İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Sükut Hengamı…

2014-01-10
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Sükût, tefekkürün anahtarı ve mücerret âlemin kapısını çalmanın anlamıdır. Susmak, durmak ve durulmaktır. Bakmak, duymak ve anlamak için odaklanmaktır. Duygu ve düşünceyi bir mana etrafında toplamak; muayyen bir mevzu üzerinde durup yoğunlaşmak ve sıhhatli bir neticeye ulaşmak için dahi sükûta ve sükûnete ihtiyaç vardır.
بسمه تعالى

“Şüphesiz ki kulak, göz ve gönül bunların hepsi amellerinden sorumludur.”(İsra Suresi: 36)

“Müminler, boş ve faydasız şeylerden yüz çevirirler.” (Müminun Suresi: 3)

“Süfyan İbn-i Abdullah (RA) şöyle dedi: ‘Ya Resulallah, bana sımsıkı sarılacağım bir iş söyle, dedim. Efendimiz (aleyhisselatu vesselam): “Rabbim Allah’tır de, sonra dosdoğru ol!” buyurdu. Ben, “Ya Resulallah, hakkımda (zararını göreceğimden) en çok endişe ettiğim şey nedir?” dedim. Efendimiz (aleyhisselatu vesselam) kendi dilini eliyle tuttu ve “İşte budur!” buyurdu.” (Tirmizi, Zühd, 61; İbn-i Mace, fiten 12)

Sükût, tefekkürün anahtarı ve mücerret âlemin kapısını çalmanın anlamıdır. Susmak, durmak ve durulmaktır. Bakmak, duymak ve anlamak için odaklanmaktır. Duygu ve düşünceyi bir mana etrafında toplamak; muayyen bir mevzu üzerinde durup yoğunlaşmak ve sıhhatli bir neticeye ulaşmak için dahi sükûta ve sükûnete ihtiyaç vardır. Tefekkür üniteleri ancak sükût hengâmında muvazeneli çalışır ve vicdani muhasebenin ve kalbi murakabenin yolu açılır. Sükût hengâmında dil susar, kalp konuşur ve vicdani vaizin sesi duyulur. Çok konuşan çok hata yapar; dünya ve ahiret zararlarının ekserisi konuşmaktan doğar ve insanın başına olmadık işler açar.

Susan kimse, en azından dil belasından korunmuş, konuşmanın şerrinden sakınmış olur. Hadis-i şerifte buyurulduğu üzere “Susan, kurtulmuştur!”

İnsana yakışan ve asıl olan, sükûttur. Konuşmak ise lüzum ve ihtiyaç miktarınca olmalı; iki cihan selameti için fuzuli ve malayani konuşmalardan şiddetle sakınıp uzak durmak lazımdır. Konuşmak bir faydaya mebni olmalı aksi halde susmalıdır. Zira sırf laf olsun torba dolsun diye rast gele konuşmakla elde edilecek bir fayda yoksa susmak evladır. Ölçü: Konuşmak ihtiyaç miktarı, susmak ise esastır. Meşhur tabirle, söz gümüş ise sükût altındır. Hadis-i şerifte: “Kul, iyice düşünüp taşınmadan rastgele bir söz söyleyiverir de bu yüzden cehennemin doğu ile batı arasından daha uzak bir yerine düşer gider!” (Buhari, Rikak, 23; Müslim, Zühd, 49-50) “Allah’a ve ahiret gününe iman eden ya hayır söylesin ya da sussun!” (Buhari, Edeb, 31; Müslim, İman, 74)

Sözlerin de diğer ameller gibi hesaba katıldığını, kişinin lehinde veya aleyhinde yazıldığını aldıkları nebevi terbiye ile bilen ashab-ı kiramın sükûtu dillere destandır. Onlar lüzum ve ihtiyaç haricinde konuşmamışlar; dillerini faydasız konuşmalardan uzak tutmuşlar; ekseriyetle sükût, tefekkür, murakabe ve muhasebe ile meşgul olmuşlar ve ahiret eksenli bir hayatı esas almışlardır. Kur`an ve nebevi beyan dışında neredeyse hiç konuşmamışlar, dillerini tutarak kalb huzuruyla ibadetten cihada koşmuşlar ve gelecek nesiller için numune-i imtisal olacak hatıralarla dolu bir asrı geride kalanlara miras bırakıp Resul-i Zişan(sallallahu aleyhi vesellem)’a kavuşmuşlardır.

“Kim bana iki çenesi arasındaki (dili) ve iki bacağı arasındaki (tenasül) uzvunu koruma sözü verirse ben de ona cennet sözü veririm.” (Buhari, Rikak, 23; Tirmizi, Zühd, 61)

Gündelik hayatın gürültülü akıntısına kapılmış sürüklenip giden şuursuz kalabalıkların arasında konuşmak, zaten akla ziyandır! Her kesin konuştuğu yerde, ne duyan ne de anlayan vardır! Laf kalabalığı arasında kaybolan insanın önce durması, susması, durulması, hissiyatının yatışıp sükûnete kavuştuktan sonra sözü duyup anlamaya çalışması lazımdır. Anlamak için duymak, duymak için de durmak ve susmak lazımdır. Sükûtun olmadığı yerde konuşmak beyhude laftır; dinleyicisi olmayan sözü söylemek israf-ı kelamdır. Anlama zemininde olmayana söz söylemek boşunadır. Sözü yerinde ve zamanında söylemek lazımdır. Sükût susana, söz ise dinleyip anlayana faydalıdır. O halde insan daha ziyade susmalı, sadece lüzumu kadar; yerine, zamanına ve muhatabına göre ihtiyaç miktarı konuşmalıdır. Susmak esas, konuşmak ihtiyaca bağlıdır.

Lüzum ve ihtiyaçtan ziyade konuşmak, eğer faydalı değilse muhakkak zararlıdır. Beyhude yere konuşmanın en az zararı zaman kaybı ve vakit israfıdır. Malayani konuşmak ise zaten zararlıdır.

Herkesin adeta konuşma yarışına girdiği, medyatik kanalizasyonlarla zihinlerin bombardıman edilip kalplerin kirletildiği şu fesad-ı zamanda, akıntıya taş atmaktan farksızdır konuşmak! Ne susan ne duyan vardır; cadde ve sokaklarda şuursuz deli danalar gibi sağa sola koşan nursuz kalabalıklar vardır. Ekseriyet ve umumiyetle akılların baştan gittiği şu gaflet ve aldanış çağında, yeniden ve daha derinden durup düşünecek sükût limanlarına ihtiyaç vardır. Çoğunluğun kuru gürültüye kapılıp kaybolduğu, akıbeti ve ahireti unutup dünya batağında boğulduğu şu fitne çağında önce sükûta ihtiyacımız vardır.

Sükûtu çok olanın tefekkürü ve teveccühü de çok olur; az konuşup çok tefekkür edenin ise doğruyu bulması umulur. Sükût, tefekkürün anahtarıdır. Dil susunca, kalb durulur ve vicdan konuşur. İnsana maksadın yolunu açan ve aradığı muradı bulduran, şuurlu bir sükûttur. Şuurlu bir sükûtta tercih ve teveccüh vardır; atalete ve acziyete yer yoktur; ihtiyaç hâsıl olduğunda lüzumu kadar konuşulur; sonra tekrar sükût hengâmında tefekküre devam olunur. Sükût, aramak ve bulmak için tefekkür ufkunda yolculuktur…

Şuurlu olarak susan, şuurlu konuşur; konuşmanın elzem olduğu bir yerde yine şuurlu olarak susanların gür sedası duyulur. Onlar Hakk rızası için susar ve ancak hakkı söylemek için konuşurlar; onlar hayır söyler veya susarlar. Konuşmanın ve susmanın yerini de zamanını bilmeyenler için her hâlükârda sükût daha evladır. Zaten lüzum ve ihtiyaç mahallinde âlimin susması, cahilin ise konuşması hatadır.

Sükût, gündelik hadiselerin girdabından kurtulup halini, seyir ve gidişatını murakabe ile ukba cihetiyle kârını ve zararını muhasebe için elzemdir. Durmak, düşünmek ve şuurunu tazelemek için kalbine dönmek; tezkiye ve terbiye için enfüse yönelmektir. Sükût, iç âleme dönük bir ameldir; afaktan kesilip himmet ve gayretin ruhaniyetin merkezi olan kalbe tevcih edilmesidir. Konuşmak lafzi ve cismani; susmak ise ruhani ve manevidir. Doğrusu insan susarak kazandığı maneviyata lafzi kelamı duyarak ulaşamaz. Kaldı ki lafzi kelamın taşıdığı ve sözlerin anlattığı manayı anlamak için dahi yine sükût ikliminde tefekküre ihtiyaç vardır. Üzerinde yeterince durulup tefekkür ve teveccüh edilmeyen sözler, bir kulaktan girip diğer kulaktan çıkıp gider.

Kalbe tesir eden sözler; hissiyatın yatıştığı zihni melekelerin durulup can kulağının açıldığı, şuurun anlamaya ve algılamaya müsait olduğu sıhhatli bir sükût hengâmında duyulanlardır. Zira teveccüh, itina ve alaka vardır.

Lafızdan manaya giden yolda nasıl ki tefekkür olmazsa olmaz sayılırsa esaslı bir tefekkür için de sükût kaçınılmazdır. Susmayan duyamaz, duyamayan da anlayamaz; sükûtu olmayanın teveccühü ve alakası da olmaz; dolayısıyla duysa bile mana ve meramı anlayamaz. Duymak için susmak lazım.

Lafızdan manaya giden yolda işte rota ve pusula: İrade ve azim, sabır ve sebat; teveccüh, alaka, itina dikkat!

Sükût hengâmında diller susar kalpler konuşur; duyan duyar, anlayan anlar. Zira kalpten kalbe yol vardır. Teveccüh ve alaka varsa kalpten kalbe giden yol her zaman açıktır. Kalpten çıkan sözler kalbe ulaşır ve muhatabını bulur. Kalplerin lisanı sükûttur; sessiz ve sözsüz konuşulur; teveccüh eden duyar ve anlar. Birbirine doğru yönelmiş müteveccih kalpler, dünyanın iki farklı ucunda bile olsalar, hiçbir mesafe engeline takılmadan sükût lisanıyla konuşur ve anlaşırlar. Zaten sükût lisanını duyacak kadar teveccüh ve alakası olmayanlar, diğer sözleri de anlayamazlar.

Mesafeler, gönüldedir. Cismani perdeler ve fiziki mesafeler kalplerin irtibatına mani değildir.

Sözde cismaniyet, sükûtta ise ruhaniyet vardır. İbareler ve lafzi kalıplar sözde en belirleyici unsurlardır; sözün muradı ancak bunlarla anlaşılır. Sükûtta ise ibare ve lafızlara ihtiyaç yoktur; mana sessiz ve sözsüz doğrudan anlaşılır. Anlamak ve anlaşılmak teveccüh ve alakaya bağlıdır. Haddizatında sükût lisanıyla anlatılan mana hiçbir söze sığmaz; hiçbir söz, sükûtun anlattığı muhtevayı anlatamaz. İnsanların çoğu ömür boyu konuşur durur da belki bir saatlik sükûta sığan meramı anlatmaya muvaffak olamaz. Belki söylenen binlerce söz bile bir anlık sükûtun yerini tutmaz. Söz ağyara, sükût ise aşinaya hitaptır; sükûtun anlattığı manayı gönül meramına aşina olmayanlar duyamaz ve anlayamazlar. Sükûtu duymak ve anlamak için dost, aşina ve yakın olmak lazımdır. Bütün bu manalar da can u gönülden duyulan samimi bir muhabbet, teveccüh ve alakaya bağlıdır.

İnsan, neye muhabbet ederse ona yönelir. Teveccühü nispetinde ilgilenir, duyar ve işitir. Dünyada bunun en bariz misali, anne ve bebeği arasındaki iletişimdir. Hiç konuşmadan sessiz ve sözsüzce anlaşır ve paylaşırlar. Bir bakış yeter meramı anlamak için. Bazen de birkaç damla gözyaşı eşlik eder. Bir damla gözyaşının anlattığı manayı hangi kelime ifade eder. Biz de bugün her şeyin hercümerç olduğu, insanı insan kılan değerlerin unutulmaya yüz tuttuğu; fert, aile ve cemiyetin hızla bozulduğu, insanlığın çağdaş gürültünün keşmekeşinde kaybolup boğulduğu şu fesad-ı zamanda durup düşünmek ve kendimize gelmek için biraz sükûtu muhtacız. Konuşmaktan ziyade susmaya, dinlemeye ve düşünmeye ihtiyacımız var. Nereye gittiğimizi görmek, içinde bulunduğumuz vaziyeti daha iyi değerlendirmek ve kaybettiğimiz değerleri fark edip yeniden keşfedebilmek için derin bir sükût hengâmında esaslı bir tefekkür yolculuğunu ihtiyacımız var. Bilmek, bulmak, olmak ve yeniden doğmak için bir müddet sükût ve tefekkür ikliminde yoğrulmak lazım, zira kendisine hayrı olmayanın kimseye hayrı olmaz!

Yusuf Akyüz / İnzar Dergisi – Ocak 2014 (112. Sayı)
 

 


Yusuf Akyüz

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS