İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Şehid olanlar Allah’ın en sevgili kullarıdır Hendek Sahipleri 15

2011-02-26
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Abdullah patikanın ağzından dağın zirvesindeki düzlüğe açılan yere varmıştı ki gözleri yuvalarından dışarı çıktı. Ani bir refleksle kendini yere attı. Tüm bedenini toprağa sıfır yapıştırdı. Öyle ki, aldığı nefesi verdiğinde çimenlerde oluşan buğuyu hissediyordu. O sırada dağın zirvesinden sesler geliyordu - Kimsin sen? Seni bu aralar çokça görmeye başlıyoruz. Saraya bakan bu dağın zirvesinde ne işin ola? - Ben, ben garip kendi halinde bir ihtiyarım. - Evet,  ihtiyarsın ama kendi halinde olup olmadığın meçhul..! Söyle bakalım Kral ve saray heyeti bir geziden dönmek üzerelerken sen onları izleyen bir casus olmayasın..! - Be… Been mi? Bu yaşta mı? - Tabi ki sen. Bir ihtiyardan kimse şüphelenmez değil mi? Hem bu dağları gün aşırı inip çıkacak kadar sağlıklısın… - Benim kralla sarayla ne işim olur ki, onların düşmanlarına casusluk yapayım? Abdullah yere yanağını yapıştırıp uzandığı yerden konuşmaları dinliyor, olayın nereye varacağını anlamaya çalışıyordu. Şayet işler sarpa sararsa ortaya çıkacaktı. Neticede o, sarayda geleceği olan ve herkesçe artık tanınan biriydi. Dağın zirvesinde konuşanları tanıyordu. Sorguya çekenler sarayın dış güvenlik komutanı Komutan Şerrar ve askerleriydi. Onlar da onu tanıyorlardı. Sorguya çekilen ise Abdullah’ın maksadı haline gelen ihtiyar abid idi.. Abdullah ihtiyara zarar vermeye kalkışmaları durumunda ortaya çıkma kararı vermişken onlar arasındaki diyalog daha doğrusu sorgu da devam ediyordu. - Pekâlâ, söyle bakalım, bu katır kimin? - Bilmiyorum. Ben de az önce geldiğimde burada bağlanmış olduğunu gördüm - Senin değil yani - Hayır, benim değil… - Arkadaşının o zaman - Arkadaşım yok benim - Bana bak ihtiyar beni hafife alma. Ben Saray Dış Güvenlik Komutanı Şerrar’ım..! Bu dağların en azılı haramileri, eşkıyaları adımı duyunca buralardan kaçıp en uzak diyarlara gittiler. Şimdi bir ihtiyarla mı baş edemeyeceğim? - Bakın sevgili Komutan içinde olduğum durumu açıklamam çok zor biliyorum. Beni bir katırın yanında buldunuz ama ben o katırın sahibini tanımıyorum. İnanmalısınız ki ben buraların havasını almak, toprağını koklamaktan başka bir niyetle gelmiş değilim. Bu sizi rahatsız ediyorsa bırakın beni, bir daha gelmem.. - Pekâlâ, sen bu katırın sahibini tanımıyorsun. O halde sen bu katırı çaldın ve biz buralarda hırsızlara hiç tahammül göstermeyiz.. Her geçen dakika Yaşlı abid için daha içinden çıkılmaz bir hal alıyordu. Abdullah artık ortaya çıkmanın zamanı geldiğine inanmıştı. Yerde sürünerek geri geri gitti. Ayağa kalktığında düzlüktekiler tarafından görülmeyeceğine inandığı yere kadar sürünerek geri gitti. Sonra sessizce ayağa kalktı. Üstünü başını yerde uzandığına dair hiçbir emare bırakmayıncaya kadar silkeledi. Sonra olan bitenden habersiz bir edayla patikadan yukarı doğru, düzlüğe çıktı. Onlarla karşılaşınca da yalancı bir şaşkınlık hali takındı. Askerler de onu görünce bir elleri kılıçlarının kabzasında ona hareketlendiler ki komutanları Şerrar’ın ‘Dur’ emriyle oldukları yerde durdular. Abdullah tamamıyla yalandan bir gülüşle “Komutan Şerrar! Seninle burada karşılaşmak ne güzel!” deyince Şerrar bu teveccühe hafiften eğilerek saygıyla cevap verdi. Askerler arasında Abdullah’ı tanımayanlar şaşkındılar ve durumu öğrenmek için her sese kulak veriyorlardı. Komutan Şerrar dâhil herkes Abdullah’ı burada görmenin şaşkınlığından daha kurtulmamışken Abdullah zekâsını konuşturmaya başladı. İşi bitince Yaşlı abidi alıp buradan bal gibi götürecekti. Abdullah: Hayırdır, katırım büyük bir suç işledi galiba.. Askerlerinle katırımı çevirdiğine göre Normalde gülmekten karın sancısı yaşatacak bu şakaya hiç kimse gülememiş bilakis ağızları bir metre açıkta kalmıştı. Komutan Şerrar: Bu katır sizin mi? Biz de bu ihtiyarı katır hırsızı diye saray zindanına götürüyorduk nerdeyse. Abdullah: Ne münasebet! Katırı ben buraya bağladım aşağıdaki mağaraya indim. Komutan Şerrar: Mağara mı? Abdullah: Ne o, hatırlamadın mı? Sen ihtiyarlıyorsun.. Ha ha ha! Hani Komutan Katan ile bana kötü bir şaka yaptığın gün bu mağaradan, bu düzlükten, eşsiz manzarasından bahsetmiştin Komutan Şerrar: Hatırlamaz olur muyum? Abdullah: İşte o gün buralara bir gün gelmeyi kafaya takmıştım. Hazır Kral hazretleri ve Aziz Martil yurt gezisine çıkmışlarken bu merakımı yeneyim dedim. Aslında sen o gün fırsat buldukça buralara geldiğini de söylemiştin. Seni de görmeyi umuyordum. Senin gibi kahraman bir komutanla oturup konuşmak da iyi olurdu diye düşünmüştüm. Komutan Şerrar’ın gururu iyice okşanmıştı. Okşanan gururuyla beraber Şerrar o evhamlı ve şüpheci tarafını da kapatmıştı. Lakin her şey daha bitmemişti. Saray zindanından bahsettiğine göre ihtiyar hakkında kararını vermişti anlaşılan. İşin zor tarafı şimdi başlıyordu. Mimiklerinden hiç renk vermeyen Abdullah aynı güler yüzle ama komutan Şerrar’a olan içtensizlikle değil çok samimi ve candan bir gülüşle yaşlı abide döndü; Abdullah: Eee! Muhteşem dede, sen buralarda ne arıyorsun? Bana geleceğini söyleseydin köyden beraber çıkardık… Herkesten daha çok yaşlı abid Abdullah’ın bu çıkışına şaşırmış olmakla beraber niyetini de anlamıştı. Fakat bu çocuk o kadar ani dönüşler yapıyordu ki, o an verecek cevap bulamadı. Allah’tan Komutan Şerrar’ın merakı yetişti. Komutan Şerrar: Siz bu ihtiyarı tanıyor musunuz? Abdullah: Tabi ki tanıyorum, bizim köyün en sevilen insanıdır. Biz çocuklar ona muhteşem dede deriz.. Şimdi o bir katır hırsızp vermektense ihtiyara döndü) Duyuyor musun Muhteşem dede. Bunu köylülere söylesem bütün mevsim gülmekten tarlarda ekini toplamaya zamanları olmayacak. (Sonra Şerrar’a dönerek) Biliyor musun Komutan, Martil Hazretleri dönünce cisimleri başka cisimlere dönüştürme derslerine başlayacağımızı söylemişti. Ben de en çok insanları kurbağa çevirmeyi seviyorum. Bu alttan altta bir tehditti. Ve yerini de bulmuştu. DEVAM EDECEK
Genel

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS