ABD’nin Florida eyaletinde 20 Mart 2011’de Kur’an-ı Kerim’in bazı nüshaları yakıldı. Birçok İslam ülkesinde olduğu gibi, Afgan Müslümanlar da olayı protesto için sokaklara döküldü. Halk, Mezarı Şerifteki BM Yardım Misyonu Ofisine saldırdı. Burada bulunan sekiz kişi öldürüldü. Gerginlik günlerce devam etti. Bu tür gerginliklerin olacağını kesin bildikleri halde, barbar Batılı küfür şebekeleri Müslümanların mukaddesatına saldırıları adeta nabız yoklar gibi ara ara dener. Fakat her defasında da adeta bir dişini kırdırarak geri çekilir
İsmail Labad ve Kardeşinin Şehdeti (03 Nisan 2011)
İsrail uçakları, Gazze’de seyir halinde olan bir araca füzelerle saldırdı. Alevler arasında kalan araç adeta kül yığınına döndü. Araçta bulunan İzzetin Kassam Tugayları yetkililerinden İsmail Labad ve kardeşi şehit oldu.33 Yaşındaki İsmail, Terör devleti tarafından sıkı bir şekilde aranıyordu. Şehit İsmail birçok şahadet operasyonu organize etmekten sorumlu tutuluyordu. Şehadetin hemen akabinde İzzetin Kassam Tugayları, Şehitlerin saha komutanları olduğunu ve terör devletinin bunun hesabını ağır ödeyeceğini ilan etti.
Irak’ta Kanlı Bir Gün (04 Nisan 2010)
Irak’ı işgal eden küfür şebekeleri, Müslümanları birbirine kırdırmak için, necis planlarını devreye koydular. O pis hedeflerinden biri de Müslümanlar arasında mezhep çatışması çıkarmaktı. Bu kirli tezgâh Irak’ta birçok cana mal oldu. 04 Nisan 2010 günü Irak’ta bir Sünni köyü Basan silahlı kişiler üç evden yirmi beş kişiyi öldürdüler. Bu cinayet Şiilerin adına hep gündemde tutuldu. Akabinde sanki yapılan katliamın intikamı alınıyormuş gibi bir hava içinde, 24 Nisan 2010’da Bağdat’ta Şii Müslümanların yoğunlukta olduğu alanlar hedef alınarak bombalar patlatıldı. Neticesinde 67 kişi öldü. 121 kişi yaralandı.
Kardeş kavgasının kazananı olmaz. Bu çatışmalara asıl sevinen Müslümanların malını talan ve yurtlarını işgal eden küfür şebekeleridir. Zira bu kardeşlerin binlerce ittihat ettikleri nokta olmakla beraber, çatışmalara sevinen ve tezgâhlayan küfür cenahıyla hiçbir ittifak noktası yoktur.
Der Yassin Katliamı (9 Nisan 1948)
Sömürgeci devletlerin yardımıyla Filistin’de toplanan Yahudiler, kudurmuş gibi her tarafa saldırıyordu. İlerde terör devletin elebaşı olacak olan Menahem Begin elebaşılığında, bugünkü israil ordusunun çekirdeğini oluşturan Argun ve Stein çeteleri Kudüs yakınlarında bulunan Der Yassin köyüne baskın yaptı. Önce hoparlörlerden köyü terk etme anonsları yapıldı. Ardından evler ateşe verildi ve barbarca katliam yapmaya başladılar. 52 çocuk annelerinin gözleri önünde başları kesilerek katledildi. Yakaladıkları hamile bir kadının çenesine otomatik silahı koyarak otuz mermi boşaltılar. Sonra bu genç kadının karnı deşilerek bebeği öldürüldü. Bu mesele kadının annesinin gözleri önünde oldu. Bu katliamda 254 kişi öldürüldü. 500 kişi yaralandı
Dr. Abdülaziz Rantisi’nin Şahadeti (17 Nisan 2004)
Kameraların karşısında İsrail terörizmine “Siz bizim ölümden korktuğumuzu mu zannediyorsunuz? Ölüm, kanserden ölsen de Apaçi ile vurulsan ya da kalp krizi geçirsen de aynıdır. Ama ben Apaçi Helikopterlerinden atılan füzelerle ölmeyi tercih ederim” diyen kahraman.
1948’de zorbalıkla vatanlarından sürülen, zulme uğramış, mülteci bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Abdülaziz Rantisi on beş yaşında iken babasını kaybetti. Kardeşleriyle aynı ayakkabıyı dönüşümlü olarak giyecek kadar fakirdiler. Bu durumda olan Rantisi hem okuyor, hem de aile geçimi için çalışıyordu. İskenderiye Üniversitesinde tıp doktoru olarak mezun olan Rantisi, ihtiyaca binaen 1975 yılında akademik kariyerini keserek Gazze’ye kesin olarak dönüş yapmıştır. Öğrencilik yıllarında İslami hassasiyetleri olmakla beraber herhangi bir İslami hareketin içinde değildi. Gazze’ye dönünce Filistin’deki İhvan-i Müslimin’in içinde yer almaya başladı.
Gazze’deki fakirlere yardımından dolayı “fakirlerin babası” olarak tanınan Rantisi, Filistinli doktorların arasında oluşturduğu diyalogla, doktorların israil’e vergi vermemelerini ilan etmelerini sağladı. Bu eyleme katılan doktorların muayenehaneleri kapatıldı.
Dr. Rantisi terör şebekesi israil’in takibatına aldırış etmeden İslami çalışmalarını kesintisiz sürdürdü. Şeyh Ahmet Yasin, Şeyh Salah Şahada, Üstad İsa Neşşar, Üstad Hasan Şema, Dr İbrahim Yezuri ile beraber, Hamas’ın kuruluşunda katkı sağlayan temel dinamiklerinden biridir.
1989 yılında tutuklanan Dr. Rantisi iki yıl içerde kaldı. Cezaevinden çıktığı aynı gün tekrar içeri alınıp altı ay daha bekletildi. Ceza evinden çıktıktan üç ay sonra tekrar tutuklandı ve bu sefer bir yıl içeride kaldı. Zindan hayatının bu sürecinden sonra 1992’de 415 Hamas mensubuyla beraber Lübnan’a sürgüne gönderildi. Bir yıllık sürgün hayatının akabinde evine gelmeden önce, tekrar yakalanan Dr. Rantisi bu sefer ki zindan hayatı dört yıl sürdü.
İsrail cezaevi sorumlusu mahkûmların temsilcileri ile görüşmek ister. Temsilciler bir odada bekletiliyor sorumlu kişi içeri girince, Hamas’ın temsilcisi Rantisi ve arkadaşı hariç, bütün temsilciler ayağa kalkar. Bundan dolayı, Rantisi’ye üç ay hücre cezası verildi. Üç defa özür beyan etmesi halinde affedileceği söylenmesine rağmen Rantisi bunu kabul etmedi. Hücrede iken Kur’an-ı Kerimi ezberlemiştir.
Bu dönemde Arafat’ın liderliğindeki özerk Filistin kurulmuş ve Dr. Rantisi çıkar çıkmaz Arafat’ın emriyle tekrar içeri alındı. Üç yıl Filistin zindanlarında kaldı. Serbest bırakıldıktan sonra tekrar içeri almak isteyen Arafat güçleri Rantisi’nin evini, kuşatma altına aldılar. Teslim olmayan Rantisi’nin Yardımına çevredeki camilerden Müslüman halk tekbirlerle geldi. Askerler kaçmak zorunda kaldı.
Dr. Rantisiye, Terör şebekesi 2003’te apaçilerden füzelerle, suikast gerçekleştirdi. Saldırıda koruması şehit oldu Rantisi ve oğlu ağır yaralı olarak kurtuldu.
Hamas’ın liderlerinden İsmail Ebu Şenneb şehit edilince, hareket liderleri gizlenerek daveti sürdürme kararı aldı. Bundan sonra Rantisi basına gerekli açıklamalar yapıldığı zamanlarda görünüyordu. 2004 Yılında Şeyh Ahmet Yasin şehit edilince Hamas’ın liderliğine Dr. Rantisi getirildi. Kur’an-ı Kerimi her okuduğunda şehit arkadaşlarını hatırladığı için ağlayan Dr. Rantisi, Şeyh Ahmet Yasin’den yirmi gün sonra arabasına yapılan saldırı neticesinde 17 Nisan 2004’te şehadet şerbetini içerek şehit arkadaşlarına yetişti.
Selahaddini Eyyübinin Torunları, Peygamber Sevgisi İlanı İçin Meydanlara Aktı (24 Nisan 2010)
Peygamber sevdalıları platformun öncülüğünde düzenlenen kutlu doğum etkinliklerine yoğun bir şekilde ilgi gösteren Diyarbakır çevre il ve ilçelerdeki halk Diyarbakır istasyon meydanına akın etti. Bu etkinlikler bir bayram havası içinde sevgi seli gibi diğer kardeş illerin de meydanlarına aktı. Batman, Bingöl Siirt, Van Urfa ve diğer bir çok il ve ilçe aynı şekilde meydanları salâvat ve tekbirlerle doldurdu. Meydanları dolduran kalabalıklar Diyarbakır’ın arkasında kıyam ederek, peygamber sevgisine adeta selam durdu. Yüz binlerin bu şekilde peygamber sevgisi için meydanlara akması dünyada bir ilkti.
İnzar Dergisi - Nisan 2012
İnzar - Tarihte Bu Ay