İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Sünnetüllâha sarıl ve başar!

2020-06-26
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

“Allah , mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır. Allah, yedi göğü tabaka tabaka yaratandır. Rahmân’ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Bir kere daha bak! Hiçbir çatlak (ve düzensizlik) görüyor musun? Sonra tekrar tekrar bak; bakışların (aradığı çatlak ve düzensizliği bulamayıp) aciz ve bitkin halde sana dönecektir.” (Mülk Sûresi, 2-4) Ayet-i Kerimelerde ifade buyrulduğu üzere kâinata muazzam bir nizam hakimdir. Milim milim işleyen bir nizam… Kâinat, mükemmel yaratılmış ve mükemmel işliyor. Bu düzenin Kur’an-ı Kerim’de ifade edilmesi, Kur’an’ın nazil olduğu günlerin koşulları göz önünde tutulduğunda Kur’an-ı Kerim’in, dolayısıyla Hatemü’l-Enbiya, Server-i Asfiya Hz. Muhammed Mustafa salallahü aleyhi ve sellem’in başlı başına bir mucizesidir. Zira o günden bu yana gelişen teknikle; İnsan, geçmişe göre kâinatı daha ayrıntılı inceliyor… İnsan, kâinata artık sadece dönüp dönüp bakan gözlerle değil, her geçen gün daha gelişmiş üretilen teknik aletlerle kâinata bakıyor… İnsan, aya ayak bastı… İnsan, uzayda üs sahibi oldu… Ve insan, asla kâinatın işleyişinde bir tutarsızlık bulamadı. Aksine, insan kâinata baktıkça kâinatta işleyen kanunları keşfetti. Bugün bizim kâinatın işleyişi ile ilgili bildiğimiz kanunlar, düne göre daha çoktur ve keşfedilen her kanun, kâinatın bütününe aynı kanunun hâkim olduğunu duyuruyor. Bilindiği üzere Mülk Sûresi çokça okunması tavsiye edilen sûre-i şeriflerdendir. Hz. Câbir radiyallahü anh’tan nakledilen bir hadis-i şerifte "Peygamber salallahü aleyhi ve sellem, Secde ve Tebâreke (Mülk) sûrelerini okumadan uyumazdı." (Tirmizi, Fedâil'ül-Kur'an, 9) Kur’an-ı Kerim, bu sûrede inanmayana, adeta hakikati kabul etmekten korkmuyorsan, hakikate tabi olurum diye kendini hakkı görme konusunda kısıtlamamışsan kâinattaki düzene bak… Ve şimdi baktığın hâlde, düşün, hâlâ inkâr edebilir misin, diyor. İnsan, 1400 yılı aşkındır, bu çağrıyla kâinata bakıyor, sonra dönüp dönüp bir daha bakıyor. Allah celle celâlühü’yü hakkıyla bilen “فَسُبْحَانَ الله” diyor. Bilmeyen de “Kâinatın ne dehşet bir düzeni varmış!” demekten kendini alamıyor. İşte o kâinattaki düzeni sağlayan kanuna İslam, “Sünnetüllâh” diyor. Kâinata böyle bir düzen hâkim de insan davranışlarının bir kanunu yok mudur? Başka bir ifade ile sosyal işleyişe hâkim bir kanun yok mudur?  Bu konu, Müslümanlar nezdinde anlaşılmaz bir ihmale uğramış, ihyaya muhtaç bir mevzu olmuştur. Zira ilgili araştırmalara göre “Sünnetüllâh” İslam’ın ilk dönemlerinde sosyal hayata hâkim düzen anlamında daha yaygın kullanılmıştır.   “Sünnet”, “bir şeyi açıklığa kavuşturmak, iyi veya kötü yeni bir yöntem ortaya koymak” anlamındaki “senn” kökünden türemiştir. Sünnet kavramı ile lafza-i celâlden oluşan “Sünnetullâh” ifadesi ise “Allah’ın koyduğu kanun, nizam” anlamındadır. Sünnet ve Allah kelimeleri, Câhiliye döneminde de bilinirdi. Ancak Sünnetullâh, Kur’an’la bilinmiş bir kavramdır. Kur’an’da sünnet kelimesindeki “sürekli, düzenli ve özgün uygulama” anlamı, lafza-i celâl ile buluştuğunda, Allah celle celâlühü’nün değişmez kanunu anlamı hasıl olmuştur. Kâinata hâkim değişmez kanunu biliriz. Örneğin, Ay ve Dünya’nın bir yörünge içinde dönerek varlıklarını sürdürdüklerinden ve bunun hiç değişmediğinden, aynı zamanda hiç değişmeyeceğinden de eminiz. Ya toplum hayatına hâkim kanun? Toplum hayatının da böyle değişmez kanunları var mıdır? Bunun için Nass’a müracaat etmek gerekir. “Eğer kâfirler size karşı savaşsalardı arkalarını dönüp kaçacaklar, bu durumda bir koruyucu, bir yardımcı da bulamayacaklardır. Bu, Allah’ın öteden beri uygulanıp gelen sünnetidir, Allah’ın sünnetinde bir değişiklik bulamazsın.” (Fetih Sûresi 22-23) “Allah’ın, kendisi için takdir ve emrettiği bir şeyi yerine getirme hususunda peygamber için bir sıkıntı ve sakınca olamaz. Allah’ın Sünneti değişmez. Daha önce gelip geçen, Allah’ın vahyini insanlara ulaştıran, O’ndan çekinen, Allah’tan başka hiç kimseden çekinmeyen peygamberler hakkında da Allah’ın sünneti böyledir. Hesap sorucu olarak Allah kâfidir.” (Ahzab Sûresi, 38-39) “Çünkü yeryüzünde büyüklük taslıyor ve kötülük tuzakları kuruyorlardı. Halbuki kötülük tuzakları, kuranların ayağına dolaşır. Yoksa onlar öncekilere uygulanan sünnetten başkasını mı bekliyorlar? Sünnetüllahta asla bir değişme bulamazsın; Allah’ın sünnetinde asla bir sapma da bulamazsın.” (Fâtır Sûresi, 43) Dikkat edilirse ayet-i kerimlerin tamamında Sünnetüllâh, “değişmez, süreklilik arz eden kanun” anlamında hep sosyal meselelerle ilgili kullanılmıştır. Kur’an’da sünnetullah karşılığında kullanılan diğer kelime ve terkipler “kavl, fıtrat, halk, hak, kelimetullah, kelimetü rabbik”tir. Kelâm alimleri ise Sünnetüllâh ifadesi ile aynı anlamda Âdetullah” tabirini kullanmışlardır. Âdet, kavramı da süreklilik ifade eder. Dolayısıyla Sünnetüllah’tan kasıt, Peygamberlere bildirilen ve devirlere göre değişen hadler gibi hukuk kuralları değildir, o kuralların üstündeki mutlak kanunlardır. Başka bir ifadeyle hukuk alt kurumunun üstünde, bütün hayata hâkim en üst kanunlardır. Vahiy, insanın o kanunları bulmasında yol göstericidir. Vahiyden haberdar olan bilir ki zulüm devam etmez. Yine vahyi okuyan bilir ki insanın davranışı, lehte veya aleyhte ona döner. Vahyi okuyan anlar ki ittifakta güç vardır, tefrikada ise zafiyet… Ve insan, nasıl ki kâinata dönüp baktığında Yüce Allah’ın azametini görüyorsa toplumun işleyişine baktığında da Yüce Allah’ın azametini görür. Toplum, bir bütün olarak adeta kainat gibidir. İnsan, topluma efradını cami (bütününü kapsayacak şekilde) baktığında onda ilahi bir işleyiş görür. Vahiyden haberdar olan “فَسُبْحَانَ الله” der. Vahiyden haberdar olmayan ya da vahye inanmayan da bu ne muazzam bir işleyiş, demekten kendini alıkoyamaz. “Allah’a ve Resûl’üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, kuvvetiniz elden gider (rüzgarınız gider). Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfâl Sûresi 8) Yüce Allah, bu ayet-i kerimede iki Sünnetüllahı/Âdetüllahı duyuruyor:
  1. Çekişirseniz gücünüz kaybolur.
  2. Allah, sabredenlerle beraberdir.
Buradaki yanılgı, Sünnütellâhın sadece Müslümanlar için işleyeceğini sanmaktır. Oysa Sünnetüllâh geneldir: Kâfirler de ittifak ettiklerinde başarılı olabilirler. Sabrettiklerinde amaçlarına ulaşabilirler. Nitekim, Haçlı Seferleri sırasında, “Ve Küdüs Düştü” kitabımda odak nokta olarak işlendiği üzere ilkin Hıristiyanlar ittifak ettiler; Müslümanlar, ihtilafta idiler, kazanan, kâfirler oldu. İkinci aşamada Müslümanlar ittifak ettiler, Hıristiyanlar arasında ihtilaflar çıktı, o ilk aşamadaki Haç etrafında buluşma hâli son buldu, Müslümanlar kazandı. Yine Antakya kuşatması sırasında, ayrıntıları kitapta anlatıldığı üzere Hıristiyanlar sabrettiler ve şehri alıp ellerinde tuttular. Sonraki aşamalarda Müslümanlar, sabrettiler ve şehirlerini onlardan almaya başladılar. Moğol istilası sırasında da istisnasız her Müslüman şehir, direniyor ama her şehir ayrı ayrı direndiği için hiçbiri katliamdan kurtulamıyordu. Moğollar, tağutları Cengiz Han liderliğinde hep birlikte hareket ettikleri için Müslümanlara göre sayıca az olmalarına rağmen Müslümanları yendiler. Daha sonra Müslümanlar, onları sabırla İslam’a davet ettiler, birkaç kez, Müslüman olduklarına vesile oldukları prensler henüz han olmadan katledildiler ama Müslümanlar, diğer prensleri davet etmeyi sürdürdüler ve nihayet o muannit kavim, hanları ile birlikte Müslüman oldu. Burada işleyen bir üst kanun vardır. İnsanın iradesi ise o kanuna tabi olup olmamakta işler. İnsan ya o üst kanuna tabi olur ya da olmaz; olursa kazanır, başarır, olmazsa kaybeder. İnsanın nihai sorumluluğu ise o kanuna hak üzere tabi olup olmaması ile ilgilidir. Hak üzere ittifakı seçenler, takva ehli Müslümanlardır ve onların mükafatları dünyada zafer, ahirette cennettir. Kâfirler, fasıklar ve münafıklar ise batıl üzere ittifak ederler, dünyada zafer elde eder, ahirette cehenneme atılırlar. Herkes, amelinden sorumludur. Hakkı seçenin akıbeti hasen; şerri seçenin akibeti şerdir. Yine aynı bağlamda Müslüman veya kafir, kendilerini fuhuştan alıkoyan, karşı cinslerin birlikteliğini aile sınırları içinde tutan toplumlar sağlıklı olur, nüfus sahibi olur ve zinde kalır. Buna karşı fuhuşata sapan, karşı cinsler arasındaki sınırları aşan toplumlar eninde sonunda batar. İsraf eden ve tembel bir toplum, ne kadar varlıklı olursa olsun, nihayetinde yoksullaşır. Tutumlu ve çalışkan bir toplum, kafir, münafık veya fasık da olsa nihayetinde varlık kazanır. Ne yazık ki Müslümanlar arasında zamanla günlük ameller konusunda Cebriyecilik yayılırken ana işleyişle ilgili Sünnetüllâh/Âdetüllâh adeta unutulmuştur. Fertleri ilgilendiren hukuk kuralları kısmen önemsenirken “ana yasalar” adeta yok sayılmıştır. Başımıza gelenlerden artık yeteri kadar ders almış olmalıyız ve bizim kararımız, İslam ümmeti imam ümmet olduğundan bütün insanlığı ilgilendirir. “Allah katında din İslam’dır” (Âl-i İmrân Sûresi 19) Müslümanlar, İslam’ı ihmal edip Sünnetüllahı ihmal ederlerse… Müslümanlar, İslam’a sıkı sıkı sarılıp insanlığı da tebliğ edip uyarmazlarsa… Yeryüzünde doğruluk üzere olan tek bir topluluk kalmaz ve dünya büsbütün fesada boğulur. Nitekim, Müslümanların etkisizleştirildikleri bir dünyada biz artık sadece yeryüzünün fesada uğramasından değil, dünyayı saran atmosferin, Ozon tabakasının dahi delinmesinden söz ediyoruz. Hepimiz aynı gemide yaşıyoruz. İnsanların, bir kısmı diğerlerinin ifsadını engellemezlerse küreselleşen bir dünyada bütün insanlar zarar görürler. Bu da artık keşfolunmuş bir Sünnetullâh’tır. Ve son söz: Sünnetüllâh’a sarıl ve başar! Rabbim, Sünnetüllâh’a Sünnet-i Resûl üzerine tabi olmayı nasip eylesin…
Dr. Abdulkadir Turan

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS