“Allah , mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır. Allah, yedi göğü tabaka tabaka yaratandır. Rahmân’ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Bir kere daha bak! Hiçbir çatlak (ve düzensizlik) görüyor musun? Sonra tekrar tekrar bak; bakışların (aradığı çatlak ve düzensizliği bulamayıp) aciz ve bitkin halde sana dönecektir.” (Mülk Sûresi, 2-4)
Ayet-i Kerimelerde ifade buyrulduğu üzere kâinata muazzam bir nizam hakimdir. Milim milim işleyen bir nizam… Kâinat, mükemmel yaratılmış ve mükemmel işliyor.
Bu düzenin Kur’an-ı Kerim’de ifade edilmesi, Kur’an’ın nazil olduğu günlerin koşulları göz önünde tutulduğunda Kur’an-ı Kerim’in, dolayısıyla Hatemü’l-Enbiya, Server-i Asfiya Hz. Muhammed Mustafa salallahü aleyhi ve sellem’in başlı başına bir mucizesidir.
Zira o günden bu yana gelişen teknikle;
İnsan, geçmişe göre kâinatı daha ayrıntılı inceliyor…
İnsan, kâinata artık sadece dönüp dönüp bakan gözlerle değil, her geçen gün daha gelişmiş üretilen teknik aletlerle kâinata bakıyor…
İnsan, aya ayak bastı…
İnsan, uzayda üs sahibi oldu…
Ve insan, asla kâinatın işleyişinde bir tutarsızlık bulamadı.
Aksine, insan kâinata baktıkça kâinatta işleyen kanunları keşfetti. Bugün bizim kâinatın işleyişi ile ilgili bildiğimiz kanunlar, düne göre daha çoktur ve keşfedilen her kanun, kâinatın bütününe aynı kanunun hâkim olduğunu duyuruyor.
Bilindiği üzere Mülk Sûresi çokça okunması tavsiye edilen sûre-i şeriflerdendir. Hz. Câbir radiyallahü anh’tan nakledilen bir hadis-i şerifte "Peygamber salallahü aleyhi ve sellem, Secde ve Tebâreke (Mülk) sûrelerini okumadan uyumazdı." (Tirmizi, Fedâil'ül-Kur'an, 9)
Kur’an-ı Kerim, bu sûrede inanmayana, adeta hakikati kabul etmekten korkmuyorsan, hakikate tabi olurum diye kendini hakkı görme konusunda kısıtlamamışsan kâinattaki düzene bak… Ve şimdi baktığın hâlde, düşün, hâlâ inkâr edebilir misin, diyor.
İnsan, 1400 yılı aşkındır, bu çağrıyla kâinata bakıyor, sonra dönüp dönüp bir daha bakıyor. Allah celle celâlühü’yü hakkıyla bilen “فَسُبْحَانَ الله” diyor. Bilmeyen de “Kâinatın ne dehşet bir düzeni varmış!” demekten kendini alamıyor.
İşte o kâinattaki düzeni sağlayan kanuna İslam, “Sünnetüllâh” diyor.
Kâinata böyle bir düzen hâkim de insan davranışlarının bir kanunu yok mudur? Başka bir ifade ile sosyal işleyişe hâkim bir kanun yok mudur? Bu konu, Müslümanlar nezdinde anlaşılmaz bir ihmale uğramış, ihyaya muhtaç bir mevzu olmuştur. Zira ilgili araştırmalara göre “Sünnetüllâh” İslam’ın ilk dönemlerinde sosyal hayata hâkim düzen anlamında daha yaygın kullanılmıştır.
“Sünnet”, “bir şeyi açıklığa kavuşturmak, iyi veya kötü yeni bir yöntem ortaya koymak” anlamındaki “senn” kökünden türemiştir.
Sünnet kavramı ile lafza-i celâlden oluşan “Sünnetullâh” ifadesi ise “Allah’ın koyduğu kanun, nizam” anlamındadır.
Sünnet ve Allah kelimeleri, Câhiliye döneminde de bilinirdi. Ancak Sünnetullâh, Kur’an’la bilinmiş bir kavramdır. Kur’an’da sünnet kelimesindeki “sürekli, düzenli ve özgün uygulama” anlamı, lafza-i celâl ile buluştuğunda, Allah celle celâlühü’nün değişmez kanunu anlamı hasıl olmuştur.
Kâinata hâkim değişmez kanunu biliriz. Örneğin, Ay ve Dünya’nın bir yörünge içinde dönerek varlıklarını sürdürdüklerinden ve bunun hiç değişmediğinden, aynı zamanda hiç değişmeyeceğinden de eminiz.
Ya toplum hayatına hâkim kanun? Toplum hayatının da böyle değişmez kanunları var mıdır? Bunun için Nass’a müracaat etmek gerekir.
“Eğer kâfirler size karşı savaşsalardı arkalarını dönüp kaçacaklar, bu durumda bir koruyucu, bir yardımcı da bulamayacaklardır. Bu, Allah’ın öteden beri uygulanıp gelen sünnetidir, Allah’ın sünnetinde bir değişiklik bulamazsın.” (Fetih Sûresi 22-23)
“Allah’ın, kendisi için takdir ve emrettiği bir şeyi yerine getirme hususunda peygamber için bir sıkıntı ve sakınca olamaz. Allah’ın Sünneti değişmez. Daha önce gelip geçen, Allah’ın vahyini insanlara ulaştıran, O’ndan çekinen, Allah’tan başka hiç kimseden çekinmeyen peygamberler hakkında da Allah’ın sünneti böyledir. Hesap sorucu olarak Allah kâfidir.” (Ahzab Sûresi, 38-39)
“Çünkü yeryüzünde büyüklük taslıyor ve kötülük tuzakları kuruyorlardı. Halbuki kötülük tuzakları, kuranların ayağına dolaşır. Yoksa onlar öncekilere uygulanan sünnetten başkasını mı bekliyorlar? Sünnetüllahta asla bir değişme bulamazsın; Allah’ın sünnetinde asla bir sapma da bulamazsın.” (Fâtır Sûresi, 43)
Dikkat edilirse ayet-i kerimlerin tamamında Sünnetüllâh, “değişmez, süreklilik arz eden kanun” anlamında hep sosyal meselelerle ilgili kullanılmıştır.
Kur’an’da sünnetullah karşılığında kullanılan diğer kelime ve terkipler “kavl, fıtrat, halk, hak, kelimetullah, kelimetü rabbik”tir.
Kelâm alimleri ise Sünnetüllâh ifadesi ile aynı anlamda Âdetullah” tabirini kullanmışlardır. Âdet, kavramı da süreklilik ifade eder. Dolayısıyla Sünnetüllah’tan kasıt, Peygamberlere bildirilen ve devirlere göre değişen hadler gibi hukuk kuralları değildir, o kuralların üstündeki mutlak kanunlardır. Başka bir ifadeyle hukuk alt kurumunun üstünde, bütün hayata hâkim en üst kanunlardır.
Vahiy, insanın o kanunları bulmasında yol göstericidir. Vahiyden haberdar olan bilir ki zulüm devam etmez. Yine vahyi okuyan bilir ki insanın davranışı, lehte veya aleyhte ona döner. Vahyi okuyan anlar ki ittifakta güç vardır, tefrikada ise zafiyet…
Ve insan, nasıl ki kâinata dönüp baktığında Yüce Allah’ın azametini görüyorsa toplumun işleyişine baktığında da Yüce Allah’ın azametini görür. Toplum, bir bütün olarak adeta kainat gibidir. İnsan, topluma efradını cami (bütününü kapsayacak şekilde) baktığında onda ilahi bir işleyiş görür. Vahiyden haberdar olan “فَسُبْحَانَ الله” der. Vahiyden haberdar olmayan ya da vahye inanmayan da bu ne muazzam bir işleyiş, demekten kendini alıkoyamaz.
“Allah’a ve Resûl’üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, kuvvetiniz elden gider (rüzgarınız gider). Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfâl Sûresi 8)
Yüce Allah, bu ayet-i kerimede iki Sünnetüllahı/Âdetüllahı duyuruyor:
Dr. Abdulkadir Turan
- Çekişirseniz gücünüz kaybolur.
- Allah, sabredenlerle beraberdir.
Dr. Abdulkadir Turan