“Şimdi beni affettin, işte simdi beni affettin öyle değil mi Allah’ım?” diye durmadan tekrar ediyor ve ağlıyordu secdedeki kayın validesi.
Biraz önce hastaneden gelmişti, secdeden hiç kalkmıyor, mütemadiyen “affettin beni değil mi Allah’ım” diyordu.
Bu işte bir gariplik görüyordu evin genç gelini. Her şeyden önce bu bir namazın secdesi değildi çünkü içeri gireli çok olmamıştı, hem de namaz secdesinde böyle Türkçe bir şeyler söylenmezdi galiba. Dikkatinden kaçmayan bir diğer şey de, “beni affet” demiyor da “beni affettin değil mi Allah’ım” diyordu.
Gelin hanım girdiği bu odadan çıkamadı, bulunduğu yere oturuverdi, kayın validesinin secdeden kalkmasını bekledi.
Kadın başını kaldırıp doğrulduğunda gözleri kızarmış, yüzleri ve örtüsünün bir kısmı göz yaşlarıyla iyice ıslanmıştı ama buna rağmen simasında görülmeye değer bir sevinç ve güzellik vardı. Zaten durmadan tekrar ettiği “şimdi beni affettin değil mi Allah’ım?” sözlerinden de bu çıkarılmalıydı. Ama yine de “Geçmiş olsun anne?” derken bu neyin nesi demek istiyordu.
Kadın yavaşça kalktı ve gelininin yanına oturdu, sakin bir sesle “bir çay yap, hem içelim hem konuşalım” dedi.
Kayınvalidesi durgun bir yapıya sahip değişik bir dindardı, fakirlere yardım eder, haftanın bir kaç gününü oruçlu geçirirdi, hatta geçen yıl iki ay kefaret orucu tutmuştu.
Fakat bütün bunların ötesinde başka bir şey olmalıydı bu kadında, şimdi çay içerken öğreneceğini düşünüyordu.
“Biliyor musun kızım, ben bir katilim!” dedi ve sustu. Gelin bir anda şaşırıp kaldı. Kendisi bu evde iki yıllık bir gelindi, şahit olduğu böyle bir olay yoktu;
“Nasıl yani anne, kimi öldürdün, kimin katilisin?” dedi. Kadın yine bir müddet sustuktan sonra;
“Çocuğumun katiliyim, yavrumun katiliyim” dedi.
“Ne zaman, nasıl oldu bu iş?” deyince, yıllar önce kürtajla dört aylık yavrusunu öldürdüğünü söyledi. Bir kaç bardak çay içinceye kadar sustular ikisi birden. Sonra kadın gelinine yöneldi, sakin ve yavaş yavaş anlatmaya başladı.
“Biliyor musun kızım, yıllardır unutamadığım gibi her geçen gün içimde büyüyordu bu acı. Rüyalarıma giriyordu öldürdüğüm yavrum. Dünyaya sığmaz oldum, nereye gitsem Allah’ın lanetinin üzerime yağdığını hissediyordum. Beni affetmesi için Allah’a çok yalvardım, çok ağladım, çook sadakalar verdim. Okuduğuma göre böylesi katillerin kefaret tutması gerekirmiş, geçen yılki iki aylık orucu da onun için tutmuştum. Ama Allah’ın beni affettiğine bir türlü inanamıyordum. Hem Allah affetse bile yavrum beni affeder miydi? Ne zaman bir çocuk görsem yaşasaydı yavrum da bunun kadar olacaktı diye ağladım, ağladım..”
Bu esnada ikisi de ağlıyordu. Kadın gözlerini sildi ve devam etti;
“Biliyor musun kızım, ben bir canavarmışım, gerçekten bir canavar. Ancak bir canavar yapabilirdi bunu, kendi öz yavrusunu karnından koparıp bir poşetle çöpe atılmasına ancak vicdansız bir canavar müsaade edebilirdi.
Yine bir suskunluk girdi araya. Gelin meraklı bir ses tonuyla;
“Peki, anne ya şimdi, ya bugün neler oldu da bu şekilde yalvarıyordun Allah’a? Seni affettiğine dair bir şey mi oldu ki?” Kayınvalidesinin yüzü bu defa tamamen değişti, gözleri ışıldamaya başladı;
“Hem de neler oldu neler! Biliyor musun, bunalıma girdiğim zamanlarda ilerideki parka gider otururdum. Bir defasında tek başıma oturacağım bir bank bulamayınca müsaade alarak genç bir bayanın yanına oturdum, yavaş yavaş tanıştık, konuştuk. Bana güvenmiş olmalı ki içini döktü. Hamile imiş, boşanma ihtimali de olduğu için çocuğunu aldırmaya karar vermiş. Ben de şu sana anlattıklarımı ona anlattım. O kadar çabuk etkileneceğini ve değişivereceğini tahmin edemezdim. Çok şaşırdı, ağladı, ayağa kalktı ve iki elimi sıkıca tuttu ve ‘Sana söz veriyorum, çocuğumu asla aldırmayacağım, doğuracağım onu!’ dedi. Dünyalar benim olmuştu. ‘Ama çocuğunu görmek istiyorum, doğduğunda mutlaka beni çağıracaksın dedim ve telefonumu vermiştim. İşte bu sabah hastaneden aradı ve ben de koşa koşa gitmiştim. Buldum kendisini, çocuğuyla birlikte yatıyordu..”
Anlatamadı gerisini, sevinç gözyaşlarıyla boğazı düğümlenmişti.
“Biliyor musun kızım, yavruyu annesinden aldım, bağrıma bastım, sanki benim yavrumdu, öldürdüğüm yavrum dirilip gelmişti. Elhamdülillah ben sebep olmuştum yaşamasına, Rabbim beni vesile kılmıştı dünyaya gelmesine. İşte şimdi affedildin diye bir ses duyuyordum kalbimde. Kosa koşa geldim ve onun için şükür secdesine kapandım. Bir ayet okumuştum; haksız yere bir insanı öldüren bütün bir insanlığı öldürmüş gibidir. Bir insana hayat veren de bütün insanlığa hayat vermiş gibidir, diyordu ayette.
Öldürmeyi anlamıştım da diriltmenin nasıl olacağını bir türlü anlamamıştım, demek ki böyle oluyormuş.”
Göz yaşlarıyla birbirlerine sarıldılar, kadın “Şimdi söz veriyorum Rabbime, gezeceğim, dolaşacağım, arayacağım ve bu şekilde çocuklarını öldürmek isteyenleri bulup engel olmaya çalışacağım!”
Mehmet Göktaş
Mehmet Göktaş