1957 yılında aslen Yemenli, Suudi zengin bir iş adamının çocuğu olarak dünyaya geldi. Usame, babasını kaybettiğinde, kendisine babasından yüklü bir servet kaldı. Babasının kraliyetle olan ilişkilerine binaen, Usame kraliyet saraylarında büyüdü.
Kral Abdülaziz Üniversitesi Mühendislik ve Ticaret bölümünü okuyan Usame, bu yıllarda Müslüman kardeşlerin direniş ruhuyla tanıştı. Afganistan’daki mücahitlere yardım ve lojistik destek sağladı. Afganistan’a gidip, cephede savaştı.
Şehit Dr. Abdullah Azzam ile tanıştı. Çeşitli İslam ülkelerini gezdi. Verdiği konferanslarla halkı Afgan cihadına iştirak etmeleri için yoğun çaba sarf etti. 1986 yılında kendi kamplarını kuran Usame, diğer ülkelerden cihad saflarına katılmaya gelen mücahitlerin eğitim ve örgütlemesini burada sağladı.
Suudi rejiminin aleyhine konuşmaya başlayınca 1992’de pasaportuna el konuldu ve 1994’te Suudi vatandaşlığından atıldı. Pakistan, Sudan ve Yemen’i defalarca dolaşan Usame, cihada iştirak eden mücahitlere de Sudan ve Yemen hattını açtı. Bütün servetini ve sonunda da canını bu uğurda feda eden Usame’nin ismi, New York’taki ikiz kulelerin yıkılmasıyla, dünyanın her tarafında duyulmaya başlandı.
Son yıllarda yapılan birçok eylemden sorumlu tutulan Usame ABD’deki dünya Ticaret Merkezine yapılan saldırıyla ABD’nin kırmızı bültenle arananlar listesinin ilk sırasında yer aldı. Kendisi hiçbir eylemi açıktan üstlenmedi. Ama hiçbir zaman yapmadığını da söylemedi. Bütün beyanatlarında büyük şeytan ABD’yi cihad eden Müslümanlar için hedef gösterdi.
Gerçekleştirilen eylemlerden İkiz Kulelerin yıkılması, İslam coğrafyası için yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Batılı güçler haçlı zihniyetlerini açıktan ilan ettiler. Irak ve Afganistan resmen işgal edildi. Diğer ülkeler alabildiğince karıştırıldı. On binlerce Müslüman sorgusuz sualsiz Guantanamo’da işkenceden geçirildi.
2 Mayıs 2011’de ABD yönetimi İslamabad yakınlarındaki Abotabat karargâhında Usame bin Ladinin katledilmiş olarak ele geçirildiğini ilan etti. Cenazesi kimseye gösterilmedi. Okyanusa attıklarını açıkladılar. Açıklamaları bir yargısız infazın gerçekleştirildiğini açıkça beyan ediyordu, ama kimse niye böyle bir terör eyleminin bir devlet tarafından gerçekleştirildiğini sorgulamadı, eleştirmedi, gündemine dahi almadı.
Şeyh M. Emin Hayderi’nin Vefatı (22 Mayıs 2003)
M. Emin Hayderi, âlim, mutasavvıf ve edip olan Molla Ahmed el- Hayderi’nin çocuğu olarak, 1927 yılında Nusaybin’in Kelehé köyünde dünyaya geldi. Yedi yaşında iken Kur’an-ı Kerim’i hatmetti.
Küçük yaşta babasını kaybeden M. Emin’i annesi Sıddıqa Hanım, ilim tahsili için Suriye’ye gönderdi. Bu sıralarda M. Emin takribi olarak on yaşlarındadır. Molla Emin, aynı şekildeki mağduriyetlerden dolayı ilim uğrunda muhacir olan Molla Abdullatif Dalinin yanında ilim tahsiline başladı. Bir müddet sonra Xeznevi medresesine giden Şeyh Molla Emin, birçok tanınmış medrese âliminden ders alarak on yıla yakın bir zaman zarfında, burada ilmini bitirdi. 1947’de Molla Abdurrezzaké Xalili’den icazet aldı. Türkiye’de şartlar hala yerinde olmadığı için ilk müderrisliğine Xızna’da başlayan Seyda, Türkiye’de zor da olsa artık tedrisatın yapılabileceği ışığı görünür görünmez, 1955’te Kelehé köyüne gelir ve artık burada, yani Türkiye Kürdistan’ındaki medeniyetin ve ilmin beşiği olan medresede ders vermeye başladı.
Şeyh Molla Emin birçok köyde imamlık yaptı. Bawerné, Kelehé, Tınaté, Qesteluné… Gittiği her köyde mutlaka ders verdi. Bu Dönemde halkı dininden uzaklaştırmaya çalışan sistemin tahribatlarına karşı medrese âlimleri irşat hareketini başlattılar. Köy köy dolaşılıp tebliğ yapılıyordu. Israrlar üzerine Seyda Silvan’ın Salıka köyüne geldi. Seyda burada Agide İmané ve Mevluda Nebi adlı eserlerini yazdı. İmana dayalı bir ilmin susamışları olan halk çevre il ve ilçelerden Salıka’ya akın ediyordu. 1979’da Kızıltepe’nin Gırbeşk köyüne gelen Seyda iki yıl sonra Silvan’ın Bereketli köyüne geldi. Seyda Son yıllarda Silvan’a yakın yol üzerinde büyük bir medrese kurma amacındaydı. Güzeltepe denen mevkide camii inşa edildi. Ancak artık takdiri ilahinin tecelli vakti geldi. 22 Mayıs 2003’te 76 yaşında iken arkasında yüzlerce âlimi, ders verdiği talebeyi ve sevenini bırakarak Hakk’a yürüdü.
Batman’da Katliam Gibi Eylem (25 Mayıs 1995)
i 25 Mayıs 1995 günü Batman Hürriyet mahallesi İmam Hatip’e yakın demiryolu geçidinde büyük bir gürültü ile piknik tüpünden yapılmış bomba patlatıldı.
Çevre can pazarına döndü. Mazlumların ceset parçaları havada uçuştu. 11 kişi orada can verdi. Yirmi beş kişi ağır yaralı olarak Batman ve Diyarbakır’daki hastanelere kaldırıldı.
Olayın faili olarak ilk akla gelen, bu tür katliamlarda imzası olan Pkk oldu. Resmi açıklamalar olayın Pkk tarafından yapıldığını yönündeydi
Olayın üzerinden tam olarak 21 yıl geçti. Dönemin Batman valisi Salih Şarman, katıldığı bir tv programında kendisine bu olayın sorulması üzerine, olayın failini yakaladıklarını, ancak yakalanan failin mit elemanı olduğu anlaşılınca serbest bırakıldığını söyledi. Devletin korumakla görevli olduğu halk devletin eliyle öldürülüyordu. Sebep, o dönem bitme noktasına gelen Pkk-Hizbullah arasındaki çatışmayı kızıştırmak ve OHAL’i uzatmakmış.
Olayın ertesi günü, dönemin OHAL valisi Ünal Erkan Batman’a geldi. Sanki hiçbir şey olmamış gibi Beşikataş’ın rozetlerini çocuklara dağıtmaya çalışıyordu. Olayla ilgili İHA muhabiri olan gazeteci soru sordu. “Sayın valim olayı kim gerçekleştirmiş olabilir?” Önemi yokmuş edasıyla “Kim yaptığını bilmiyor musunuz” diye cevap verdi. Olay hakkında hala soruşturma açılmış değil.
Murtaza Mutahhari’nin Şehadeti (2 Mayıs 1980)
İran’ın Horasan beldesinde 1920`de dindar bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Mutahhari, 12 yaşından sonra Meşhed`deki İslami ilimler medresesinde ilim tahsiline başladı. Şahın bütün baskılarına rağmen ilim tahsiline ara vermedi. İlmin merkezi olan Kum kentine yerleşti. Kumdaki ilim tahsili 15 yıl sürdü. Ayetullah Abdulkerim Hairi, Ayetullah Burucerdi ve İmam Humeyni’den ders aldı.
Şahlık rejimi, batılı müsteşriklerin telkinleriyle, Müslümanları sindirme politikalarını devreye koymaya başlayınca Medrese kökenli İslami davet örgütlenmeye başladı. Mutahhari bu ilk örgütlenmenin önemli şahsiyetlerinden biridir. Bu dönemde ilmi konferanslar vermeye başladı.
1952 yılından itibaren Tahran’a yerleşen Mutahhari, aynı yıl Üniversitede öğretim görevlisi olmaya başladı. İslami Öğrenciler Cemiyetine konuşmacı olarak davet edildi ve bu panel şeklindeki konuşmalar devam etti. Aynı şekilde Müslüman Tabipler birliğine de davet edildi ve buradaki sohbetler sürekli bir şekilde devam etti.
Âlim ve filozof olan Şehit Mutahhari, Dr. Ali Şeriati ile birlikte İran İslam İnkılâbında çok emekleri olmuş, adeta İnkılabın entelektüel zeminini hazırlamışlardır.
İmam’ın yakalanmasını protesto eden 15 Hordad ayaklanmasının organizatörlerinden olan şehit Mutahhari, bir konuşma sonucu hapse atıldı. Kısa bir süre sonra çıktı.
İmam sürgüne gönderilince geride kalan İslam âlimlerinin mücadele vazifeleri daha da arttı. Daha farklı tebliğ alanları açtılar. Bu mecrada 1967’de Hüseyniye-i İrşad’ı kurdu. Dr. Ali Şeriati ile birlikte burada periyodik olarak konferanslar vermeye başladılar. Burada bir süre sonra Filistinlilere yardım kampanyası başlatarak, İsrail aleyhine sert konuşmalar yaptı. Tutuklandı ve tek hücrelik bir mahzene konuldu. Serbest kaldıktan sonra da İslam inkılâbının zaferine kadar konuşması yasaklandı.
2 Mayıs 1980 gece saatlerinde başına isabet eden bir kurşunla Rabbine rücu’ etti. Eylemi İran’da faaliyet gösteren Marksist örgüt olan Furkan grubu gerçekleştirdi. Şehit Murtaza Mutahhari Ali Laricani`nin kayınbabasıdır.
İnzar - Tarihte Bu Ay