İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Sen bir şiirsin

2011-03-26
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Aziz kardeşim! Bir mektubu daha hararetli, hareketli ve heyecanlı bir iklimin ardından yolluyorum. Sevinç ve hüznün içiçe geçtiği bir iklim oldu. Az rastlanılan günler olsa da işin aslı çok daha başkadır. İslami talebimiz ve hizmetimiz devam ettiği sürece bu gibi günlere daha çok rastlayacağız. Hem çok sevineceğimiz günlerimiz ve zaman zaman da üzüleceğimiz anlarımız olacaktır. Kur’an’daki peygamber (Allah’ın selamı üzerlerine olsun) kıssaları çok açıktır. Biz ki o mübarek peygamberler halkasının kendinden geçmiş sevdalılarıyız. Sevdalı demek çileyi ve meşakkati göze almış olmak demektir, değil mi? Mektubundan bir hayli heyecanlı olduğunu anlıyorum. Aslında, bir noktaya kadar kendim de öyleyim. Heyecanın şiirine de yansımış ve bana biraz şiirden bahsetsen... diyorsun. İlginç. Bu baş döndürücü hadiseler arasında halâ şiir, diyorsun... O halde; Doğrusu, bize şiir yazdıran sevdamız bir de derdimizdir. O yüzden, sevinç anlarımıza ait şiirlerimiz nadirattandır. Hatırlıyorum, bizim oralarda taziyeler olurdu eskiden. Çocukluğumuzda şahid olurduk. O taziyelere köyün ve çevre köylerin kadınları, erkekleri gelirlerdi. Bahusus kadınların köye girişlerinde vaveylalarla dolu hazin ve yürek burkan ağlayışları olurdu. Sesler birbirine karışıp giderdi... Sonra içlerinden muhayyelesi geniş, tecrübesi ve dili olan orta yaşlarda biri irtica’i olarak bir ağıt tuttururdu ki bu, içleri yakıp eritirdi. Aslında o kadın, taziyesine geldiği kişiden ziyade, mersiyesini daha evvel kaybettiği bir yakınına yakmaktadır. Yani onu ağlatan, söyleten kendi derdidir. Onun derdi o... Bizim ki ise İslam’dır. Biz İslam’a, Müslümanlara ve ümmetin haline yakıyoruz mersiyelerimizi. Ama dilersen kendime göre şiirin bir başka yanına dikkatini çekeyim de işin ucunu sana dokundurmuş olayım. Sen kanı kaynayan ve Kur’ani davaya kendini adamış bir gençsin. Bana göre sen bir şiirsin aynı zamanda. Genç, gezegenimizin göbeğine düşmüş bir şiire çok benziyor, çünkü şairlerin en şairi dahi ilk şiirini çocukluğunda ya da gençliğinde yazmaya başlamıştır. Şiir gibi olan bir ruhu şiirle süslemiştir... Demek ki genle şiir arasında güçlü bir ilişki vardır. Şiir sadece coşku değildir... Bilesin ki okyanusların üstüste bindirip dağlar kadar yükselttiği dalgalardaki muhteşemlik de değildir, şiir. Genç bu değildir, evet... Gençlik yalnızca bunlar olamaz... Risalet bir anlamıyla bir şiir gibidir. Nurun nasılsa yazılmış olan bir şiir, şiir gibi akıveren bir lem’a! Babamız Adem (as)’ın arza bırakılması tarifinden insanın aciz kaldığı muhteşem bir şiirdir. Annemiz Havva’nın ondan yaratılması ve bu ikisinin topraktan olması sımsıcak bir şiir gibidir. Halbuki toprak için soğuk diyorlar. Soğuk olsaydı insan sıcak olur muydu ya da şiir!.. Ayaklarımızla bastığımız topraktan bahsediyorum... Aynı zamanda o olacağımız toprak!... Yani görüyor musun, demek ki biz, bizim üzerimizde hareket ediyoruz. Biz, bizim üzerimizde kavga ediyoruz, biz kendimizi kan ve gözyaşına boğuyoruz. Bu, bazılarınca anlaşılması güç görülse bile, bizce anlaşılması zor olmayan bir şiirdir... Risalet tarihi boyunca toprağımıza düşen habercileri (Nebi) ve Elçileri (Resul) okuyunca, müjdeledikleriyle korkuttukları hakikatlere vakıf olunca ya da kısmen idrak edince kendimizi izahından zayıf düştüğümüz bir hadiseyle karşı karşıya buluyoruz. Tarifi zor bir heyecan dalgasına tutunuyoruz. Bu, bir anlamıyla şiirdir. Ama unutmayalım! Şiir hakikatin dili olduğunda şiirdir. Şiir hayalin hamalı olduğu vakit, o değildir. Çünkü hayal gölgedir ve gölgenin asla nisbetinden başka bir tesiri hatta bir varlığı yoktur. Asıl olmasa, gölge olmaz... Öyleyse şiir hakikattir. Yani hakikatin bizzat dilidir ya da dili olmalıdır. Onu yazanlar ya da, ve onu okuyanlar, salih amel sahipleri yani onu yaşayanların bizzat kendileri olmalıdır... Yaşamayanların yaşamadıkları hakikatlerden hakikat olarak bahsetmeleri hakikatlere haksızlıktır. Bereketi de olmaz... Kardeşim! Dönüp kendimize geliyoruz şimdi tarihin en uç noktasından yola çıkarak bugün zemininde bir “nokta” gibi göründüğümüz menzile ulaşmış olan Hak-Batıl kavgasında. Hakk’ın tar aftarları olarak kanımız ve canımızla toprağın bağrına nakşetttiğimiz şu büyük hadise, bir şiirdir. Toprağa, kendimizden olan yere ya da toprağın Malikül mülküne teslim ettiğimiz nazenin canlarımız birer destan, birer şiirdir. Bu manada Şubat bir şiirdir. Sen bir şiirsin işte!... .... Dost! Gecenin bir vaktidir şimdi. Şubat ayının başlangıcı ve dışarıda fırtınamsı bir rüzgarın sesi geliyor. Bilirsin, gece sabahı, güneşi ister hareketle. Kış baharı ve fırtına ise itidalı, normalı taleb eder. Gecenin en orta yerinde olsak bile güneşin en kamil vaktini görüyoruz inşaallah... Önemli olan biz bize düşeni yapalım. Biz bizi taşıyalım ve biz dikenlerimizle (onları da gülleştirerek) yürüyüşümüzü sağlamlaştıralım. Dikenlerin gülleşmesi lazım. Ama güldeki cazibe dikeninindedir derler. Öyle çilesi olmayan bir dava dava değildir. Meşakkatsiz ibadet yok. İbadetin meşakkatini göze alanlar meşakkati de ibadete çevirmiş olurlar. Öncülerimiz dava uğruna maruz kaldıkları dertlerini sevmişlerdir. Müşteki olmamışlardır. Doğru olan da budur... / Bu seferlik bu... Bir daha yazışma ümidi ile... Kardeşin.
M. Mehdi gül

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS