İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Şevkin fevkinde olmak

2020-02-07
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

İnsanı aktifleştiren- aksiyon sahasında arzı- endam ettiren, onu iten güç müdür/ kendine doğru hızla çeken cazibe midir? Aslında iten güç ve çeken cazibe her daim birbirini ikmal ederek insanı her daim canlı ve hareketli kılar. O halde şöyle mi demek gerekir; insanı her daim aktif kılan daimi bir güç, kendine doğru muazzam bir akımla çeken cazip kuvvet yok ise, insan yerinde kalmaya/ yerinde saymaya mahkûmdur. Bu haliyle yaşamın kıyılarında, pasifize olmuş kürek mahkûmları gibi, müphem bir hedefe doğru, boşa kürek sallamaya da mecburdur. Peki ya iman eden? Yani, Allah'a ve ahiret gününe, Allah'tan geldiğine ve tekrar O'na döneceğine inanan, bu tablonun neresindedir? Aklın yolu bir, her aklı kesen, muhakeme ve mukayese gücüne sahip olanın şöyle söyleyeceği muhakkaktır; İman etmiş insan da neticede insandır. Onun da hareket sahasında seyru-sefer etmesi için, itici bir güce ve kendine doğru hızla çekerek her daim ilerleten cazip bir kuvvete ihtiyacı vardır. O halde şimdi şunun cevabını aramak gerekir, bir mü'minin şevkini/ azmini hiç yitirmeden yol alabilmesi için itici güç ne olmalıdır? Çekici güç ne olmalıdır? Bu iki soruya cevap vermeden önce mü'minin evvela bir konuda net bir tercih yapması gerekir. Zira yaptığı tercih bu iki sorunun da cevabını değiştirme pozisyonunda kudretli birer etkendir. Hareket edeceği saha hangisidir veya yürüyeceği yol hangi yoldur? Ya da koşuşturacağı alan hangi alandır? Eğer cevabı net ve tek ise ki yakinen iman etmiş bir birey için öyle olmalıdır. Yani yolum sırat-ı müstakimdir diyorsa, o halde diğer iki cevap da bir o kadar nettir. Zaten bu cevaptan farklı bir cevabı var ise, evvela iman noktasında ciddi bir tedaviye ihtiyacı vardır. O halde, sırat- ı müstakim üzere, eğrilip / bükülmeden, dosdoğru bir şekilde, azimle doğrularak yol almayı isteyen mü'minin neye ihtiyacı vardır? Tek ve net cevap: Kendini itecek sağlam güce -o güç, elbette niyetidir. Niyeti ise rıza-ı ilahidir. Buna paralel olarak onu çekecek bir güce ihtiyacı vardır- o çekici güç, amacıdır. Amacı ise yine rıza-ı ilahidir. Yani tek ve net cevap; Katıksız- karışıksız- şeksiz- şüphesiz, Allah rızası.... Her amelinde başlangıç noktası Allah! Her emelinde varış noktası Allah! O’ndan gelen ve O'na rücu eden sebep ve sonuç dengesi. Bu iki denge arasındaki performans kalitesi/bereketi veya tam tersi, bu dengeler noktasındaki dengeyi de gösterir aynı zamanda. Madem bu kadar nettir iş, öyleyse şevkini yitirmeyi, pes etmeyi, yorgunluktan kenara çekilmeyi, gerisin geri dönmeyi, umudunu yitirmeyi, inancını gölgelemeyi nereye koyacağız. Eğer yürünen yolda bunlar, mü'mini bir imtihandan öte, yürüyemeyecek- artık hareket edemeyecek seviyeye getirmişse; niyette de sıkıntı var demektir/ hedef algısında da. Yaptığı hizmet- harcadığı emek– ter ve gözyaşı döktüğü çaba konusunda başlangıç ve final noktasında Allah Azze ve Celle'nin rızasını ölçü olarak almışsa bahsettiğimiz şeyler geçici bir imtihan olmaktan öteye gitmez çünkü. Aksi takdirde, yolunu da- niyetini de- varmak istediği nihai hedefi de, hesap günü gelmeden hesaba tabi tutmalı ve derin derin muhasebe etmelidir mü'min. Zira hiç bir insaf ve izan sahibi kalkıp şunu iddia edemez; yolcusu olmaya talip olduğunuz, sırat-ı müstakim olan yolda yürüyen Resûller- Nebiler- Sıddıklar- Şehitler ve Rehberler, hiç yorulmamıştır- bunalmamıştır- daralmamıştır- kınanmamıştır- haksızlığa ve dahi hadsizliğe uğramamıştır! O halde daim şevksizliğin mazereti olarak neyi göstereceğiz? Bu yolun yordamı bu; engeller aşıla aşıla- bedeller ödene ödene mesafe kat edilir. Nefsinde- zevkinde- keyfinde, icabında canına kast edilir. Aslında belki şevksizliğin en büyük sebebi, dünyalık ölçülerin daimi ölçülerimiz konumuna gelmesidir; yapılan başlangıçların ve yine varılacak sonuçların, hesap edilmesi noktasında dünyalık ölçülerin vazgeçilemez kıstaslar haline gelerek, yine dünyalık sevgilerin, ruhlarımızı ve zihinlerimizi tamamen işgal edip, algılarımızın nefis ve şeytanın kontrolüne girmesine  sebebiyet vermesidir. Bu nedenle her imtihanda, zarar ve ziyana uğradığını düşünüp, kendini kenara çekerek korumaya aldığını zanneden, şevksizlik postunu sererek, aldanış uykusuna yatan mü'minlerin sayısı azımsanmayacak kadar artıyor her geçen gün. Bu aldanış için hazırlanmış kılıfları da unutmayalım; bahane başlığı altında söylenmiş, modern kalıplarda, ezberlenmiş- klişeleşmiş kelimeler, çakma psikolog edasıyla yapılan çıkarımlar, felaket tellalı modunda dillendirilen varsayımlar. Oysa Nisa Suresi, 95. ayette, Rabbimiz şöyle buyuruyor: ‘’Mü'minlerden, özür olmaksızın oturanlar ile, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler eşit değildir. Allah, mallarıyla ve canlarıyla cihad edenleri oturanlara göre derece olarak üstün kılmıştır. Tümüne güzelliği (cenneti) va'detmiştir;  ancak Allah, cihad edenleri oturanlara göre büyük bir ecirle üstün kılmıştır.’’ Mesaj açık ve net; şevkin fevkinde olanlar kazanacaklar. Şevksizliğin derekelerine yuvarlananlar geride kalacaklar! Allah'ın davasına karşı isteksizlik, dudak bükme, kaş çatma, ileri geri konuşma, asla ve asla bir mü'minin davranışlarından olamaz. Mü'min kendi şevkini ikmâl etmenin yollarını ararken, mü'min kardeşine de şevkinin bereketini tattırır. Şevksizliğin bereketsizliğine kardeşini mecbur bırakmaz. Kardeşinin şevkini kıracak sebeplerin kendinden sâdır olmamasına özen gösterir. Mü'minin şevki enerji misalidir. Bu enerjiyle kardeşinin de enerjisini arttırır. Bilir ki şevksiz insan, diğer insanların da enerjisini kemiren kurt misalidir. Enerji azalabilir- bazen tamamen bitebilir fakat Allah Azze ve Celle'ye yakinen bağlı mü'min, her daim şarjını tazeler. Bunun feyzinden kardeşleri de istifade eder. “Onlar hayırda birbirleriyle yarışırlar.” (Âl-i İmrân, 114) ayeti mucibince her hayırlı işte adap ve edep ile yarışır kardeşleriyle... Allah yolunda yapılacak işin küçüğü – büyüğü diye bir ayrıma da girmez. Bunu şevksizlik bahanesi kılmaz. “Sabah veya akşam Allah yolunda birazcık yürümek, dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır…” (Buhârî, Cihâd, 6) Zira bilir ki, bu işin küçüğü de hayırdır, büyüğü de. Allah için yapılan her iş, hem dünya hem ukba için devasa bir yatırımdır. Yine bilir ki, şevksizlik mü'minin üzerine serpilen ölü toprağından farksızdır. Ümitsizliğe düşüren ye's ise bu toprağı çamurlaştıran en büyük etkendir. Bu toprağı silkelemek, çamurdan kurtulmak için; her daim şevkin fevkinde olmak gerekir...   Ey dipdiri meyyit, "İki el bir baş içindir." Davransana... Eller de senin, baş da senindir! His yok, hareket yok, acı yok... Leş mi kesildin? Hayret veriyorsun bana... Sen böyle değildin. Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz? Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz? ... Ye's öyle bataktır ki; düşersen boğulursun. Ümîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun! Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar; Me'yûs olan rûhunu, vicdânını bağlar ... Feryâdı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar... Uğraş ki: telâfi edecek bunca zarar var. Feryâd ile kurtulması me'mûl ise haykır! Yok, yok! Hele azmindeki zincirleri bir kır! 'İş bitti... Sebâtın sonu yoktur!' deme, yılma. Ey millet-i merhûme, sakın ye'se kapılma.( M.A.Ersoy) Rabbimiz razı olacağı, katında makbul ve kabul olacak her alanda, şevkini bir an bile yitirmeyenlerden,  kılsın bizleri!
inzar

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS