Süleyman Akyüz, 1949 Yılında Mardin Dargeçit ilçesi Sümer (Deyvan) köyünde dünyaya geldi. İlkokulu köyde bitirdi. Küçük yaşlarda namaza başlayan Akyüz, çevresinde İslami farzları yerine getirmede ve haramlarından sakınmasıyla dikkat çekiyordu. 1970-1980 yılları arasında Adana, Mersin ve İzmir illerinde inşaat işçisi olarak çalıştı. 1981 yılında ailesiyle birlikte Mersin iline yerleşti.
Burada ticaretle uğraşmaya başladı. Yaratılış itibariyle çok temiz karakterli, dürüst, cömert ve çalışkan bir insandı. Namazlarına düşkündü. Eline geçen dini kitapları okumaktan zevk alırdı. Güzel ahlakıyla akrabaları tarafından çok sevilen ve sayılan bir kişiliğe sahipti. Akrabaları yapacakları işlerde ona danışırlardı.
Bütün Müslümanlarda olduğu gibi onda da hacca gitme aşkı vardı. Maddi durumu iyi olmadığından bu yolculuğa çıkamıyordu. Nihayet 1991 yılında Suudi Arabistan’a işçi olarak gitti. O; “Benim gözüm oradaki parada değil. Ben Kâbe’yi ve Peygamber (sav)’in kabrini ziyaret edip, hac yapmak istiyorum” diyordu. İlahi tecelliye bakın ki hac zamanına 20 gün gibi kısa bir süre kala orada rahatsızlanıp bir ameliyat geçirir ve acil olarak Türkiye’ye getirilir. O yılın Kurban Bayramı, Süleyman için çok acı geçer ve üzüntüsünden hüngür hüngür ağlar.
Süleyman Mersin’de bir bakkal satın alıp işletmeye başlar. Bu sırada PKK’liler, kepenk kapatma eylemi başlattılar. Süleyman’dan da dükkânını kapatmasını istediler. Fakat kendisi onların bu isteğine aldırış etmedi. Artık süslü sözlerin yerini tehditler almıştı. Süleyman’ın tehditlerden korkacağını sanıyorlardı. Fakat hesaba katmadıkları bir şey vardı, o da Süleyman’ın Rabbine olan aşkıydı. O, şehidlerin hayatından etkilenmiş, ölümü başa bir taç bilip arzulamaya başlamıştı. Bir gün kendi fotoğrafını şehidlerin fotoğrafları arasına katan oğluna, “Oğlum sen beni şehitlerin arasına katmışsın; dua et, Allah (cc) da katsın.” demişti.
Bir akşam kendisi, eşi ve küçük oğlu dükkânın içinde iken dükkân bombalanır. Dükkânı yanarken o, eşi ve çocuğu tekbir getirerek dışarı çıkarlar. Ona zarar gelmesini istemeyen İslamî Cemaat, eğer isterse dükkânını kapatabileceğini iletir. Fakat Süleyman’ın cevabı şu olur: “Biz bu yola canımızı vermeye hazırlanmışız. Birkaç dünyalık metaın gitmesi gözümüze gelmez. Burada kanımı dökmeye razıyım, fakat onlara asla boyun eğmem.”
Süleyman, şehadete adım adım yaklaşıyordu. Bunu kendisi de ailesi de fark ediyordu. Evden dışarıya çıktığı vakit eşi ondan dikkatli olmasını istiyordu. Fakat o hanımına; “Allah’ın dilediğinden başkası olmaz. Onların söyledikleri ise bizim arzumuzdur. O halde neden korkuyorsun?” demişti.
Süleyman, sabah namazını evde kıldıktan sonra dükkânını açmak üzere evden ayrılır. PKK’nin kurduğu pusudan habersizdir. Dükkanını açarken hainlerin silahlı saldırısına uğrar. Süleyman, tekbir nidalarıyla kanlar içinde yere yığılır. Başucuna varan eşi, onun başını dizleri üzerine alınca, Süleyman gözlerini açar. Bir eşine bir kızına bakıp gülümseyerek gözlerini yumar ve Rabbine yürür.
Şehidin cenazesi, arkadaşlarının omuzunda kalabalık bir topluluk tarafından tekbirlerle toprağa verildi.
Şehid Süleyman’ın şehadeti PKK’nin fermanı oldu. Onun mübarek kanı, Müslümanların daha bir canlanmasına ve silkinip kıyama kalkmalarına vesile olurken, İslam düşmanı PKK’nin yıkımına vesile oldu. Onun ve diğer şehitlerin kanının bereketiyle Mersin, adeta bahara kucak açtı. Mersin’in bütün mahallelerinde insanlar, akın akın camilere yöneldi ve Kur’an’ın ruhu toplumda yeniden canlanmaya başladı. Yaşanılan bütün sıkıntı ve yıkımlarla beraber, şehitlerin kanı üzeri büyüyen ve Kur’an’dan neşet eden ruhla canlanan İslami mücadele, gün be gün büyümekte ve daha bir muhkemleşmektedir.
Şehadetin mübarek olsun ey şehid! Yolunuzu sürdürecek ve bütün varlığımızla aziz davanızı layık olduğu yere taşımak için gayret edeceğiz.
İnzar Derleme
İnzar Derleme