İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Suriye Çıkmazı ve Yermuk Mülteci Kampı

2013-01-24
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Suriye`de çatışmaların oluşturduğu açmazın nerelere varacağı üzerine hala zihinlerde netlik belirmezken, Filistinli mültecilerin ikamet ettiği Yermuk mülteci kampının da çatışmaların merkezine dönüşmesi, Filistinlileri de çatışmaların tarafı haline getirme çabalarının bir sonucu olarak beliriverdi...
Suriye’de çatışmaların oluşturduğu açmazın nerelere varacağı üzerine hala zihinlerde netlik belirmezken, Filistinli mültecilerin ikamet ettiği Yermuk mülteci kampının da çatışmaların merkezine dönüşmesi, Filistinlileri de çatışmaların tarafı haline getirme çabalarının bir sonucu olarak beliriverdi.

Filistinli direniş gruplarının, Suriye halkının özgürlük taleplerini desteklediklerini açıklamalarının yanında çatışmalara taraf olmadıklarını defaaten dile getirmelerinin belki de en önemli nedeni, orada yaşayan büyük bir mülteci kitlesinin selametine binaen olsa da, nihayette Filistinlileri tavır değişikliğine zorlama çabalarının da çatışan taraflar açısından bir psikolojik üstünlük eşiği oluşturduğu pekala söylenebilir.

Bugün Suriye sahasında özgürlük taleplerini gölgede bırakan ve geride özgürlük beklentileri yerine yıkım bırakmaya başlayan bir vekalet savaşının yürütüldüğü gerçeğini artık göz ardı etmek mümkün değildir. Vekalet savaşının bir ayağı sahadaki silahlı çatışmalar ise, belki de en önemli diğer ayağı da çatışma sahası üzerinden yürütülen medyatik dezenformasyon olmuş durumdadır.

Medya üzerinden yürütülen dezenformasyon dalgaları ne kadar güçlü olsa da neticede ortaya çıkan yegane eser, katliam, talan, göç ve kitlesel mağduriyetler oluyor. Son haftalarda Suriye halkını vuran mağduriyetlerin bir benzerinin yıllardır sefaletle pençeleşen Filistinli mültecileri de vurmaya başlaması ise, bir yönüyle uluslararası kamuoyuna yeni dezenformasyon malzemeleri sunma iradesiyle alakalı iken, diğer yönüyle de genel çerçevedeki Filistinli mülteciler sorunuyla alakalı olduğu izlenimi ortaya çıkmaktadır.

Yermuk mülteci kampının bir anda çatışmaların odağına dönüşmesinin elbette birden fazla görünür sebebi vardır. Kampın bir anda rejim güçleriyle muhaliflerin çatışma alanına dönüşmesini, sadece “Katil Esad Filistinlileri bombaladı” haberleriyle geçiştirmek uluslararası ve bölgesel hesaplaşma niteliğine bürünen Suriye sahasındaki gerçekliği ya görmemek, ya da görmezlikten gelerek dezenformasyon çabalarına alet olmaktır.

Yukarıda da değindiğimiz gibi, evvela Filistinlileri çatışmaların merkezine çekmek, özellikle Müslüman kamuoyuna algı operasyonuyla alakalı bir durumdur ve tamamen psikolojik savaşın sıcak metodlarından birisidir. İslam dünyasında herkesin duyarlı olduğu Filistinliler üzerinden siyasi destek sağlama hesaplarına dayalı bir stratejinin ürünüdür. Suriye sahasındaki Filistinlilerin desteğini almak hem muhaliflerin hem de rejimin doğrudan ilgilendiği bir ince taktiktir.

125 bin kişilik Yermuk kampında doğal olarak Filistinli farklı gruplara mensup siyasi kanatlar vardır. Çatışmaların başından beri Esad yönetimine desteklerini açıklayan Ahmet Cibril idaresindeki Filistin Halk Komutanlık cephesiyle beraber bazı çok sol gruplar ve İslami gruplara mensup farklı kanatlar da vardır. Nusret cephesi gibi El Kaide ve selefi gruplara mensup gruplarla hareket edenlerin de bulunduğu kampta ilk önce muhaliflerle rejim yanlıları arasında baş gösteren çatışmalar yaşandı. Ardından ÖSO ve Nusret cephesinin kampı denetimlerine alma girişimlerine rejim güçlerinin yaptığı operasyonlar ve bombalamalar eklendi. Bir anda kampta hakimiyet kurma mücadelesine dönüşen çatışmalar, tıpkı çatışmalara sahne olan Suriye’nin diğer yerleşim birimleri gibi geride ölüm, yıkım ve göç manzaralarını bıraktı. Burada kimin haklı ya da haksız olduğu tartışmalarına alet olup herhangi bir tarafı temize çıkarma gayretlerine girmek yerine, tıpkı Filistinli direniş gruplarının yaptıkları çağrılar gibi, kampın silahlı çatışma alanına dönüştürülmesinden kaçınılmasına, silahlı tüm unsurların kampı boşaltarak ellerini Filistinli mültecilerin yakasından çekmesine odaklanmak herhalde en makul tavır olacaktır.

Kaldı ki, Filistinlilerle beraber Filistin davası, Hamas dış ilişkiler sorumlusu Usame Hamdan’ın da vurguladığı İslam dünyasında haklı bir dava olmasının yanında taşıdığı önemli bir misyona da sahipti.

Usame Hamdan, Filistinlilere yönelik saldırılarla alakalı olarak Suriye’deki çatışmalarda takındıkları tarafsızlığı şu önemli iki prensibe dayandırıyordu:

“Birincisi; Suriyeli kanı dökmek her halukarda kabul edilemez. Bu durum, etrafındakileri de yakması için ateşe benzin dökmek olacaktır.

İkincisi; Filistinliler Ümmeti birleştirecek bir davaya sahiptirler ve bu prensibe dokunulmamalıdır.”

Usame Hamdan, ilkeli ve mantıklı prensiplere işaret etse de ne yazık ki psikolojik üstünlüğe ayarlı dezenformasyon çabaları gerektiğinde hiçbir prensibe bağlı kalma gereği duymamakta ısrar ediveriyor. Baasçıların katilliğine illa ki Filistinli mültecilerin kanını şahit kılmaya özen gösteriyor.

İkinci bir husus olarak da Filistinli mülteciler sorunu bağlamında Yermuk üzerindeki hesaplaşmanın mantığını irdeleme gereği ortaya çıkıyor. siyonist rejimle beraber ABD, Batılı ve birçok Arap ülkesinin, kangrenleşen mülteciler sorununu, siyonist terör devleti lehine “yok” hükmünde saymaları yönünde yoğun bir siyaset yürüttükleri biliniyor. Siyonist rejim, bir taraftan Filistin topraklarını Filistinlilerden arındırma politikalarını hız kesmeden yürütürken, başka ülkelere göç edip kamplara mahkum edilen mültecileri, Filistin’e dönme hayalinden uzaklaştırarak bulundukları ülkelerde eritme politikalarına ayrı bir önem veriyor.

Plana göre mültecilerin dönüş hakkını tamamen ortadan kaldırma politikaları yürütürken, aynı zamanda mülteci kamplarının dağıtılarak mültecilerin farklı ülkelere dağıtılması ve yerleştikleri toplumlara karışarak dönüş hakkını unutan asimile bir topluma dönüşmesi siyasetini açıkça yürütüyor. Bununla beraber mevcut mülteci kamplarının, israil’e komşu ya da yakın ülkelerden kaldırılarak daha uzak ülkelere taşınması siyaseti de güdülüyor ki, bu taktik de, siyonizmin güvenlik mülahazalarıyla ilgili bir metodudur.

Topraklarından edilerek başka ülkelerde kamplarda yaşamaya mahkum edilen Filistinli mültecilerin sayısının neredeyse İsraillilerin sayısına eşdeğer olması ve hepsinin de bir gün kurtaracakları topraklarına kavuşma umudu içerisinde olması, meselenin Siyonistler ve güdümündeki güçler açısından önemini ortaya koyuyor.

Bu meyanda Filistin topraklarını işgal sürecinden bu yana yaşanan zorunlu göçe bağlı olarak oluşturulan Filistin mülteci kamplarına yönelik saldırıların tarihçesinin irdelenmesi, mültecilik gerçeğine karşı güdülen kirli savaşın mantığını ortaya koyacaktır.

1967 savaşı sonrası Ürdün’e sığınıp Zerka kampında yaşamaya başlayan Filistinlilere yönelik Kral Hüseyin idaresindeki imha operasyonlarında üç bin Filistinli katledildi. Canlarını kurtarabilenler Lübnan’a kaçarak kurtulabildiler. Kara Eylül harekatı olarak tarihe geçen katliam, israil ve ABD’nin destek ve teşvikleri ile gerçekleşmiştir.

Ürdün’den Lübnan’a kaçmakla elbette ki mülteciler güvene kavuşmuş değillerdi. İsrail’in 1982’deki Lübnan işgali sırasında “çevre güvenliği” almak suretiyle Hıristiyan Falanjistlere işlettiği Sabra ve Şatilla katliamlarında çoğunluğu çocuk ve kadın olmak üzere 3 bin beş yüz civarında Filistinli hunharca katledilmişlerdir. Mültecilerle beraber karargahını Ürdün’den sonra Lübnan’a taşıyan FKÖ, bu kez Cezayir ve Sudan gibi uzak diyarlara taşınmak zorunda kalmıştır.

Nitekim hala Lübnan’da farklı kamplarda sefalete mahkum edilen Filistinliler rahat bırakılmamakta, geçen yıllarda Nahr-el Barid kampında yaşanan çatışma ve katliamlarda olduğu gibi kampları sürekli tehdit altında bulunmaktadır.

Bu ilginç anekdot da, güvenlik mülahazalarına bağlı olarak mültecilerin israil’den olabildiğince uzak yerlere yerleştirilmesine iyi bir örnek olmalıdır. Saddam Hüseyin döneminde Amerika tarafından Irak’a uygulanan ölümcül ambargo sürecinde Washington’daki siyonist lobilerin en hararetli baskılarından birisi, Saddam yönetimine uygulanan ekonomik ambargonun, yaklaşık bir milyon Filistinli mülteciyi kabul etmesi karşılığında kaldırılması noktasında dönemin Bush yönetimine baskı uygulanmasıydı.

Dolayısıyla halihazırda Yermuk kampında Filistinli mültecilere yapılan komployu, Suriye sahasının uluslararası ve bölgesel güçlerin vekalet savaşına dönüşmesi ve siyonistlerin hemen yanı başlarındaki Suriye ve Filistinlilere kayıtsız kalamayacağı öngörüsü göz önüne alınarak değerlendirmeye tabi tutulması zorunluluğu istemesek bile karşımızda durmaktadır.

Yermuk kampı üzerindeki hakimiyet mücadelesinin görünür sebepleri her ne kadar rejim güçleri ile silahlı grupların hakimiyet mücadelesiyle izah edilip Esad’ın katliamcı kimliğine extra bir şedde eklemekle geçiştirilse de, neticede görünmeyen sebeplerini de zihinlerden uzak tutmamak gerekir.

Neticede orada yaşayanlar Filistinlidirler ve bir nevi misafir konumundadırlar. Misafirler üzerinde hakimiyet kurmanın psikolojik bir yanı bulunsa da nihai anlamda üstünlüğün bir gerekçesi olarak sayılmamalıdır. Burada dış güçlerin Suriye ajandasına da bakmak ve bu ajandada israil’in güvenliğini amaçlayan satır aralarını da dikkate almak gereklidir.

Ali Özgür / İnzar Dergisi – Ocak 2013
 

 


Ali Özgür

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS