlikte aşağılama ve tahkir daha bir hız kazandı. Her on yılda bir yapılan darbelerle halkı kendi düşüncelerinin hizasına çekmeye çalışan çatık kaşlı jandarmalar, her defasında türbanı gündemlerinde tutmayı, bir görev biliyordu.1980 de yapılan askeri darbenin mimarı Kenan evren rektörleri toplayarak, hem hâkimlik hem de savcılık yaparak öğrencilerin türbanlı olarak kampuslara girişini yasakladı. Turgut Özal başbakan olduğunda serbest olması için kanun çıkardı ama Nafile. Evren bu kanunu veto etti ve anayasa mahkemesi ile yürütmeyi durdurdu. Bu ucube keyfi yasaklama genişleyerek günümüze kadar devam etti.
Ezanın Türkçe Okunması (30 Ocak 1932)
Laikliğin ve Rejimin önündeki en büyük engeli halktaki İslami inancı görenler her gün yeni bir tahrifatta, yeni ucube bir girişime imza atıyordu. Bu ucubelerden biri Ezanın Türkçeleştirilmesiydi. İlk olarak 1931 de Atatürk’ün emriyle dokuz hafız dolma bahçe sarayına getirilirdi. Hafızlardan hutbe ezanın Türkçeleştirilmesi çalışmaları istendi. Çalışmaların neticesinde pilot bölge seçilen İstanbul’da ilk olarak30 Ocak 1932 de Yerebatan caminde hafız Rıfat tarafından okundu.18 Temmuz 1932 de Diyanet İşleri Başkanlığının yayınladığı genelge ile ezanın bütün camilerde Türkçe olarak okunması istendi. Ezanın Türkçe metni Evkaf müdürlüklerine gönderildi. Bozuntu çalışma, dalga dalga ülkenin her tarafına dayatıldı.18 yıl boyunca bu ülkenin her karış toprağında dökülen kanı olan, Müslüman halka, Türkçe ezan dayatılarak zorla okutuldu.
Dünyada İlk tv Yayınları Başladı. (29 Ocak 1926)
Dünyada ilk tv. yayınını, İskoçyalı John Logie Baird, yaptığı 30 santimlik bir aygıtla ilk Tv. Görüntüsünü bulmuştur. Bu buluşuna,1884’lerde,Nipkov adlı öğrencinin çalışmalarını esas alarak başlamıştır. Mucit John Logie Baird parası olmadığı için, ilk Tv’yi bir lavabo taşı, çay tenekesi ve bisküvi kutusu gibi basit düzeneklerden yapmıştır. Tv’nin ilk mekanik yayını 29 Ocak 1926da başlamıştır.
Doğruhaber Gazetesi ve İnzar Dergisine Baskın (28 Ocak 20011)
Her geçen gün Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Türkiye’den giden şikâyetlerin sonucu devlet milyonlarca dolarlık maddi ceza vermek zorunda kalıyordu. Bunun önlemini almaya çalışan Meclis, yargı alanında bir kanun çıkardı. Buna göre on yıldan fazla yargılanıp cezası kesinleşmemiş tutukluların tahliye edilip tutuksuz yargılanmaları kanunu çıktı. Bu düzenlemeden yaklaşık bin yirmi tutuklu faydalandı. Çıkanlardan yirmi bir kişi İslami davalardan yargılananlar olunca, medya tek merkezden emir almışçasına bunu gündeme taşıdı. Sanki bunu yaparsak gümbürtü yapanlar biraz rahatlar hesabıyla sabahın erken saatlerinde Doğruhaber Gazetesi, İnzar dergisi ve Kelha Amed dergisine terörle mücadele ekipleri baskın yaptı. Bu basın kuruluşlarında, çalışan yazarların evine baskın düzenlendi. Birçok gazete ve dergi çalışanı gözaltına alındı. Gazete koordinatörü Fikret Gültekin, Yazar Bahattin Temel, Mehmet Eşin, Şefik Temel ve Said Şahin tutuklandı.
İnzar - Tarihte Bu Ay