Aslında Ramazanla yüzde yüz ilişkisi olmadığı halde bilindiği üzere Zekât ibadeti de ikinci haftadan sonra gündemdeki yerini alır. İnsanımız zekâtını böyle mübarek bir ayda vermek suretiyle haklı olarak sevabını katlamayı düşünür ve yanlış da değildir.
Camilerimizde ve İslami medyada bu konu geniş bir yer bulduğu gibi, zekât ve yardım faaliyetleri de uygulamalı, fiili olarak bu ayda zirveye ulaşır.
Biz bu konunun sadece bir yönüne, küçük bir bölümüne temas etmek istiyoruz; Borçlular bölümüne.
Tevbe Sûresi 60. ayet-i kerimede bildirildiği üzere kendilerine zekât verilebilecek sınıflardan birisi de borçlulardır.
Borçluluk bir mağduriyettir, eksi konumda olmaktır. Borçlu yaşamak, özellikle borç yükü altında ezilmek mutluluğu yerle bir eden, yalan dünyayı insana zehire çeviren önemli bir konudur.
Bilmiyorum, borçlanmanın ağır yükünden midir nedir, ama Kur’an-ı Kerim’in en uzun ayeti Bakara Suresinin 283. ayetidir, tam bir sayfadır ki bu ayet borcu konu alan bir ayettir.
İslâmi literatürde ve özellikle İslam Hukukunda borçlar önemli bir yer tutar. Fakat biz konuya fıkıh diliyle yaklaşmayacağız, daha çok ahlâki ve sosyal açıdan bazı tespitlerimizi sunmaya çalışacağız.
Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz borçtan, borçlanmaktan Allah’ı sığınmıştır. Yine borçtan kurtulmak için de sık sık dua etmiş ve ümmetine bunu öğretmiştir. Hatta namazlarda tahiyyattan sonra okunan duaların içerisine katmıştır.
Camilerimizde ve toplu olarak yapılan duaların içerisinde mutlaka ve mutlaka borçların edasının zikredildiğine hepimiz şahidiz. “Hastalarımıza şifa, borçlularımıza eda” dualarımızın demirbaş maddelerindendir.
Müslümanlar olarak bu dualardan anlamamız gereken bir nokta vardır. Sadece bu duaları yapmakla, bu dualara âmin demekle yetinmeyeceğiz. Acaba Rabbim benim vasıtamla mı bir kardeşimi borçtan kurtaracak diye düşünmeliyiz. Yani borçluları düşünmek, borçluların derdine derman olmakla mükellefiz, bunun bilincinde olmalıyız.
Gerek zekâtımızdan gerek zekât harici vereceklerimizle Müslümanları borçtan kurtarmak iyice düşündüğümüzde günümüzde köle azad etme anlamına bile gelebilir. Öyle ya, günümüzün köleliği değil midir borç altında ezilmek?
Gelelim işin bir başka boyutuna, gelelim Müslümanın borçlanma ahlakına, borçlanma siyasetine. Günümüz emperyalizminin, kapitalizminin en büyük silahı insanları tüketim kölesi yapmaktır.
Tüketim girdabına kapılmış ve ömrü taksitlerin ipoteğindeki bir Müslüman’a diğer Müslüman kardeşleri ne yapılabilir ki?
İmam efendi canü gönülden dua ediyor: “Allah’ım! Şu anda ödenmedik bir borç bırakma!” Nedense biraz tebessümle karşılıyorum, dilimle âmin desem de, bu duanın kabul olacağına dair içimde fazla bir ümit olmuyor. Çünkü hemen çevremdeki borçlu insanlar gözümün önüne geliyor. Onların bizzat kendileri borçlarının bitmesini istemiyorlar ki. Ödemekte oldukları taksitler biter bitmez yeniden borçlanmanın yollarını arıyorlar ve hatta devreye sokmuşlardır bile. Yani adamlar borçsuz, taksitsiz bir hayat düşünemiyorlar.
Banka kartları bambaşka bir konu, onu burada kısaca geçiştirmeyelim, inşallah geniş bir şekilde ele alalım.
Şimdi böyle bir insana borçludur, borçluya da zekât düşer diye zekâtınızı verir misiniz Allah aşkına?
İslami ölçülere göre bir Müslüman kıyamet günü malını nereden kazandığının hesabını vereceği gibi nereye harcadığının hesabını da verecektir.
Ya bir de, daha kazanmadığı halde, kazanıp kazanamayacağı henüz belli olmadığı halde harcayan, kendisine ait olmayan, sahibi olamadığı bir parayı harcayan insan düşünebiliyor musunuz?
Asrımızın en büyük problemlerinden, hatta felâketlerinden birisi, bir insanın kazanmadığı bir parayı harcamasıdır.
Bu aynı zamanda emperyalizmin, kapitalizmin en büyük tuzaklarından birisidir.
Toplumsal hayatta insanımızın şerefini yerle bir eden konuların başında gelir.
Gün geçmiyor ki ödeyemediği borçlarından dolayı cinnet geçirmeyen, intihar etmeyen, kendisini öldürmekle yetinmeyip cinnet geçirerek aile fertlerini katletmeyen bir haber duymayalım.
Lütfen tevhidi duyarlılığımızı burada da gösterelim. Hani tağuta boyun eğmeyi, tağutun düdüğüyle yatıp kalkmayı, tağutun kanunlarıyla ve onun koyduğu kurallarla yaşamayı Tevhide aykırı buluyoruz ve reddediyoruz ya…
Aynı şekilde çevrenin düdüğüyle yatıp kalkmayı, modanın kurallarıyla bir hayat yaşamayı, başkalarının ayıplamasını önemli bir kural olarak kabullenmeyi de Tevhide aykırı bulalım, Tevhidin konusu olduğunu unutmayalım.
İhtiyaçlarımızı ve dolayısıyla neler satın alacağımızı İslam’a göre belirleyelim ve sıralayalım.
Not: Elbette borçlanma İslam’ın caiz gördüğü bir konudur. Zaruri borçlanma ile ilgili konuya inşaallah önümüzdeki dönemlerde detaylı bir şekilde değineceğiz.
Mehmet Göktaş / İnzar Dergisi – Ağustos 2013
Mehmet Göktaş