Kimyasal şokundan sonra Batı başkentlerinde başlayan diplomasi trafiği sonrası bir “umuda” dönüştürülen Cenevre-2 konferansının da bir sonuç vermediği/vermeyeceği ortaya çıktı. Suriye sahasında yenişemeyen tarafların uzlaşı adına ortak bir noktada buluşamaması, ölüm ve yıkım gerçeğinin daha da artması gerektiğinin bir başka yönden ifadesi oluyor.
Suriye meselesi, başından beri olduğu gibi şu anda da sadece Suriyelilerle sınırlı bir mesele değildir. Acılar, ölümler, tahribatlar Suriye sınırları içerisinde yaşansa da gidişata yön verenler/verecek olanlar maalesef Suriyeliler değil, Suriye dışından kanlı tezgâhı dayatanların iradesi doğrultusunda şekilleniyor.
Gündem her ne kadar Suriye’de yaşanan periyodik dramlarla hala canlılığını koruyorsa da, dışarıdan Suriye’ye “Kanlı gömlek” giydirenler, hala Suriye dramının gidişatına dair net bir tavır belirlemiş değiller. Sırası gelince her kes ateşkesten, barıştan, siyasi çözümden dem vuruyor, oysa iş uygulamaya gelince yıkım savaşının devamından yana olan irade kazanan taraf oluyor.
Suriye’de durum içler acısı. Tüm kozlarını kullanan taraflar birbirlerine karşı üstünlük kuramadı. Yönetim düşmediği gibi, muhaliflerin etkisi de kırılamadı. Ancak genel olarak bakıldığında ABD-Rus anlaşması sonrası muhalif cephede önce durağanlık, sonra gerileme baş gösterdi. Kimyasal silahlar üzerinden sağlanan anlaşma, ayrıca blok halinde muhalif unsurları destekleyen farklı ülkeler arasında da fikir ayrılıklarına yol açtı. Bu fikir ayrılıkları anında silahlı muhalifler arasında da etkisini gösterdi. Rejim güçlerine karşı beklenen hamleleri gerçekleştiremeyen gruplar, kontrol ettikleri alanlar üzerinde hâkimiyet mücadelesine girişmeye başladılar. Bu durum, neredeyse her grubun diğerine karşı namlu doğrultması sonucunu getirdi. Dolayısıyla muhalifler arası bu çatışmalar, Suriye yönetiminin elini güçlendirdiği gibi, muhaliflere karşı daha avantajlı bir pozisyon elde etmesini de sağladı.
İşin içine bir de “Terörist” olanlar ile olmayanlar ayırımı da sokulunca muhalifler birbirlerine karşı iyice düşman kesildi. Gerçekçi olmak gerekirse, daha önce ancak yönetimin devrini konuşmak için müzakere masasına oturabileceklerini şart koşan muhalif gruplar, artık arkalarındaki desteğin kaybolmasıyla beraber bu yönde bir iddialarının ciddiye alınacak bir tarafı kalmamış bulunmaktadır. Zaten Cenevre-2 konferansına katılım göstermelerinin en önemli sebebi de bu olmuştur.
Ama yine de olası bir bölgesel çatışma için Suriye’yi ana üs olarak gören bazı ülkeler, ki bunların başını Amerikan Neo-conu’u, İsrail ve Suudi Arabistan çekiyor, çatışmaları durduracak her adımı sabote etmek için elinden geleni yapmaktadır. Bölge halkları, Suriye halkının başına gelen felaketle hop oturup hop kalkarken, felaketin katmerleşerek sürmesi, bilinçli bir hedef olarak seçilmiş durumdadır.
Çatışmaların artık bir kısır döngüye dönüştüğü bir zamanda aylardır yapılacağı söylenen Cenevre-2 konferansı, bu manada ateşkesle başlayacak bir sükûnetin kapısını aralayacağı beklentisi oluşurken, zaman ayarlı olduğu şüphe götürmeyen işkence fotolarının servise konması, oluşturulması planlanan öfke dalgası ile konferanstan çıkabilecek muhtemel bir ateşkesin önünü kesmeye dönük bir manevraya dönüştürülerek çatışmaların devamının lüzumuna meze yapıldı.
Hemen burada bir parantez açarak fotoğraflar meselesine kısaca değinelim. Kimisinin ispatlanmadığını belirttiği, kimisinin insanlık suçu olarak gördüğü o görüntüler, maalesef yıkıma götürülen Suriye’nin acı bir gerçeği. Suriye’de hapishanelerin durumu sadece bugünün sorunu olmadığı gibi, o görüntülere yansıyan vahametin ortakları da sadece Suriye rejimi değildir. Suriye rejiminin zindan politikası zaten bilinen bir husustur. Kaldı ki böyle bir ortamda zindan politikasının ne tür bir hal alabileceğini tahmin etmek de güç değildir. Ama insanlık suçu kapsamına girecek icraatların bugün için Suriye’de sadece rejimin icraatlarıyla da sınırlı olmadığını herkes bilmektedir. “Terör” kapsamına alınan bazı gruplarla ilgili daha önce servis edilen görüntüler de son foto servisi ile amaçlanan, öfke dalgalanmasına benzer bir tepki meydana getirmek ise de suç yelpazesinin hayli geniş bir alan kapsadığını da göstermiştir.
İşin gerçeği, aslında herkesin niteliğini bildiği bir suç organizasyonunun arşivlenerek zaman ayarlı bir şekilde piyasaya sürülmesinin sebebi, Esat yönetiminin suçluluğunu kanıtlamaktan ziyade, iki gün sonra başlayacak Cenevre-2 ile oluşan ateşkes umudunu sabote etmeyi hedeflediği açıkça ortadaydı.
Suriye’de baş gösteren iç çatışmalarla ilgili hep şöyle bir durum kendini göstermiştir. Çatışmaları sonlandırma veya tarafların birbirlerine yüklediği büyük cürümler konusunda ne zaman ki bölgesel veya uluslararası bir girişim başlatılmışsa; ne zaman ki uluslar arası delegasyonlar önemli bir araştırma girişimi başlatmışsa; ne zaman ki BM veya Arap Ligi heyetleri çatışma bölgelerine giriş yapmışsa, karanlık bir el, muhtemel olumlu çabaları sekteye uğratmak için derhal araya girmiş, infial oluşturacak şekilde bir insanlık suçu tablosunu paydahlamak için harekete geçmiştir. Geçen dönemlerdeki büyük infial oluşturan suç tablolarını incelerseniz karşınıza hep böyle durumlar çıkacaktır.
Son foto servisi, içerdiği insanlık suçu ayrı bir husus ama, arşivlerde bekletilerek konferans öncesi servise konulmasının temel nedeni de budur. Dikkat edin, konferans öncesi iki gün boyunca o fotolar üzerinden müthiş bir dezenformasyon havası estirildi. Böylelikle konferanstan çıkabilecek muhtemel olumlu hava zehirlendikten sonra da tesiri aniden ortadan kalktı. İlk gün vaveyla koparan birçok ülke, konferansın havasına zehir katıldıktan sonra ertesi gün sanki hiçbir şey olmamış gibi kendi gündemlerine yönelmiş oldular.
Bu aşamadan sonra ne yapılabilir? Bu aşamadan sonra taraflar çatışmalara devam kararı alarak şimdiye kadar oluşan yıkım ve mağduriyetleri katlayarak sürdürme seçeneğiyle baş başa bırakılsa da, artık uluslararası arenadan Suriye’ye ve Suriye halkına pek de bir yarar dokunmayacağı aşikârdır.
Suriye’nin geleceğiyle ilgili taraflar değişik şartlar ileri sürerek çatışmaları sonlandıracak bir noktada buluşamazlar. Bu yönde birbiriyle taban tabana zıt görüşler veya şartlar ileri sürülmesi sadece çatışma sürecinin uzamasına yol açmaktadır. Birbirlerine karşı farklı şartlar öne sürseler de öncelikle çatışmaların son bulmasının gerektiği noktasında içerdeki tüm taraflar aynı noktada buluşmalıdırlar. Çatışmaların sadece yıkımı artırmaya yaradığı ve dolayısıyla tek ön koşulun çatışmasızlığı sağlamak olduğu yönünde Suriye içerisindeki taraflar uzlaşmadıkça hiçbir girişim sonuç vermeyecektir.
Çatışmaların durması ve dışarıdan gelmiş tüm kesimlerin Suriye’yi terk etmesi üzerine varılacak bir ön anlaşma, iyi bir başlangıcın kapısını da aralayabilir. Bunlar sağlandıktan sonra ancak oluşacak yönetimin nitelikleri, kimlerin kalıp kimlerin gideceği gibi hususlar mütalaa edilebilir. Bunlar yapılırken tarafların dış ülkelerin ajandalarına güvenmek yerine kendi özgül ağırlıklarına göre hareket etme kabiliyeti gösterebilmeleri de yine faydalı sonuçlar doğurabilecektir.
Aksi halde başkentler arası turlamalar, onun bunun ajandasını Suriye sahasına yansıtma çabaları, ya ben ya o koşulları sadece çatışmalara devam etmeyi beraberinde getirecektir.
Ali / Özgür / İnzar Dergisi – Şubat 2014 (113. Sayı)
Ali Özgür