İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Sen Öyle Bir Kişinin Duasını Almışsın ki…

2013-01-24
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

İslami konularda çok titiz ve kılı kırk yaran birisiydi. Tevhîdî bir çizgiye sahipti, yaşantısında İslam`dan asla taviz vermemeye çalışırdı...
İslami konularda çok titiz ve kılı kırk yaran birisiydi. Tevhîdî bir çizgiye sahipti, yaşantısında İslam’dan asla taviz vermemeye çalışırdı.

Aynı titizliği işyerine gelen dilenciler konusunda da gösterirdi. Sigara içtiğini anladığı bir dilenciye asla yardım etmezdi. Hatta önce sigarayı bırakması gerektiğini bizzat yüzüne söylerdi.

Aynı şekilde bayan dilencilere de dikkat eder, onlardan hangilerinin topladıkları paralarla kocalarına içki ve sigara alacaklarını tahmin eder ve onları da eli boş çevirirdi.

Zaten kapıya gelip dilenenlere hiçbir zaman ciddi yardımda bulunmaz, kime yardım edeceğini kendisi bilir, önceden tespit ederdi. Genellikle öğrencilere, onlardan da namaz kılanlara, eli yüzü düzgün olanlara yardım ederdi.

Mart ayının son günleri yaklaştığı halde bir türlü bahar gelmemişti. Evet, ortalıkta kar ve buz yoktu fakat yağmur ve rüzgâr hiç bu şekilde uzun sürmemişti, böyle olunca da hava sıcaklığı mevsim normallerinin oldukça altında seyrediyordu.

İş yerinin önünde birkaç defa belirdiği halde içeri girmeyen bir bayan fark etti, galiba içerideki kalabalığın dağılmasını bekliyor olmalıydı. Öyle yaptı, son müşterinin de çıkmasını bekledi ve içeri girdi, utangaç ve heyecanlı bir yüzle tezgâha yaklaştı:

-Size bir şey söylemek istiyorum?

-Buyurun söyleyin.

-Şu anda başımıza bir şeyler geldi, bizim durumumuz hiç iyi değil. Hemen şurada yakında bir yerde kalıyoruz, ne olur, bir görmenizi istiyorum, diyerek eliyle tahminen arka caddeden sonraki iki sokak gerisini işaret etti.

Adam tezgâhtara "Ben hemen geliyorum" diyerek kadınla birlikte çıktı. Kadın bir şeyler anlatıyor, o bir kısmını anlıyor, bir kısmını anlamıyor, nasıl olsa biraz sonra gözüyle bir şeyler göreceği için sözü tekrar ettirmiyordu. Tahmini doğruydu, bu kadın dilenci değildi, kâğıt toplayıp satanlardandı, hatta bir kaç defa kendisi de biriken kâğıtları vermişti, şimdi hatırladı.

Büyük bir kısmı yıkımda olan eski bir mahalleye girdiler. Bir kaç yıl içerisinde buralarda hiç bir eski ev kalmayacak, yerlerini yeni ve yüksek binalar alacaktı.

En fazla on metre kare büyüklüğünde bir kulübeye yaklaştılar, kadın ilerledi ve eliyle brandayı kaldırdı ve kendisiyle gelen bu adama gösterdi.

Aman Allahım! İçeride bir birlerine sarılmış üç kız ve bir erkek çocuk, onlardan bir metre ötede on sekiz yaşlarında genç bir kız soğuktan zangır zangır titriyorlardı. Kulübenin her tarafında koca koca deliklerden rüzgâr ve yağmur içeriyi dışarıdan farksız kılıyordu. Küçük çocuklar daha önceden ağlamış olmalılar ki gözyaşları toprakla birlikte yüzlerinde iz yapmıştı.

-Sadece soğuk değil, dünden beri hiç bir şey yemediler, dedi kadın.

Ömründe böyle bir manzara görmemişti, neye uğradığını şaşırdı.

-Ben hemen geliyorum, dedi ve hızlı adımlarla oradan ayrıldı. Daha sonra koşmaya başladı. Hem koşuyor, hem de “Allah’ım! Ne olur bizi affet diyordu. Manzara gözünün önüne geldikçe bu defa daha büyük bir korku bürüyordu kendisini. Allah’ın kendisini ve hatta bu şehri helâk edeceğinden korkuyordu; “Allah’ım! Ne olur helâk etme, birazcık daha müsaade ver bana!” diye yalvarıyordu. Allah’ın azabını belki hiçbir zaman böylesine yakın hissetmemişti.

Otomobille evin yolunu tuttu, önce bir saç soba temin etti, otomobilini alabildiği kadar odunla doldurdu.

Olup bitenleri merak eden eşine acele ve kısaca anlattı ve hızla çocukların kulübesine doğru sürdü.

Getirdiklerini indirdi, eliyle sobayı kurdu ve beklemeden yaktı. İçerinin havası birden değişti, aynı anda çocukların yüzleri de değişiverdi. Fakat kulübenin açık yerleri fazlaydı, böyle devam ederse çabuk soğurdu.

-Siz burada durun, ben geliyorum dedi ve aynı hızla sürdü aracını. Durumu eşine anlattı. Kulübenin deliklerini kapatacak ne buldularsa aldılar. Eşinin tavsiyesi üzere yerlere serip oturacak battaniyeler aldılar ve bu defa eşini de alarak hızla ilerledi. Zaten eşi ilk gelişinde gitmek istemişti de o götürmemişti.

Elleriyle kulübeyi güzel bir odaya dönüştürdüler. Bu arada kadın ve genç kız durmadan dua ediyorlardı.

Adam eşinin kulağına eğilip bir şeyler söyledi ve kulübedekilere döndü

-Biz birazdan geliyoruz dediler ve oradan ayrıldılar.

Bir saat sonra otomobille tekrar döndüler, bu defa poşetlerin içi yiyecek doluydu. Çocuklar için aldıklarını eşi bizzat kendi elleriyle verdi, bu arada her çocuğa sarıldı ve yüzlerinden öptü.

Allah bilir ya belki bu çocuklar başkaları tarafından ilk defa kucaklanıyor ve öpülüyordu. Adam derin bir nefes aldı ve kendisine bu fırsatı verdiği için, helâk etmediği için Allaha şükretti ve kadına döndü:

-Sizin bu durumunuzu hiç gören olmadı mı?

-Bilmiyorum görüp görmediklerini. Fakat biz bir şeyin farkına vardık. Bu şehir dindar bir şehir, yardım etmek için fakirlerin de dindar olanlarını seçiyorlar, kendilerinin çevrelerindeki dindarlara yardım ediyorlar. Hiç kimse bizim yüzümüze bakmıyor. Hem gördüğünüz gibi biz dilenci değiliz, kağıt toplayarak geçimimizi temin ediyoruz.

Genç adam ve çarşaflı eşi bu duruma şaşırdılar ve utanarak başlarını önlerine eğdiler. Çünkü kendileri de kadının anlattığı kişilerdendi, dindarlardan başkasına yardım etmeyenlerdi.

Ertesi gün kadın iş yerinin kapısında göründü, baktı baktı. Kendisine yardım eden adamı göremiyordu.

-Nereye gitti buradaki ağabey, dedi. Tezgâhtar:

-Eşi rahatsızdı onu doktora götürdü, dedi. Kadın kendini toparladı ve

-Allah ondan razı olsun, Allah ondan razı olsun! Allah onun eşinin derdine derman olsun, dedi.

Tezgâhtar genç kadının böylesine içten yakarışına şaşırmıştı, âmin dedi.

Kadın gittikten sonra hemen telefona sarıldı.

-Ağabey! Sen öyle bir kişinin duasını aldın, sana öyle bir dua etti ki… Allahın izniyle korkma artık.

Mehmet Göktaş / İnzar Dergisi – Ocak 2013
 

 


Mehmet Göktaş

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS