1948’de Filistin’in gasp edilen toraklarında, Batılı güçlerin yoğun destek ve çabasıyla oluşturulan terör devletine karşı, bizzat İmam Hasan El-Benna’nın talimatlarıyla İhvan-ı
Müslimin mensupları, Mısır’dan gelerek karşı koydular. Bu mücahitler bir yandan savaşarak mücadelelerini sürdürürken, öte yandan tebliğ çalışmalarını örgütlü bir şekilde sürdürüyordu. Çalışmalar kısa bir zaman zarfında, geniş bir taban bularak yayıldı, aynı zamanda bu çalışmalar HAMAS’ın oluşum aşamasını da başlatmış oluyordu. Filistin’deki İhvan-ı Müslimin’in kanadı olan HAMAS; Şeyh Ahmet Yasin, Abdülaziz Rantisi ve Muhammed Taha tarafından kuruldu.
Öte yandan terör devleti, Filistin halkına zulüm ediyor, her gün yeni yeni katliamlara imza atıyordu. Bütün dünyanın gözü önünde Sabra ve Şatilla katliamı gerçekleştirildi. Gün geçtikçe zulümlerine bir yenisini ekliyordu. 1987’nin 7 Aralığında bir Yahudi, kamyonetiyle kasıtlı olarak Filistinli işçileri taşıyan araca çarparak dört kişinin ölümüne ve dokuz kişinin yaralanmasına sebebiyet verdi. Yaralılar Filistin Şifa Hastanesine kaldırıldı. Örgütlemesini sağlam temellere oturtan HAMAS’ın da talimatlarıyla halk hastanenin önünde toplandı. HAMAS’a mensub olan öğrenciler bu organizasyonu sağlıyordu. Bu tepki dalga dalga halkın arasına yayıldı. İşte burada İntifada başladı.
Çeçenistan’ın işgali(11 Aralık 1994)
Cevher Dudayev halkın seçimiyle Çeçenistan’ın başına geçmiş ve halkın desteğiyle Çeçenistan’ın bağımsızlığı ilan edilmişti. Ancak bu durumda söz konusu Müslümanlar olunca şer güçleri tarafından hazmedilemiyordu. Rusya önce içeriden bir muhalefet oluşturdu. Bunlara gizliden asker ve yardım sağlıyordu. Dış dünyaya da bu işin Çeçenistan’ın iç meselesi olduğunu söylüyor ve müdahil olmadığını ilan ediyordu. Çatışmaların muhaliflerin başa geçmesi şeklinde sonlandırılması için de ültimatomlar vermekten geri durmuyordu. Şeytani planlarının foyası, çatışmalarda onlarca askeri esir alınınca ortaya çıktı. Birkaç defa Grozni’ye havadan bombardıman yaptı. Önce bu bombardımanı da kabul etmedi. Sonradan kabul etmek zorunda kaldı. Bu durumdan sonra Rusya’nın artık müdahil taraf olduğu resmen ortaya çıktı. Rus devlet Başkanı Boris Yeltsin bir ültimatom vererek 48 saat içinde, Çeçenlerin silah bırakmalarını istedi. Dudayev buna karşı çıkarak Rusya’nın böyle bir yetkisinin olmadığını söyledi ve ültimatomu reddetti. Bu gelişmeler üzerine Rus Kızıl Ordusu, 3 Aralık 1994’te Grozni’ye saldırdı. Çeçenlerin dış dünya ile irtibatlarını kesti. Çeçenler de çatışmalar esnasında birçok Rus askerini esir almışlardı. Rusya bunların serbest bırakılmasını istedi. Ancak isteği şiddetle reddedildi. Bunun üzerine Çeçen yetkililerle görüşmeler başladı. Ancak görüşmelerden sonra Ruslar antlaşmalarını çiğniyerek tekrar Grozni’ye saldırmaya başladı. Nihayet 11 Aralık 1994’te Ruslar Grozni’ye girerek günümüze kadar devam eden savaşın kapısını açmış oldular.
Sovyetler`in Afganistan`ı İşgali (27 Aralık 1979).
İran’da Şahlık Rejimi yıkılmış, İmam Humeyni’nin liderliğinde İslami devrim gerçekleşmiş, Batının ileri bir karakolu darmadağın edilmişti. Bu durum İslam coğrafyasını paylaşıp sömürü yarışına giren Amerika ve onunla ciddi bir yarışa giren SSCB’yi de endişelendiriyordu.
Bütün İslami toplumların olduğu gibi, Afgan halkının da kendine göre bazı hassas durumları vardır. Ülke uzun bir süredir çalkantılarla baş başadır. Bunun belirli sebepleri vardı.
1- Ülke feodal ve kabile hayatına dayalı bir yapıya sahiptir.
2- Önemli bir stratejik konuma sahiptir
3- Fitneci devletlerin Afganistan’ı kapma yarışları ve kurguladıkları şeytani tezgâhlar
4- Halkta köklü bir İslam bilinci vardır. Yapılan düzenlemelerde bunun göz ardı edilmesi.
1917’lerde Afganistan İngilizlerin sömürgesiydi. 40 yıl hükümranlığı süren Muhammed Zahir Şah, 1953’te Rus yanlısı General Davut Han’ın müdahalesiyle iktidardan uzaklaştırılmış, kendisi diktatörlüğe başlamıştı. Onun Rusya’ya olan hayranlığı halkın tepkisi ile karşılaşmış, 1963’te istifa etmek zorunda kalmıştı. 17 Temmuz 1973’te tekrar darbeyle iktidara gelmişti. Bu sefer cumhuriyeti ilan etti. Rusya’da eğitim gören Marksist subaylar önemli noktalara yerleştirildi. Moskova bu durumdan memnundu. 27 Nisan 1978’de solun muhalifleri, Davut Hanı devirdiler ve Demokratik cumhuriyeti ilan ettiler. Bunların da kabinesinde yer alan subayların geneli Rusya’da eğitim gören komünist subaylardı. Sovyetlerle yakın temasları sürdü. 5000’e yakın öğrenci eğitim için Rusya’ya gönderildi. Bunlar birer Komünist olarak geri dönüyor ve Müslüman halkın başına bela ediliyordu. 5 Aralık 1978’de SSCB ile 20 yıllık bir dostluk anlaşması imzalandı. Bu duruma karşı Müslüman halkın tepkisi çığ gibi büyüyüp direnişle kök salıyordu. Direniş ülkenin dört bir yanına dalga dalga yayılmaya başladı. Komünist rejim Rusya’dan yardım dilemeye başladı. 16 Eylül 1979’da ülkenin önemli bir kesimi komünist rejimin kontrolünden çıktı. Rusya acele ederek duruma müdahale etti ve 27 Aralık 1979’da Rus askerleri hükümet binalarını işgal ederek Afganistan’ı fiili olarak işgal etmiş oldu.
Hasan en-Nedvi’nin vefatı: (31 Aralık 1999 )
Ehli imanın âlimleri birer güneş gibidirler. Güneş dünyayı aydınlatırken onlar karanlığa boğulmuş gönülleri aydınlatırlar. Çoğu zaman o güzide insanlar yaşadıkları yerle özdeşleşirler. Tıpkı Ebül Hasan En-Nedvi gibi…
Hindistan dendiğinde ilk akla gelen güzide insanlardan biri olan Ebül Hasan En-Nedvi, aslen Bağdatlı olup, dedeleri Tatar zulmünden kaçarak Hindistan’a yerleşmiştir. Babası ilim ehlinden olan Ebül Hasan, henüz küçük yaşlarda ilimle tanışmış olup tahsile başlamıştır. Dokuz yaşında babasını kaybetti. Bu durum onları ekonomik sıkıntının içine koymuş olduğundan o, okumamaya niyetlendi. Ancak takdiri ilahi ona yeni bir kapı açar. Babasını daha önce tanıyan Prens Nur Hasan, onun okuma masraflarını üstlenir. Kısa bir zamanda ilmini epey ilerletti ve yirmi yaşında medreselerde okutulan ilimlerin hepsini tahsil etti. Ondan hemen sonra medreseye hoca olarak tayin edildi. Devrin önemli simalarıyla bir araya gelip fikir telakkisinde bulundu. Muhammed İkbal, Tebliğ Cemaati’nin lideri Muhammed İlyas Kandehlevi, Mısır’da İhvan-ı Müslimin’in illeri gelenlerinden Üstad Seyyid Kutup, Muhammed Gazali ve Hicazın illeri gelen âlimleri ile tanışmıştır. ‘Müslümanların gerilemesi ile dünya neleri kaybetti’ adlı eseri kaleme almış ve bu eserle anılır olmuştur. İslam gençliğini Batının emperyalist, maddeci ve ahlaksız dünyalasından kurtarmak tebliğinin temel çizgilerinden bir tanesiydi. İlk eğitim çağlarında ilim masraflarını üstlenen Prens Nur Hasan’ın sarayına defalarca gitmesine rağmen kendisini sarayın debdebeli ve şatafatlı yaşamının bir parçası olarak görmediği gibi böyle bir hayata özenti bile göstermemiştir. Hayatta birileri size yardımcı olabilir ama özgür ruhunuzu satın almamalıdır. O bu şartlarda zahitlik yapıyor fakir ve fukarayla hemhal oluyordu. Bütün hayatı eğitim ve öğretimle geçen Üstadın fikirleri bütün dünyaya yayılmıştır. 31 Aralık 1999’da hakkın rahmetine kavuşmuştur.
İnzar - Tarihte Bu Ay