İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Şer’i hükümler kulların genel çıkarları içindir

2020-09-18
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Bazıları şer’i hükümlerin herhangi bir maslahat içermediğini, amellerle bunlara karşılık olarak düzenlenen mükafat ya da ceza arasında herhangi bir ilişki bulunmadığını düşünebilirler. Bunlar şer’i hükümlerle yükümlü kılmayı efendinin uşağını sınaması gibi görürler. Mesela adam uşağının kendisine bağlılığını denemek için hiçbir anlam ifade etmeyen emirler verir; şu taşı kaldır, şu ağaca dokun… vb. der ve bununla onu sınamaktan başka bir şey amaçlamaz. Eğer verdiği emirlere itaat ederse ödüllendirir, isyan ederse cezalandırır. Teklif de işte böyle bir şeydir. Bu düşünce yanlıştır; sünnet ve haklarında hayırla şehadette bulunulan ilk nesillerin icması, bunun sakatlığını ortaya koymaktadır. Kim aşağıda sayacağımız örneklerin hikmetlerini kavramaktan aciz ise, onun ilim ve irfandan zerre kadar nasibi yoktur. Ameller niyetlere göredir: Ameller niyete, insanın içinde meydana gelen psikolojik hallere göre değer görür. Nitekim Rasulullah (s.a): “Ameller niyetlere göredir”[1] buyurmuştur. Allah Teala da; “Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır; fakat O’na sadece sizin takvanız ulaşır”[2] buyurmaktadır. Namaz, Allah’ı anmak için emredilmiştir: Namaz Allah’ı zikretmek, O’na niyazda bulunmak için meşru kılınmıştır. Nitekim Allah Teala şöyle buyurmaktadır: “Beni anmak için namaz kıl!”[3] Keza namazın, ahiret gününde Allah Teala’nın görülmesine hazırlık olması amaçlanmıştır. Bu konuda Rasulullah (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Görmek için birbirinizle itişip kakışmadan şu dolunayı gördüğünüz gibi Rabbinizi göreceksiniz. Bu itibarla eğer güneşin doğmasından önce bir namazdan ve batmasından önce bir namazdan geri kalmamaya gücünüz yetiyorsa, bunu yapın.”[4] Zekat, belirli bir amacı gerçekleştirmek için meşru kılınmıştır: Zekat, cimrilik duygusunun uzaklaştırılması ve fakirlerin ihtiyaçlarının karşılanmasına yardımcı olunması için farz kılınmıştır. Yüce Allah zekatı vermeyenler hakkında şöyle buyurmaktadır: “Allah’ın kereminden kendilerine verdiklerini infakta cimrilik edenler sanmasınlar ki o, kendileri için hayırlıdır; tersine bu onlar için pek kötüdür. Cimrilik ettikleri şey de kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır.”[5] Rasulullah (s.a.) da, (Yemen’e vali olarak gönderdiği Muaz’a): “Onlara Allah Teala’nın zenginlerinden alınıp fakirlerine verilecek bir sadaka farz etmiş olduğunu da bildir.”[6] talimatını vermiştir. Oruç, nefsi hakimiyet altına alabilmek için farz kılınmıştır: Oruç, nefsi kontrol altına almak ve ona egemen olabilmek için meşru kılınmıştır. Orucun farziyetini belirten ayetin sonunda gelen “Umulur ki korunursunuz”[7] ifadesi ve Rasulullah’ın (s.a.) (evliliğe gücü yetmeyenin oruç tutması tavsiyesi arkasındaki) “Çünkü oruç, onun için bir kalkandır”[8] buyurması bunu açıkça ortaya koyar. Hac, Allah’ın ayetlerini yüceltmek içindir: Hac, Allah Teala’nın yeryüzüne koyduğu alametlerini (şeair) tazim için konulmuştur. Nitekim Allah Teala şöyle buyurmaktadır: “Yeryüzünde insanlık için konulmuş ilk ev, hiç şüphesiz ki, Mekke’deki (Ka’be)dir.”[9] “Safa ve Merve şüphesiz Allah’ın nişanelerindendir.”[10] Kısas caydırıcı olmak için konulmuştur: Kısas, şüphesiz öldürme olaylarının önünün alınması için bir müeyyide olarak meşru kılınmıştır. Yüce Allah: “Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır”[11] buyurur. Hadler ve kefaretler de günahların önünün alınması için caydırıcı olmak üzere konulmuştur. Nitekim Yüce Allah bu meyanda olmak üzere; “Ta ki (yasak av yapan) işinin cezasını tatmış olsun”[12] buyurmaktadır. Cihad, Allah’ın dinini yüceltmek için meşru kılınmıştır: Cihad ise, Allah’ın dininin yüceltilmesi, ona yönelik fitnelerin ortadan kaldırılması amacıyla meşru kılınmıştır. “Yeryüzünde fitne kalmayıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın!”[13] ayeti bu amacı açıkça ortaya koymaktadır. Muamelat ile ilgili hükümler adaletin ikamesi için konulmuştur: Günlük muameleler ve evlilikle ilgili hükümler ise, insanlar arasında adaletin gerçekleştirilmesi için konulmuştur. Bu saydığımız örnekler yanında, konulan hükümlerde gözetilen şer’i bir amacın bulunduğunu ortaya koyan daha pek çok ayet ve hadis bulunmaktadır, bunun böyle olduğunu her asırda sayısız alim ifade edegelmiştir. Bütün bunlara rağmen hükümlerde gözetilen şer’i maksatları kavrayamayan ve onların herhangi bir maslahat içermediğini zanneden kimsenin ilim ve irfandan nasibi, bir iğnenin denize batırılıp çıkarılışındaki sudan nasibi kadardır. Rasulullah (s.a.) bazı ibadetlerin sırlarından bahsetmiştir: Sonra Rasulullah (s.a.) bazı konularda vakitlerin belirlenmesinin hikmetinden bahsetmiş ve öğleden önce kılınan dört rekat namaz hakkında: “O vakit gök kapılarının açıldığı bir saattir; o saatte bana ait salih bir amelin oraya yükselmiş olması hoşuma gider.”[14] buyurmuştur. Aşure günü orucu hakkında ise ondan gelen rivayetler, bu orucun meşruluğunun sebebinin, Musa (a.s.) ve kavminin Firavundan o günde kurtulmuş olmaları olduğunu, bizim hakkımızda meşru kılınışının sebebinin de, Musa (a.s.)ın sünnetine uymak olduğunu belirtmektedir. Rasulullah (s.a.) bazı hükümlerin gerekçelerini (sebep/illet) açıklamış ve uykudan kalkan birinin elini yıkamadan suya daldırmasını yasakladığı hadisinde gerekçe olarak: “Çünkü eli nerede gecelemiştir; bilemez”[15] buyurmuştur. Abdestte buruna su alıp sümkürmek hakkında da; “Çünkü şeytan, geceyi kişinin burun deliklerinde geçirir”[16] buyurmuştur. Uyku(nun abdesti bozması) hakkında ise şöyle buyurur: “Çünkü kişi yatıp uyuduğu zaman mafsalları gevşer.”[17] Şeytan taşlamanın “Allah’ın zikrini yerine getirmek için” olduğunu buyurmuştur. İzin isteme hakkında da şöyle buyurmuştur: “İzin isteme sadece göz ilişmesin diye gerekli görülmüştür”[18] Kedi hakkında ise: “O pis değildir; etrafınızda sürekli dönüp dolaşan yaratıklardandır”[19] buyurmuştur.[20] Çeşitli yerlerde ise hükmün hikmetinin mefsedetin yani kullara dokunacak zararların uzaklaştırılması olduğunu açıklamıştır: Emzikli halde iken cinsi ilişkide bulunmayı yasaklaması ve bunu çocuğa zarar verir endişesiyle yaptığını ifade etmesi gibi.[21] Bazı yasaklar da dinde tahrife götürecek kapıların kapatılması için alınmıştır. Hz. Ömer, nafileyi farz ile bitiştirmek isteyen birine: “Sizden öncekiler bu yüzden helak oldu” demiş, bunu duyan Rasulullah (s.a.): “Allah seni görüşünde isabetli kıldı ey Hattab oğlu!” buyurmuştur.[22] Bazen de yasağın gerekçesi, güçlük ve sıkıntıya sebep olma endişesi olmuştur. “Sizden her birinizin iki parça elbisesi var mı ki?” hadisi[23] ile: “Allah sizin kendinize kötülük ettiğinizi bildi ve tevbenizi kabul etti, sizi bağışladı”[24] ayeti bu kabildendir. Bazı sahabiler, bir kısım hükümlerin hikmetlerine işarette bulunmuşlardır: Bu meyanda olmak üzere İbn Abbas(r.a.), Cuma için gusletme hükmünün hikmetini açıklamıştır. Zeyd b. Sabit, meyvenin henüz kendisini kurtarmadan satılması yasağının sebebini belirtmiştir. İbn Ömer, Kabe’nin rükünlerinden sadece ikisini selamlamakla yetinmenin sırrını ortaya koymuştur. Sonra tabiin nesli ve onları takip eden diğer nesiller ve müctehid imamlar hep aynı minval üzere devam etmişler, hükümleri maslahatlarla ta’lil edegelmişler; onların manalarını (illet) kavramışlar, naslarla belirlenmiş hükümler için zararın def’i ya da menfaatin celbi amacını gerçekleştirici uygun bir illet (hükme mesned) çıkarmışlardır. Nitekim bunları onların kitaplarında genişçe görmek mümkündür ve bu, mezheplerinde apaçık kendisini göstermektedir. Selef uleması, bazı hükümlerin sırlarını açıklamışlardır: Sonra Gazzali, Hattabi, İzzeddin b. Abdisselam ve emsalleri gelmiş -Allah katkılarından dolayı onları mükafatlandırsın- ve bunlar ince nükteler ortaya koymuşlar ve değerli tahkik ve tahliller yapmışlardır. Evet, Sünnet, hükümlerin maslahata bağlı olduğu sonucunu ortaya koymakta ve bunun üzerinde icma bulunmaktadır. Ancak sünnet aynı zamanda, bir şeyin vacipliği ya da haramlığı hükmünün inmiş olmasının da o şeyin içerdiği maslahattan sarfı nazarla, itaat edenin sevaplandırılması, isyan edenin de cezalandırılması konusunda bizzat etkisi bulunduğunu ve işleyenin sevap ya da cezayı hak edeceği anlamında fiillerin güzellik ve çirkinliklerinin (hüsün ve kubuh) tamamen akli olduğu düşüncesinin doğru olmadığı sonucunu da ortaya koymaktadır. İnsanlar yalnız başlarına şeriatın hikmetine vakıf olamayabilirler: Eğer fiillerin güzellik ve çirkinlikleri (hüsün ve kubuh) onların iddia ettikleri gibi olsaydı, bu takdirde yolcu gibi meşakkat çeken mukim birinin, ruhsata esas olan meşakkatin bulunması sebebiyle oruç tutmaması caiz olur, konfor içerisinde yolculuk yapan yolcunun da orucunu tutması gerekirdi. Şari’ Teala’nın koymuş olduğu diğer hadlerde de durum aynıdır. Sünnet aynı zamanda, rivayetin sahih olması halinde sabit bulunan şer’i bir hükmün ifasının, o hükmün içermiş olduğu maslahatı bilmeye bağlanmasının helal olmayacağını da ortaya koymuştur. Çünkü insanlardan pek çoğunun aklı, hükümlerin içermiş olduğu maslahatların pek çoğunu yalnız başına kavrayabilecek düzeyde değildir. Hem Peygamberimiz (s.a.) bizce aklımızdan daha güvenilirdir.   Şah Veliyyullah Dihlevi (İslam Düşünce Rehberi)   [1] (Buhari, Bed’i’l-vahy, 1; İman, 41; Müslim, İmare, 155) [2] (Hac 22/37) [3] (Taha 20/14) [4] (Yani sabah ve ikindi namazlarını elinizden geldiğince kaçırmamaya bakın. Hadis için bkz. Buhari, Mevakit, 16, Tevhid, 24; Ebu Davud, Sünnet, 16) [5] (Al-i İmran 3/180) [6] (Müslim, İman, 31; Nesai, Zekat, 1) [7] (Bakara 2/183) [8] (Buhari, Savm, 10; Müslim, Nikah, 1) [9] (Al-i İmran 3/96) [10] (Bakara 2/158) [11] (Bakara 2/179) [12] (Maide 5/95) [13] (Enfal 8/39) [14] (Tirmizi, Vitr, 16) [15] (Buhari, Vudu, 26; Müslim, Taharet, 78) [16] (Buhari, Bed’u’l Halk, 11; Müslim, taharet, 23) [17] (Tirmizi, Taharet, 57; Ahmed, 1/256) [18] (Buhari, İsti’zan,11; Müslim, Edep, 41) [19] (Ebu Davut, Taharet, 38; Tirmizi, Taharet, 69) [20] Yani sürekli girer çıkarlar, etrafımızdan ayrılmazlar. Bu itibarla onlardan sakınmakta zorluklar vardır. Zorlukların kaldırılması ise şeriatın amaçlarından biridir. (Mütercim) [21] (Bkz. Müslim, Nikah, 140; Ebu Davut, Tıb, 16) [22] (Kenzul Ummal, 11/32754) [23] Bunu tek parça elbise içerisinde namaz kılmanın hükmünü soran kişiye söylemiştir. Bkz. Müslim, Salat, 275 [24] Bakara 2/187
Alıntı Yazılar

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS