İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Son nefese kadar davetçi kalanlar

2020-02-08
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Bir insan gerçek bir imana sahip olmuşsa o imanını başkalarına aktarmadan edemez. Gerçek iman vahiy ile gelen hakikattir. Bu ister bir peygambere gelmiş olsun isterse insanlar onu bir peygamberden almış olsun. Söylediğimiz gibi artık o hakikati başkalarına söylemeden içinde hapsedemez. Aslında sadece vahiy ile gelen hakikatler değil sıradan olaylar, sıradan bilgi ve malumatlar bile hiç bekletilmezler. Halk arasında güzel bir söz vardır; “Gerçeklerin kötü bir huyu vardır, mutlaka bir gün ortaya çıkarlar.” Vahyin elbette çok daha başka özellikleri vardır Vahyi alan her kimse zaten onu başkalarına iletmek zorundadır. Biz buna tebliğ diyoruz, bir başka ifadeyle davet diyoruz. Bununla birlikte vahyi tebliğ etmenin kendine has zorlukları da vardır. Peygamberler için dahi bir takım zor pozisyonlar vardır. Muhataplarının sertliği, anlayışsızlığı, reddedeceklerinin daha baştan tahmin edilmesi vs. Ama buna rağmen tebliğ görevini reddetmek veya ertelemek gibi bir şey asla söz konusu olamaz. Vahiy insanı yerinde oturtmaz, ayağa kaldırır. Sıradan bir insan bile gözünün önünde bir kişinin uçuruma doğru gittiğini görse derhal onun önüne geçip tutar, geri dönmesi için adeta yalvarır ona. Yani bütün bunları davetin fıtri ve tabii bir şey olduğunu hatırlatmak içın söylüyoruz. Davette bulunan kişi bu görevin ulviyetini, peygamberlerin görevi olduğunu ve ahirette de büyük bir mükâfatının olduğunu idrak etmişse İslam daveti orada daha bir canlılık kazanır. Ya bir de davetçiler imanlarının yanında aynı zamanda genç ve dinamik birileriyse siz o beldelerde çok somut değişmeler görürsünüz. Yazımızın başlığına dönelim; So nefesine kadar davetlerini sürdürenler, ölüm döşeğindeki davetçiler. İlk akla gelen elbette Hz. Yakub Aleyhmişseler olacaktır. “Yoksa Yakub son nefesini verirken siz orada mıydınız? O evlatlarına demişti ki; benden sonra siz kime ibadet edeceksiniz? Onlar da; Senin ilahına, babalarının ilahına, İbrahim’in, İsmail’in ve İshak’ın bir tek ilahına ibadet edeceğiz, biz ona teslim olan müslümanlarız demişlerdi”(2/130) Ondan önce de pir-i fani bir İbrahim Aleyhisselam’in Rabbine yalvarışında da aynı davet heyecanını görüyoruz; “Hani İbrahim; ey Rabbim, şu beldeyi emin bir belde yap, beni ve evlatlarımı putlara kulluk yapmaktan muhafaza buyur!”(14/35) Yıllar önce “İslam’ın Genç Davetçilerine” isimli kitapçığımı yazarken gençliğin heyecanını yakinen biliyordum ve bu heyecanın davet yolunda kullanılması gerektiğine inanıyordum. Elhamdülillah az çok etkili olmuştur. Fakat şimdi yaşlıların da bir davet görevi olduğunu açıkça görüyoruz. Gençlerle kıyaslandığında başta kuvvet ve heyecan açısından geride kalmış olabilirler. Fakat yaşlı muslümanların da bir çok avantaja sahip oldukları unutulmamalıdır. Olgunluk. Evet, olgunluk çok önemli bir avantajdır. Başta imamet ve fetva olmak üzere olgun müslümanlar her zaman tercih edilirler. Olgun müslümanların görüşleri daha çok dikkate alınır. Olgun müslümanların alınlarındaki ve yüzlerindeki çizgilerin her birinin onlara birer rutbe kazandırdığını unutmayalım. Onun için diyoruz ki bir âlimin bir öğretmenin bir imamın emeklisi olamaz. Asıl işe yarayacağı zaman o zamandır. Elhamdülillah bunun güzel örneklerini görüyoruz. Nice yaşlı hocalarımızın etrafında halka halka ders alan, sohbet dinleyen gençler görüyoruz. Eğer evlerinin köşelerine çekilen hocalarımız varsa bu defa gençlerimize görev düşmektedir. Onların ellerinden tutup yeniden faaliyet alanlarına çekmelidirler. İslami camialar, vakıflar ve dernekler emekli olup köşeye çekilen ilim adamlarımızı bulup marifet iltifata tabidir kuralı gereğince onları onurlandırmalı ve istihdam etmelidirler. Kısacası yaşlısıyla ve genciyle davet adına hepimiz sahada olmalıyız.
Mehmet Göktaş

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS