Şehadet feda edecek bir şeyler kalmayınca hak için, sermaye olarak canı tüketmek…
Meydan okumak zamana, tarihe ve toplumsal akışa, meydan okumak batıla, zillete ve kışa…
Şehadet yürekler dar gelince sevdaya, kâinata haykırmak hakkı, ölümsüzce, yiğitçe ve de erkekçe, tüm korkaklara inat…
İşte ey hakikat yolunun yıldızı Şehid! Sen öğrettin bizlere fitne asrında fitnelere karşı durmayı. Bir ocak soğuğunda, karların ortasında, Yuşa’nın başucunda… Anlatılamayan hakikatti siretin… Yasaklanan sözlerdi o izzetin ve anlaşılmayan manaydı heybetin… Sen bir sevda için mum olup yanma ve tüm karanlıkları aydınlatma... Sen Hak için yazılan helbest, hakka güç katan dest…
Gözlerimden gitmeyen hayalin, mazlumane yerlerde serili o bedenin ve de zulme meydan okuyan o sözlerin. Hayatımın ışığı oldun, günümün aydınlığı… Tarihin akışına meydan okuyan amelin, cehdin, gayretin… Korku putlarını deviren cesaretin, izzetin… Nefsin tutsaklarına ağır gelen hamiyetin, sabrın ve Âlemlerin Rabbine kullukla yücelen hürriyetin… Beni benden aldı da sana amade kıldı. Davan davamdır, yolun yolumdur, sözün sözümdür. Ümitlerin ümidim, hasretin hasretimdir. Senden sonra şehadet dışındaki her ölüm zilletimdir.
Yüreğim ateşlerde yanmıyor artık, kışın soğuğu üşütmüyor bedenimi ve yalnızlık tüketmiyor nefesimi ey Şehid! Şehadetin yırtıyor tüm karanlıkları. Bak kitabın bağrından yükselen güneş eritiyor buzdan saraylarını zalimlerin. Bak mustaz’af milyon yürek yürüyor yeryüzünün iktidarına doğru. Dünün umutları bugünün hakikatleri olmuş kanının bereketiyle. Gönüllere hapsolan sevda damların çatılarından haykırılıyor, meydanlarda, salonlarda yarenlerinin gayreti ile… Sen ilham kaynağısın ey Şehid. Sen Şeyh Said’in attığı tohumun sakisi, sen Nursi’nin davasının hadimi ve sen müjdelenen fecri Kur’an’ın kahraman bir neferi, mümtaz bir önderi, eşi bulunmaz Rehberi…
Ey gönüllerde kavga, yüreklerde sevda! Ey karanlıkta çıra, siyasette deha! Ve ey bağlılıkta baha, sadakatte vaha! Varsın anlamasın seni Ebu Cehiller, Ben-i Ümeyyeler, İbn-i Selüller… Varsın bilmesin seni Firavunlar, Karunlar ve de Yezitler. Sen mazlumların, mahrumların, yalın ayaklıların gönlünde ve dilindesin ya yeter… Sen kahraman bir gençliğin özündesin ya yeter… Sen anlaşılmaktan korkulanı haykırdın, hakkı hak adına izhar ettin ya yeter… Bak öyle tabilerin var ki cihanın dört yanında, sadakat ve itaati kuşanmışlar ve ardındalar ya yeter… Öyle bir eserin var ki, tarihte hiçbir şair, hiçbir edip, hiçbir yazar onun bir benzerini yazamadı ya yeter… Sen iftiharımız, gururumuz ve sevdamızsın. Sen ölümlere meydan okuyan şiarımız, tarihin pak sayfasındaki adımız ve şehidler kervanındaki serdarımızsın…
Yolun yolumdur Ey Şehid! Davan davam, kavgan kavgam... Sözün sözümdür Ey Şehid! Ey yüce bir âleme adanmış yar! Ey ölü bir ümmete şiyar! Şehadetle tamama erdi kemal yolunda yürüyüşün. Kan ile doruğa çıktı, Allah yolundaki gidişin. Şehadetin ışık olsun muannidlerin gözüne, derman olsun, umut olsun muvahhidlerin dizine. Kanının bereketi sarsın dört yanı, yeniden ihya olsun Rabb-ı Rahimin kulları. Yıllara varan ümitlerin gerçekleşsin dört bir yanda, dirilsin bir ümmet baştanbaşa bu diyarda, o diyarda… Ey Şeyh Said’in müridi, Nursi’nin şakirdi can! Sen Saidlerin mirasına sahip çıkan kahraman. Suskunluğu zillet bilen yiğit, ölümlere meydan okuyan said… Sen hep içimde hep dilimdesin. Her geçen gün seni daha da özletir, ama hep gönlümdesin.
Yeter artık bitsin bu kış, kanın bereket olsun. Yeter son bulsun zulüm, mazlum halk rehber görsün. Bir bahar yaşansın memleketin dağlarında, ovalarında, bayırlarında, nehirlerinde, meralarında ve de otlaklarında. Erisin buzdan kaleler bir ocağın ardında. Kanın can versin memata, hayat olsun Dicle’den ta Fırat’a… Coşsun sahabe şehri Amed, Allah diye haykırsın şarktan garba bu aziz ümmet… Tarihteki hakikat ortaya çıksın, ayan beyan olsun ihanet. Anlasın mazlum ve yalınayaklılar hakikati. Görsün gözleri, ihaneti, zilleti… Ve böylece zahir olsun ümmet içinde hakperestler. Yeniden meydanlarda görülsün şer’i şerif talebiyle Allahperestler… Sen hayatı bir kara tarihi aydınlatan sır. Sen ölümü zaferi müjdeleyen sürur…
Zülfikar Fırat / İnzar Dergisi – Ocak 2014 (112. Sayı)
Zülfikar Fırat