İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

ŞEHİD ŞEYH ZEKİ!

2022-02-22
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Şeyh Muhammed Zeki Atak; 07.03.1956 yılında, Şırnak’ın Güneyçam (Navyan) köyünde dünyaya geldi. İlkokulu köyde okudu. Medrese tahsiline başladığı için okula devam edemedi. Daha sonra ortaokul ve lise diplomasını hariçten sınavlara girerek iyi bir dereceyle aldı. 19 Şubat 1992 yılında Cizre ilçesinde PKK tarafından uğradığı suikast neticesinde şehadet şerbetini içip inandığı ve başkoyduğu davası uğruna canını vererek Rabbine kavuştu. İlk başta belirtelim ki; Şeyh Zeki’yi hayatını, mücadelesini, örnek kişiliğini, dava adamlığını, edebi, İslamî terbiyesi, sosyallik ve sempatik yönünü bir dergi yazısında anlatabilmek imkansızdır. Buraya sığdırmaya çalışacağımız anlatım, hayatındaki güzelliklerden kısa bir özet olacaktır. Seyda, daha çocuk ve gençliğinin baharında iken hayatının baş köşesine camiyi koymuştu. Köyde, sabah namazında cami imamından önce camiye gider ve etrafa çekidüzen verirdi. Daha 15-16 yaşlarındayken belağatı ve konuşmasıyla insanları mest ederdi. Cami imamı, yer yer onu kendilerine namaz kıldırmaya davet ederdi. Onu yakından tanıyan imam ve seydalar, ‘ismin gibi zekisin’ derlerdi. Seyda ilim tahsiline hızlı başladı. Kaybedecek zamanı yoktu. Irgen köyünde Mela Abdullah’ê Huti’nin yanında bir yıla yakın okuduktan sonra Şırnak’a gitti. Burada Mela  Muhammed’ê Agit’in yanında okumaya başladı. Silopi’de Seyyid Hüseyn’ê Gırigin’in yanında da bir süre okudu. En son Deştolela’da Mela Abdullah’ın yanında okudu ve ilmini tamamladı. Seyda genç yaşta medreselerde okuduğu yıllarda sivri zekasıyla müderrislerin dikkatını çekmiş ve seydalarının önerisiyle, medrese şeyhi, kızını ona nikahlamıştı. İlim tedrisini bitirdiği gibi icazeti beklemeden değerli bir şeyini kaybetmiş gibi aceleyle halkın arasına döndü. Batî aşiretine bağlı Bösükê köyünde fahri imamlık yapmaya başladı. Bu köyde çok değerli ve bereketli çalışmaları oldu. Bütün köylülerin kalbini kazandı. Çocuklarını Kur’an-ı Kerim’le tanıştırdı. Kur’an’a giren her bir çocuğun babasını mevlit vermek için teşvik ederdi. Böyle bereketli buluşmalarda kalplere Kur’an nurunu nakşetmeye çalışırdı. Sosyal hayatta kadın, erkek iç içe, aynı ortamlarda bulunmanın önüne geçti. Evlenen her bir gencin nikahını kıyması için gerekli fıkhi bilgiye sahip olmasını ister ve namaz kılmasını sağlardı. Böylece köyün çehresi değişmiş, Seyda ile gülistana dönüşmüştü. Ancak Seyda kabına sığmayan bir şahsiyetti. Çevresine saçtığı benzersiz güzellik ve ışıltılardan çok daha fazla insanın istifade etmesi gerekiyordu. Zira bölgede sol anlayış, topyekün İslamî yaşantıya ve dini değerlere savaş başlatmıştı. Anlatıldığına göre bir imamla tartışan solcu bir şahıs, imamın: “Sen Allah’a inanıyor musun?” sorusuna karşılık yerden bir çöp alarak haşa: “Allahın varlığı  bize bu kadar yarar sağlamaz.” dediği bir dönemdi. Seyda, hasret ve özlemini çektiği Müslümanların vahdet ve birliğini arıyordu. Sudan çıkmış balık misali çırpınıyor, İslam için bağrı yananları arıyordu. Bu bağrı yanıklardan biri köyünde öğretmenlik yapmaya giden biriydi. Seyda aradığı ışığı buldu. Çağlayan bir nehir gibi coşup aktı. Çevresine hayat vere vere ait olduğu denize kavuşmak üzere yol aldı. Seydanın tecvidi, bölge şartlarına göre çok iyiydi. Mısır kıraat imamlarını taklid ederdi. Diyanet sınavlarına girdi ve Şeyh Ahmed Cezerî’nin Kırmızı Medresesinde (Medresa Sor) Kur’an Kursu hocalığına başladı. Köyden ayrılması köylülere çok ağır geldi, ama seyda bir köye hapsolup kalacak bir insan değildi. Rahmet yağmuru misali yüzlerce gönüle hidayet ışığını ulaştırması gerekiyordu… Şeyh Ahmed Cezerî’nin medresesinde göreve başlamasıyla yaptığı ilk icraat, erkek ve kız öğrencileri birbirlerinden ayırması oldu. Seyda bir süre bu medresede ders vermeye devam etti. Ancak bu medrese de seydaya dar geliyordu. Seyda halk adamıydı ve halkın içinde halkın derdiyle dertlenmeliydi. Seyda tercihini yaptı ve cami imamlığına geçti. Orada hem öğrenci yetiştirecek ve hem de insanların sıkıntılarına ortak olacak, yardımcı olup yol gösterecekti. Cizre’nin kenar mahallesinden birinde, halktan almış olduğu destekle bir cami  ve camiye bitişik odalar yaptı. Orada talebe/feqi yetiştirdi. Seyda, öğrencilerini Arapça tahsillerinin yanısıra okul okumalarını da teşvik ediyordu. Daha önce medrese tahsiline giden çocuklar ve gençler, okula gönderilmiyorlardı. Seyda ilmi derslerin yanında fenni derslerin de alınmasını teşvik ediyordu. Böylece öğrenciler daha donanımlı oluyor, sosyalleşiyor, hayatı ve mücadeleyi daha iyi anlıyorlardı. Seyda’nın yapmış olduğu cami hala onun adını taşıyor ve hatıratını canlı tutuyor. Seyda’nın İslamî Cemaatle tanışması ve işlerini bir program çerçevesinde yapmaya başlaması, bölgede kısa sürede bereketini gösterdi. Yüzlerce insanın hidayetine vesile oldu. Medrese çevresinde, daha önce tanımış olduğu onlarca alime gitti ve onlara davayı anlattı. Medrese seydalarından birisine giderken şöyle demişti: “Seyda! Yıllarca hasretini çektiğimiz, Müslümanların birliğini sağlayacak bir yapı ve cemaatle tanıştım. Sen de tanışmak ister misin?” Seydası, teklifini kabul ediyor ve cemaat saflarında yerini alıyor. Şehadetinden yıllar sonra, çok muhterem bir zat olan o seydası şöyle diyordu: “Ben, Molla Zeki’nin medrese ve ders hocasıydım, o da benim cemaat hocam oldu.” Şeyh Zeki’nin İslami Cemaate olan bağlılık ve teslimiyeti kusursuzdu. Cemaate itaatı her şeyin üzerinde görürdü. Zira Müslümanların birlik ve beraberliği, gücü, kuvveti, İslami Cemaate itaatten geçerdi. Seyda, bu konuda hepimize misal olacak o tarihi sözünü şöyle ifade etmişti: “Cemaat emretsin, yedi yaşındaki bir çocuk, kulağımdan tutup beni Cudi Dağına çıkarsa yine giderim.” Molla Zeki, bölgenin yalçın ve sert dağlarının mizacını kapmış çelikten  irade sahibi ve vahiy kültürü ile yoğrulmuş muvahhid bir sima idi. Alimlerin mürekkebinin şehidlerin kanlarıyla tartıldığının bilincinde olan Seyda, bir Peygamber Varisi olmanın sorumluluğuyla hareket eder “Alimin bozulması alemin bozulması ve alimin dirilmesi de alemin dirilmesidir.” kaidesini belamların yüzüne haykırmaktan çekinmezdi. Seyda, bulunduğu ortamda İslam’ı tebliğ ediyor, insanların küfür ve ilhad bataklığına saplanmamaları için muslih bir alim olmanın gereğini korkusuzca ifa ediyordu. Ameli ve ilmi yönüyle halk üzerindeki etkisini gören birçok kişi ve grubun kendisine yönelik cazip tekliflerine iltifat etmeyen Seyda, Cizre’de açmış olduğu kitabeviyle de çekim merkezi olmaya devam etti. Seydâyé Molla Zeki’nin gayret ve yoğun faaliyetleri ile birlikte İslam Cemaati’nin, Cizre ve çevresindeki Müslüman halk üzerindeki etkinliği git gide arttı. Emperyalizmin bölge halkına yönelik ilhadi programlarının bir uzantısı ve yansıması olan PKK’nin ifsad edici faaliyetlerine darbe vurulunca, onların hedefi haline geldi. İslam Cemaati’nin izzetle direniş, vakar, irade ve kararlılık ruhunu şahsında somutlaştıran Seyda’ya karşı PKK’nin başlattığı karalama, iftira ve ambargo çalışmaları bir netice vermeyince onu tehdidlerle yıldırabilecekleri vehmine kapılmışlardı. Ancak Seyda bu yola çıkarken birçok dava arkadaşı gibi, kefenini boynuna takanlardandı. Allah için ölümün hiçbir gamı, tasası olmazdı. Hatta böyle bir ölüm herkese nasip olmazdı. Seyda, çevresini saran bütün tehditlere karşı şöyle haykırıyordu: “… Muazzam, izzetli ve şerefli bir cemaat vücuda gelmiştir. Bu cemaatin izzet ve şerefine, prestij ve istikbaline hiç kimsenin kendi şahsında halel getirme hakkı yoktur. Düşmanın baş hedefi olduğumuzu biliyoruz. Her ne pahasına olursa olsun bizler, ilmimizi ve davetimizi kanımızla imzalamalıyız. Ancak o zaman samimiyetimizi tescil etmiş oluruz.” Seyda, kitabevindeki kazancını dava için harcıyordu. Malıyla, zamanıyla ve sonunda canıyla cemaat tarihine ismini altın harflerle yazdırdı. Nusaybin’den otostop yaparak evine gitmeye çalışan Seyda, arkadaşlarından biriyle karşılaştı. Arkadaşı kendi arabasıyla onu Cizre’ye götürdü. Seyda, yol arkadaşına; cebinde dönüş parasının olmadığını, iyi ki onunla karşılaştığını dile getiriyordu. Seyda, cemaatsel meşguliyetlerinden dolayı piyasada fazla görülmediğinden mülhidler, onun PKK tarafından öldürüldüğü şayiasını yaymışlardı. Seyda da bunu yalanlarcasına zaman zaman görünerek, onların yalanlarını açığa çıkarıyordu. Cemaatsel faaliyetleri gereği uzun bir süre şehir dışında olan Seyda o gün eve döndü. Eve dönüşünden iki gün sonra, 19 Şubat 1992 Perşembe günü bir zaruret üzerine çarşıya çıktı.  Seyda’nın bu çıkışını fırsat bilen PKK, yolunun üzerine 4–5 yerde ayrı ayrı pusu kurmuştu. O güne kadar Seyda’nın arkadaşları taksilerde onun ön koltuğa oturmasına müsaade etmezlerdi. Bu defa adeta herkese görünmek için önde oturmakta ısrar etmişti. Çarşı dönüşünde Seyda ile arkadaşları, PKK’nin kurmuş olduğu pusuya düşerler. Seyda’nın önde oturması katillerin işini kolaylaştırmıştı. Çıkan çatışmada Seyda Şehid olurken, katillerinden de iki kişi öldürülmüştü. Seyda’nın na’şı tekbir sesleriyle Cizre Asri Mezarlığına defnedildi. PKK ise şehrin dört bir tarafında havaya silah sıkarak Seyda’nın katledilişini kutladı. Seyda, mükemmel bir edip ve İslam mübelliği idi. İslam ve Kur’an’ı mükemmel bir üslup ile tebliğ ediyordu. Söyledikleriyle dinleyenleri mutlaka cezb ediyordu. Seyda aynı zamanda şair ve mütercim idi. Birçok şiiri olmakla birlikte Arapça’dan Türkçe’ye tercümeleri de vardı. Seyda bir şiirinde cihad aşkını şöyle ifade etmişti: Karwanê me wê b’rêketi vê asra bistan Ev çend asırbu halê me bu halê kerr u lâl Şinbune mêrgên cihadê cardi va wextan Geş buye bahar lıme çêbu susın u al al.   Berq u brüsk u zelzele tar u zulumat Xapandına cehla nezanin idi me beskır Ğazve u cihad u hukm u qanun j’nuve Şehadet Saxkın wa ma’na berdın zulmê b’şêwr u cemaat. Seydayê Şeyh Zeki’yi rahmet ve özlemle anıyoruz. MEHMET BARAN    
inzar

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS