Bismihu subhaneh…
Hak ve batıl mücadelesi yüzyıllardır süregelmiştir. Geçmişte sıcak çatışma dediğimiz savaşlar yoluyla karşılıklı mücadeleler verilmiş olup, yakın tarihte ve özellikle günümüzde bu mücadele yerini soğuk çatışmaya bırakmıştır. Hal böyle olunca batılın sinsi oyunları perde gerisinden görülmez, fark edilemez hale gelmiştir. Müslümanların birçoğunun da sefahate kapılması neticesinde batıl bu savaşta epey ilerleme kat etmiştir. İster hoşumuza gitsin ister gitmesin batıl, Müslümanlara karşı gözle görülmeyen bir vurgunla galibiyet kutlamaya hazırlanıyor.
Batılın sinsi planlarına alet ettiği tutumlardan biri de fert olarak uygulandığında bile toplumun tamamını etkileyen savurganlık ve cimrilik hususlarıdır. İki farklı kutupta görünen bu ahlaki noksanlıklara karşı toplum bilinçlendirilmezse insanlığı ifsada götürecek bir durum meydana gelir ki bundan kimse yarar elde etmez. Doğal kaynakların bilinçsiz tüketilmesi ne kadar zararsa, ihtiyaçların kısıtlanması da o kadar zarardır. Batıla dalan kişi ne bedbahttır…
Oysaki İslam’da her şey ölçü iledir. Günlük hayatta kullanılan bir eşyadan tüketilen yiyeceğe, muhataba duyulan duygudan bu duygunun ifadesine kadar her işte ölçü olmalıdır. Fazla yemenin zarar olması gibi az yemek de zarardır. Ya da kişiyi Allah’tan koparacak kadar bir başkasına sevgi beslemesi gibi nefret boyutunda sevgisizlik göstermesi de insana zarar getirecektir.
Ne var ki insanoğlu yapısı gereği orta yolu bulma noktasında ikileme düşebiliyor. Şöyle ki tasarruf yapayım derken ne gerek var anlayışıyla kişi, hem kendine hem de etrafındakilere hayatı kısıtlayabiliyor. Bunu genellikle farkında olmadan yapıyor ve kendince tasarruflu bir insanım diyerek iyi bir şey yaptığını düşünüyor. Ya da tam tersi herkesin var benim çocuğumun da olsun diyerek bir takım harcamalarda bulunuyor. Burada da savurganlık devreye giriyor ki ‘herkes’in ölçüsüne yetişmek pek de mümkün görünmüyor.
Meselenin daha iyi anlaşılması için ciddi hastalıklar olan cimrilik ve savurganlığı birlikte ele almak durumundayız. Zira savurganlık, bünyesindeki cimrilikle beslenen, nefsi tatmin etme adına yapılan her tüketimi ihtiyaç olarak görmenin adıdır. Cimrilik ise derininde kıskançlığı da barındıran paylaşamama hastalığıdır. Birbirini tamamlayan kötü ahlaklar silsilesi… Tek çaresi ise vasat yani tasarruflu olmaktır. Konuya en güzel açıklama İsra Suresi 29. ayetten geliyor: “Ne öyle ellerini boynuna bağlamış gibi cimri ol ne de keseyi sonuna kadar açan bir savurgan; yoksa ya cimriliğinden dolayı kınanmış bir halde ya da savurganlığından dolayı pişmanlık ve üzüntü içerisinde oturup kalırsın.”
Savurganlık ve cimrilik arasındaki ince bağlantıyı detaylandıracak olursak: Malumunuz geçtiğimiz aylarda Avrupa menşeli bir savurganlık aktivitesi ülkemizde yapılmaya çalışıldı. Başarılı olundu mu, bu projeden haberdar olan okuyucularımın takdirine bırakıyorum. Müslüman toplumda mübarek Cuma gününün adına ‘kara’ diyemedikleri için ‘efsane, muhteşem, harika’ vb. gibi adlandırmalarla halka psikolojik bir alışveriş dayatması yapıldı. Bunun, İslam’a göre ibadet etmenin alışveriş yapmaktan daha hayırlı olduğu bir gün içinde planlanması da apayrı bir makale konusu. Fiyatlar normalden fazla yükseltilip cüzi bir miktar indirilerek halka sunuldu. Hal böyle olunca güya indirimli ürünü bir başkasına (din kardeşine!) kaptırmamak adına birçok alışveriş tutkunu (!) mağazalara akın etti. Kardeşinin istifade etmemesi adına canla başla savurganlık yapan cimriler bir anda ortalıkta görünür oldu. Kalpteki savurganlık, cimrilik ve kıskançlık hastalıklarını gün yüzüne çıkaracak olan bu uygulama, umarız senede bir kez yapıldığında tepki almadığı için senenin her Cuma’sı yapılmaz…
Cömertlikte kimsenin kendisine rakip olamayacağı Peygambere sahip bir ümmet olarak savurganlık ve cimrilik noktasında daha dikkatli olmamız gerek diye düşünüyorum. Öyle bir Peygamber ki, kendisine hediye edilen hırkasını henüz üzerine giymeden ‘bunu bana hediye eder misin ya Resulallah?’ diyen ashabını geri çevirmez, kardeşiyle elindekini paylaşırdı.
Ashabdan bir kişi anlatıyor: Bir gün bir adam Rasullah’tan bir şey istedi. Rasul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve selem- yanında bulunan bir koyun sürüsünü o adama bağışladı. Adamcağız kabilesine dönerek: “Geliniz! Müslüman olunuz! Zira o Peygamber, hiç fakirlikten korkmayan bir kimse gibi ihsanda bulunuyor.” dedi. (Taberi)
Cimrilikten kurtulmanın, tasarrufun sırrına ermenin yolu; vermekten korkmamaktır. Malın da insanın da sahibi olan Allah, Gani ve Rezzak iken korkmaya ne gerek olsun… Peki, cimrilik ve tasarrufu birbirinden ayırt etmenin yolu nedir? Bu iki tutum arasındaki ölçüyü bulmak için ince çizgilere dikkat etmek gerek. Bunlardan en önemlisi istenen şeyin ihtiyaç olup olmamasıdır. Eğer ihtiyaç ise ve eldeki imkânlara rağmen karşılanmıyorsa bu cimriliktir. İstenen şey ‘olmasa da olur’ bir şeyse, ertelenmesi durumunda tasarruf edilmiş olunur. Burada kıstas ihtiyaçları gözetmektir.
Zamanın şartlarına göre ihtiyacın şekli, boyutu değişkenlik gösterebilir. Zira yaşam alanları ve şartlar ihtiyaçları belirlemede en büyük etkenlerdendir. Ashab-ı kiramdan bir kişi evlerinde halı kullanmanın mekruh görülmesi endişesiyle halı almadıklarını, Allah Resulü’nün -sallallahu aleyhi ve selem- “İlerde evlerinizde halı kullanacaksınız” beyanı üzerine gerçekten de ileri zamanda şartların değiştiğini, halı kullanma gereği duyduklarını belirtiyor.
Rasulullah -sallallahu aleyhi ve selem- rızık endişesiyle birikim yapmaya karşıydı. Özelde ashabını, genelde tüm Müslümanları bu tehlikeli endişeye karşı uyarmıştır. Hz. Bilal’in yanında kış için biriktirilmiş bir miktar hurmayı görünce “Biriktirmekten dolayı Allah’tan korkmuyor musun? Dağıt bunları ya Bilal! Arşın sahibinin malının eksileceğinden korkma!” buyurmuştur. (Taberani)
Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve selem- Allah’ın vermemesinden korkarak biriktirmeyi ashabına ve ailesine yasaklamıştır. Örneğin çocuklarına aldığı eşya için “Sakın arkadaşına verme!” şeklinde cimriliği aşılayacak söylem ve eylemlerde bulunmamıştır. Aynı şekilde suyu bol kullanarak abdest alan Hz. Said (r.a.)’e “Akan nehrin kenarında bile olsan suyu israf etme.” buyurmuştur.
Sonuç olarak, Allah’ın Peygamberi gibi birikimi cennet bahçelerine mi yoksa bizi ahirette kurtarmayacak olan yastık altına mı yapıyoruz, buna cevap aramak gerek. Yeme-içmesinde, duygu ve bunu ifadesinde, sevgi ve merhametinde ölçüyü gözetenlerden olmamız duası ve ümidiyle...
inzar
inzar