Önce
En koyusunda çöker karanlık
Ay, göstermeden önce yüzünü
Şöyle bir kolaçan eder etrafını
Çekilmemişse silahlar
Bilenmemişse bıçaklar
Ve görünmezse eşkıyalar
Tadına doyum olmaz
Bir gazelin
Can alıcı beytidir
Serhat akşamları
Bir firakın bitiş yeri
Duaların ihlâsla yoğrulduğu andır.
Candır, canandır
Bazen de,
Demir yürekleri eriten bir ağıttır
Serhat akşamları.
Akşam olunca buralarda
Kabristan sessizliği çöker şehre.
Gözlerde korkunun akisleri
Evler inadına kapalıdır.
Fethi kabullenmeyen kaleler gibi
Ansızın kurşun sesleri deler
Gecenin kör kalbini
Bir anne çocuklarını yatırır,
Çocuklarsa, iki büklüm olur
Yün yorganlar altında
Kurşundan daha delici
Bombadan daha gürültülü
Bir ses yükselir
Bir feryat, bir figan
Ve yine bir anne
Başını göğsüne dayadığı
On yedisindeki yiğidini uyutur
Sessiz bir çığlıkla
İsyanla
Lakin
Uyanışı olmayan bir uykuyla...
Ebruli olur
Serhat akşamları
Gizemli ve girdaplı
İnsanlar tanımaz bir birlerini
Komşu, komşuyu; akraba akrabayı
Yani hissiz olur
Yani korku olur
Çeyrek kala okunur yatsı ezanları.
Karanlık eşkıyaları gizler
Bir de
Adres sormayan kurşunları...
Fakir olur serhat akşamları
Sofralarda
İçine ekmek kırılmış ayran
Ve yüreğine acı işlenmiş
Mazlum bir baba
Boğazı düğümlenen bir anne
Ve Nuh tufanına
Rahmet okutan gözyaşları.
Şükür olur serhat akşamları
İmansız darbeler işliğinde.
Bir şaire kalem
Bir garibe merhem olur
Uğurlarken güneşi başka diyarlara
Dört duvara hüzün olur.
Cansız resimlere salınan bakışlar
Hasretin tersimi olur
Aşk olur
Kan olur kuruyan damarlara
Yani akşam olur
Başka diyarlardan çok farklı
Mehmet Salih Gönül / İnzar Dergisi – Ocak 2015 (124. Sayı)
M. Salih Gönül