Bêhiş kirim zulfê du reş, Delirtir beni kara zülüflerin
Biskê siyah, bîhnê di xweş, Siyah saçların, güzel kokun
Ey duxterê, çapik bi meş, ---------------------------------
Wêran ezim, malim xirab. Viran olup evi yıkılan benim
Bêk`êf kirim zilfê du reş, Keyifsiz eyledi beni kara zülüflerin
Biskê siyah, zilfêd qemer, Siyah saçların, esmer zülüfler
Eşq û muhbeta min li ser, Aşk ve muhabbetin mi cezbediyor
Wêran ezim, malim xirab. Viran olup evi yıkılan benim
...
Şiirlerinde ölüm teması sıkça karşımıza çıkar, dünyanın gelip geçici olduğu dillendirilir. Ölüm, önlenemez ve ertelenemez bir hakikattir. Ne Allah`a yakınlık, ne de dünyevi makamlara sahip olma, çeşitli yeteneklere sahip olma bu ölüme bir çare değildir. Her nefis sahibi bu gerçeği yaşayacak ve dönüş Allah`a olacaktır. Allah`ın seçkin kulları peygamberler, kâmil insanlar dahi bu dünyadan göçmüştür.
Ne Âdem ma û ne Aîş ma/ Ne Adem kaldı ne Şit kaldı
Ne Nuh ma û ne Îdrîs ma/ Ne Nuh kaldı ne İdris kaldı
Ne Yûsûf ma ne Cercîs ma/ Ne Yusuf kaldı ne Cercis kaldı
Ne Eyûbê birîndar e ma/ Ne yaralı Eyüp kaldı
Ne Yehya ma ne Salîh ma/ Ne Yahya kaldı ne Salih kaldı
Ne Harûn ma ne Mûsa ma/ Ne Harun kaldı ne Musa kaldı
Ne Meryam ma ne Îsa ma/ Ne Meryem kaldı ne İsa kaldı
Ayrıca ölüm gerçeğinin herkese mukadder olduğu dile getirilen dizelerde kullandığı isimlere bakılınca Feqiyê Teyra`nın, tarihî olaylar ve kişiliklerden haberdar olduğu ve iyi bir eğitim almış olması kesindir.
Ne Calis û ne Soqrat man/ Ne Calis kaldı ne Sokrat kaldı
Ne Talis û ne Boqrat man/ Ne Talis kaldı ne Hipokrat kaldı
Ne Zulqerneyn û ne Mîr’at man/ Ne Zülkarneyn kaldı ne Mirat kaldı
Ne Cumcum ma ne Exyar e/ Ne Cumcum kaldı ne Eğyar kaldı
Ne Eflatun û Loqman man/ Ne Eflatun kaldı ne Lokman kaldı
Ne Dawid û Suleyman man/ Ne Davud kaldı ne Süleyman kaldı
Ne Fi’rewn û ne Haman man/ Ne Firavun kaldı ne Haman kaldı
...
Doğa`nın coşkun bir lirizmle dile getirildiği dizelerde aşk/sevgili Divan şiirinin özelliklerini çağrıştıran bir yaklaşımla ele alınmıştır.
Sevgili; düşlenen, her dem hayal edilen, ulaşılmazlığın umutsuzluğu içinde sağlam bir umutla arzulanan, şevkle adına şiirler yazılandır.
Şiirlerinde bu aşkın beşeri mi/dünyevî mi, yoksa ilahi mi olduğu ilk etapta zor gelse de aşkla ilgili mazmunlar yerli yerinde incelenince bu aşkın her yönüyle Allah`a olduğu kesinleşir. Fuzulî’nin Leyla ile Mecnun’unda da bunu görebiliriz.
Feqi de aşağıdaki şiirini roj-güneş üzerine yazmıştır. Zahiri olarak güneş gerçek olsa da imgesel bir anlam çerçevesinde güneş, İlahi nurun tecellisi olarak Allah`ın bir ayeti olarak Allah`a ulaştırır. Sevenin gönlü sevdiği ile olmadığında virane/yıkılmış/harap/karanlık olmuştur. Gönle sevgili gelince gönül imar olacak, nurlanacaktır. Hadis-i Kutsi`deki şu İlahi beyan bu manayı bize edeple okutur: " Ben mekânlara, göklere ve yere sığmam; sadece mü`min kulun kalbine sığarım!" Güneş doğmaz, ışığı ve ısısıyla varlığa, eşyaya, nesneye tecelli etmezse zerre/âşıklar ortaya çıkmaz. Bu nedenle güneşin doğması, İlahi nurun aydınlığıyla karanlığı örtmesi, ilim ehlinin cehaleti gidermesi önemlidir. Güneş, bir aynadır, tabiatı belirginleştirir.
Roj hilat ava bû Güneş doğdu, ( her yeri) mamur eyledi!
Erd û ezman cikî rawestabû Yer ve gök durgun bir yerdi!
Dinya bi tebyetê şên û ava bû Dünya doğal, şen ve mamurdu
Hey roja sor bi rengê xewe va Güneş henüz kendi rengiyle idi.
Bê te hêşîn nabî gul û gîha Ne bir gül ne de bir ot sensiz yetişmez!
Tu bilind î hergav pewazê --------------------------
Erd ji te hergav dizê Dünya senle doğar
Tu mîna pêlet agir li ezman Kor bir ateş gibisin gökte
Germê didî deşt û zozanan Ovaları, yaylaları ısıtırsın!
Tu germ dikî ser û binê Her şeyi sen ısıtırsın!
Teva û re’vur bi te dibin xine -----------------------------
...
Feqi`yi kendi öz mecrasından saptırıp sosyalist öğretilere yakıştırmak için onu salt bir dengbéj göstermek veya kavmi bir aidiyet içinde onu bir ırkla sınırlamak yakışıksız bir davranış olduğu gibi zorlayıcı bir şekillendirmedir.
Onun şiirleri beslendiği kaynağın Kur`an ve Sünnet olduğunu açık bir şekilde gösterdiği gibi Mevlana, Yunus, Fuzuli... gibi onda da insanlığa kucak açan bir çağrı ve Allah`a sevdalı bir gönlün duygusal çağrışımlarının lirizmini taşır.
Dizelerinde inci misal bizlere göz kırpan İslami prensipler, Allah’a ve peygambere övgü, tasavvuf, vahdet-ül vucüt, Allah’a ulaşmak gibi temaları çokça işlenmiştir. İşte böylesi söz hazinelerini ve doğruluk değerlerini bize gösteren bir şiirinden bir bölüm;
Erşê ‘ezîmê ekber e Büyük arşı azimdir.
Zînet û raza merkezî Ki ovası karar ve ziynet merkezidir.
Ew kursîya heq li ser e Haq Teâla’nın üzerinde oturduğu kürsü
Bêşems û gerdûn dibezî Güneşsiz ve aysız gezer
Heq wahid e witr e fer e Haq Teâla tek ve birdir
Bê newm e baxvanê rezî Bağın bahçıvanıdır, onu uyuklama tutmaz
Çerxê di nêv çerxa ez im Çarklar içindeki çark benim
Ruh û rewana min u yî Ruhu revanım sensin!
Ez hişkedar im nariz im Kurumuş ağacım fakat çürümez
Xeml û ruhana min tu yî Su ve reyhanım sensin
Bê te neşêm gavek bez im Sensiz bir adım dahi atamam
Xanim mirada min tu yî Sultanım! Arzum Sensin!
Yine aynı şiirin ilk dizelerinde Allah’ı adeta zihnimize ve gönlümüze nakş eden sözcüklerle anlatmaya çalışır.
Ellah çi zatek ehsen e Ne güzel bir zattır, Allah(c.c)
Zêde letîf û qadir î Latif ve Kudret Sahibidir.
Mexlûq hemî nexşê te ne Mahlûkat hepsi Senin müzeyyen nakşındır.
Vêk ra li hemyan fekirî -----------------------------------
Hemd sena laiq we ne Hamd u sena sana layıktır
Yê erşê ezim çêkirî Arş-ı azamı yaratan ( Sensin!)
...
Feqiyê Teyra(n) şiirinde, aşkın mistik yönlerinin yanı sıra somut yönlerini de bulabiliriz. Aşk zaman zaman gerçek aşk gibidir. Sevgili ya da sevgililer isim olarak verilmez. Güzelleri tanımlayan, tasvir eden kelimelerin bazıları hem halk edebiyatında hem de divan edebiyatında kullanılan kelimelerdir.
Feqiyê Teyra(n), sade bir dille şiirlerini tezyin ederken aynı zamanda Arap ve Fars edebiyatından yararlanan, divan edebiyatı geleneğine bağlı bir şair olarak karşımıza çıkar. Bu yönü dahi göz önüne alınırsa onun medreselerde ciddi bir eğitim aldığı, tarihi birçok olay ve kişiliğin farkında olduğu söylenebilir.
Feqiyê Teyra(n) şiirlerini çoğunlukla Kürtçe yazmayı tercih etmiştir. Bu tercihin öne çıkmasında şiirlerinde halka dönük bir niyetin oluşu ve Allah`ın ayetlerinden bir ayet olan dili canlı tutma isteği olarak değerlendirilebilir. Kelimelerin anlam çağrışımları, imgeli söyleyişler, benzetmeler, eş ve zıt anlamlı sözcükler... Feqi`nin şiir dilindeki zenginliği gösterir.
Şiirlerin içeriklerine bakıldığında Feqi`nin toplumu önemsediği ve sosyal sorunlarını dile getirici bir eğilim sergilediği görülür. O halka, halkın değerlerine uzak olmadığı gibi toplumsal dert ve sevinçleri duyumsayan ve bunu şiirlerine taşıyan bir halk şairidir.
Ne bay î Ne rüzgârsın!
Ne baran î Ne yağmur
Ne lêmişt î Ne sel,
Ne nar î Ne ateşsin!
Hunirê giran î Büyük bir hünersin,
Şemala dilan î Kalplerin süsü
Teyrê gomanî Hüma kuşusun
Dengbêjê jaran î Kimsesizlerin ozanısın!
...
Şiirleri, genellikle hece vezninin 8’li ölçüsüne uyar. Yarım, tam ve zengin kafiye kullanmıştır.
Baxê ku baxvan bête ber / Erdek heye ew lê nebî
Dara ku enqa bête ser / Belgek heye sih lê nebî
Kî ji nî’metê dê dit xeber / Ya Reb derê derê feyzê vebî
...
Şiirinde ritmik ve müzikal bir tad vardır. Bu sebepledir ki birçok şiiri bestelenmiştir. “Dîlber” ve “Dilo Rabe” bestelenen şiirleri içinde çok bilinenleridir.
Ay Dilberé
li baxê min bû zivistan
hey dîlberê dem gulîstan
çilmisî gul bax û bistan
wêran ezim malêm xirab
hey dîlberê qey menale
feqiyê tayran êdî kale
nexweşekî pir bê hale
tu him gulî him rihanî
tu him derdî him dermanî
him hekîmî him loqmanî
wêran ezim malêm xirab
hey dilberê da tu zanî
kulîlik vebûn çiya u banî
bilbil pirs kir feqî kanî
wêran ezim malêm xirab
Kış geldi bağıma
Zaman gül bahçesi ey dilber
Gül, bağ bahçem soldu
Viran oldum halim yaman
İnleme artık ey dilber
Feqiyé teyran yaşlandı artık
halsiz bir hastadır artık
Hem gül hem de reyhansın sen
Hem dert hem de dermansın sen
Hekim ve lokmansın sen
Viran oldum halim yaman
Sen bilirsin ey dilber
dağların doruğunda çiçekler açtı
Bülbül sordu Feqi nerde
Viran oldum halim yaman
...
Teyra(n)’ın en önemli özelliklerinden bir tanesi de kelime tekrarları yoluyla şiirinin ölçü, kafiye ve anlamını güçlendirmesidir. “ne” ve “man” kelimeleri ile oluşturduğu mükemmel ahenge birbirine yakın anlamlı diğer kelimeler ve sesli-sessiz harfler arasındaki uyum eşlik eder.
Ne belçim man ne sinbul man
Ne ruhan man ne sorgul man
Ne hevrî man ne hevdil man
Feqiyê Teyran bir yönüyle doğanın lirizmini dizelerine taşırken bir yandan da aşkın hallerini iyi bilen, âşıka ve maşuka şiirler yazan, ayrılık duygusunu iyi bilen bir şairdir de. Onun Ay Dîlberê ve Ay Dilê min Ay Dilo şiirleri bunun önemli birer göstergesidir.
Sözlü kültürlerde yazılı olandan öte söz bakidir. Evet, orada da söz uçar, ama hayatın içinde kaybolmak için değil. Aksine söz gönüllere girmek, ağızlarda dolaşmak ve her defasında yeni manalar eklenerek büyüyüp bugüne ulaşmak ister. Bu yüzdendir ki Feqî’nin şiirleri de dilden dile dolaşmıştır.
Feqiyê Teyran’ın şiirlerine dönüp bakarsak neredeyse her şiirinin bir efsanesi vardır. Onun isminden başlar efsaneler. Kuşların dilini çözmeye başladığında, onlarla konuşabildiğinde kuşların öğrencisi ya da çırağı olur. Halkın, Fırat’ın hırçınlığından muzdarip olduğu zamanlarda onun Fırat’ın kıyısına oturup günlerce suya şiirler okuduğu zaman da “ey avê av” çıkar ortaya. Âşık olduğu ‘dilber’e kavuşmak için koşulları yerine getirmek ister. Zira ‘dilber’in babası ona kızını verebilmesi için iki koşul öne sürmüştür. Bu koşullardan biri bir ırmağı sakinleştirmekken (Yine su ve yine suyun di
İbrahim Dağılma