İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Sizi bir deney yapmaya çağırıyorum

2014-01-16
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Geliniz bugün hep birlikte birkaç deney yapalım. Birincisi şöyle olsun: Tek başınıza karanlık bir odaya çekilelim ve on, on beş dakika gözlerimizi yumarak düşünmeye başlayalım. Neyi mi düşüneceğiz?
Geliniz bugün hep birlikte birkaç deney yapalım.

Birincisi şöyle olsun:

Tek başınıza karanlık bir odaya çekilelim ve on, on beş dakika gözlerimizi yumarak düşünmeye başlayalım. Neyi mi düşüneceğiz?

Dünyevi problemlerimiz her neyse onları bulup çıkaralım, hepsini bir bir gözümüzün önüne getirelim ve onlar üzerinde on beş dakika yoğunlaşalım.

Eğer bir öğrenciysek, karşılaştığımız veya karşılaşacağımız bütün olumsuzlukları, sınıfta kalmayı, okuldan atılmayı, parasızlıktan veya bir başka şeyden eğitimimizi yarıda bırakmak zorunda kaldığımızı düşünelim.

Borçlarımızı hesap edelim, ev kirasını, eğer esnaf isek işyeri kirasını, vergileri, art arda gelen çekleri, senetleri, yakıt giderlerini, suyu, elektriği, doğal gazı düşünelim.

Eşimizin, çocuklarımızın birçok meşru isteğini parasızlıktan yerine getiremeyeceğimizi, aynı sebepten oğlumuzu evlendiremediğimizi, kızımızın düğününü yapamadığımızı düşünelim.

Mevcut hastalıklarımızın sonuçlarının kötüye doğru gidebileceğini düşünelim. Vücudumuzun bir yerinde kötü huylu bir tümerün aniden ortaya çıkabileceğini düşünelim. Önemsemediğimiz bir hastalığın aslında kanser olduğunun haberini aldığımızı farz edelim.

Veya bütün bu kötü haberlerin eşimizin veya canımız ciğerimiz çocuklarımızın başına geldiğini düşünelim.

Hiç beklemediğimiz bir anda bir iş kazası veya trafik kazası geçirdiğimizi, yaralandığımızı, sakat kaldığımızı veya aileden birisini bu kazalar sonunda kaybettiğimizi düşünelim.

Kısacası karşılaşmamız mümkün olan bütün kötü durumların başımıza geldiğini farz edelim…

Bu deneyin neticesi ne olur biliyor musunuz? Dışarı çıktığımızda kalbimizin sim siyah olduğunu, karanlıkların üzerimize çökmüş olduğunu görürüz.

Şimdi de bir başka deney yapalım veya birimiz öncekini yaparken bir diğerimiz de çekildiği karanlık odasında şöyle bir deney yapsın, şu şekilde düşünsün:

Bu gidişle sonunun cehennem olduğunu, eğer bu dünyadan bu şekilde ayrılacak olursa kesinlikle kendisini cehennemin beklediğini düşünsün.

Her şeyden önce kendisini kötü bir ölümün beklediğini, kötü bir kabir hayatı geçireceğini düşünsün.

Sonra Kur’an’da haber verilen mahşer sahneleriyle karşılaştığını tahayyül etsin…

Ve cehennem… Kur’an-ı Kerim’de tasvir edilen o cehennem sahnelerini kendisinin bir bir yaşadığını, yaşayacağını düşünsün.

Mahşer yerinden cehenneme sevkiyatı, yaklaştıkça cehennemin çıkaracağı o korkunç sesleri ve görünümü düşünsün.

Zebaniler tarafından saçının kâkülünden ve ayaklarından tutularak fırlatılışını, bu esnada zebanilerin “size bir uyarıcı, böyle bir cehennemin varlığını haber veren birileri gelmemiş miydi…” sözlerini hatırlasın.

Derilerin yandıkça tazelendiğini, su su diye yalvarıldığında kan ve iltihap verileceğini, bağırsakları parçalayan yiyecekler ve içecekler verileceğini göz önüne getirsin.

Kısacası Kitabımızda anlatılan cehennem hayatını bir bir tadacağını tahayyül etsin, ağlaya biliyorsa ağlasın biraz. Yani on on beş dakika cehennemde kalsın, cehennemdeki o hayatı yaşasın.

Sonra dışarı çıksın. Ne olur biliyor musunuz? İnanınız ki kalbi nur ile dolmuş bir şekilde dışarı çıkar. Her ne kadar ıslanmış olsa da gözleri ışıl ışıl yanmaktadır, ruhu apaydınlık, göğsü inşirah içindedir. İsterseniz bir deneyin.

Ne garip bir şey değil mi? Birincisiyle asla kıyas edilemeyecek korkunç sahneleri tahayyül ettiğimiz halde, tam aksi bir netice alınmaktadır.

Çünkü bu Rabbimizin bir kanunudur; Dünya için olan üzüntü ve gam, kalplere karanlık bir katran gibi çöküverir. Ahiret için olan üzüntü ise kalplere bir nur olarak doğar.

Gelelim üçüncü deneyimize; Bu defada kendimizin cennette olduğumuzu farz edelim, on beş dakikada cennette karşılaşacağımız o güzel sahneleri bir bir gözümüzün önüne getirelim, yaşayalım.

Her şeyden önce Peygamberlerle birlikte olduğumuzu, her birini ayrı ayrı ziyarette bulunduğumuzu tahayyül edelim. Ne müthiş bir niğmet, ne muhteşem sahneler değil mi?

Daha sonra bütün sıddîklarla, şehidlerle ve Salihlerle birlikte olduğumuzu, artık onlardan hiç ayrılmayacağımızı tahayyül edelim.

Sonra Rabbimizin bize tasvir ettiği o cennet sahnelerini hem de eşlerimizle birlikte bizzat yaşadığımızı düşünelim…

Netice ne olur biliyor musunuz? Aynen ikinci deney gibi kalplerimiz yine nur ile dolar, göğsümüz inşirah bulur, gözlerimiz ışıl ışıl olur?

Ne garip değil mi? İster cennet hayatını tahayyül edelim, isterse cehennemde yandığımız sahneleri gözümüzün önüne getirelim. İkisinde de kalbimizin nurlandığına şahid oluyoruz. Çünkü bu Rabbimizin bir kanunudur.

Peki bu üç deneyden nasıl bir netice çıkaracağız? Dünyayı dert etmeyeceğiz kendimize, hem de hiç dert etmeyeceğiz.

Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in en çok yaptığı dulardan birisi budur:

“Allahümme lâ tec’alüddünya ekbera hemmina” Allahım, dünyayı bizim en büyük düşüncemiz eyleme, üzerinde en çok yoğunlaştığımız, uğruna üzüldüğümüz şey yapma…

Halbuki bunu söyleyen o sevgili Rasûl, dünyanın bütün kederini ve üzüntüsünü bir bir tatmış olan kişidir. Keder ve üzüntü adına başına ne gelecekse hepsi de gelmiştir.

Hatırlayın. Her şeyden önce babasını hiç görmemiştir. Annesine hiç doymamıştır, dedesiyle sekiz yaşına kadar kalabilmiştir.

Fakirlik adına, yoksulluk adına ne varsa bir bir tatmıştır.

Ve unutmayın, bir tek kızı hariç bütün çocuklarının ölümüne şahid olmuştur, bütün torunlarını bir bir eliyle mezara koymuştur.

Yani dünyanın keder ve üzüntüleri adına yaşanacak ne varsa hepsini bir bir yaşamıştır.

Fakat buna rağmen dünya üzüntüleriyle üzülmemiş, dünya çektiği kederleri ikide bir dile getirmemiş, hiç mi hiç önem vermemiş, bize de öyle olmamızı emretmiştir.

Hayatımızı kendimize zehir etmeyelim dünya üzerinde yoğunlaşarak.

Mehmet Göktaş / İnzar Dergisi – Ocak 2014 (112. Sayı)
 

 


Mehmet Göktaş

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS