Zaman var içinde bulunmaz derman.. Zaman var dermandır her an.. Hani yaralılar ki hani hastalar ki derman arayan.. Yok mu, şu insanlık denizinde bunu bir anlayan?..
İşte burada; bütün zamanlara sultan.. Ey nefs! Ey irin bağlayan nefs! Kalk haydi, kalk haydi.. Uyan!
Ben zamanı geçer de gidebilirdim. Ben zamanı gençliğim gibi yalan bilirdim. Fırtınalar ardında dört bir yana savrulan enkaz bilirdim.
Gör bak! Hiç bir zamana benzemeyen zaman varmış; bu dünyada sonsuzu kavramak için ölümsüz Ramazan varmış..
Ey kokuşmuş zaman! Yeter oynadığın aklımın perdeleriyle. Ben sana yar olmam artık. Yâr’imin cemaliyle revnak ettiği bir zaman var. Bu dünyada her günahkârı ağırlayan bir sultan var. Bütün zincirlerimden azad eden bir kahraman var. İşte gariplere kol kanat geren Ramazan var.
Serseri adımlarla çıktım şu hayat merdivenini. Ben ne hayat gördüm, ne de hayat kokan bir an. Ta ki geldi ve yetişti Ramazan.
Şu varlık kantarında ağır gelen nedir?.. Şu sonsuzluk katarında tükenmez azık nedir?.. Şu gurbet yurdunda sımsıcak bir kucak nedir?..
Kim anlar ki meramımı dünyadan?.. Var mı şu dertler kitabını şerh eden bir allame-i cihan?.. Var mı beni teselli eden bir dost ki; candan?.. Var mı her anımda beni bir saran?..
Eyvah deme anı gelmeden, seni bir gizli el alıp çekmeden, ecel oku şu bağrını delmeden; kendini gerçek dosta bağlamalısın! Ramazan henüz seni terk edip gitmeden…
Bir an... Seni sen yapan bir an...
Bir an... Sende kalan bir an...
Bir an... Sen olmalısın zamana hükmeden kahraman... Hangi yandan gelirse tufan...
Ey bütün varlığını şeytana satmış nefis! Kendine gel ve Rabbine dayan.
...
Pencereme çarpıp duran yarasalar var bu karanlık gecede. Gıcırdayan kapı sesleri uykumu bölüyor ansızın. Sen bir kâbus olsan da artık korkmuyorum senden. Artık işitmiyorum uğursuz sesini. Anlamıyorum bana fısıldadığın kelimeleri. Sensin tanıyorum seni. Kendimi tanır gibi, sesimi tanır gibi, rengimi tanır gibi... Bu sensin.. Kesin olan şu ki sen artık ben olamıyorsun, eskiden olduğun gibi.
Tanıdım seni ey nefs! Otur ve diz çök! Otur ve beni dinle!
Bir aydınlık şafakta kollarında uyandım o en asude zamanın. Sıyırdım kendimi senden... Sıyrıldım her türlü benlikten. Ve şimdi o sultanın intizarında geçen heyecanlı, delikanlı anlarım var sadece. Anlayacağın ne ben varım bu elbiseler içinde, ne de sen.
Çekilip gitmeden zaman örtüsü, çırılçıplak kalmadan mahşeri meydanında günahların; zamanın sultanında bulmalısın yeniden kendini. Arınma vaktin geldi işte; ve sen yeniden doğmalısın zamanda. Dikkat et, doğuş her şey değildir asla. Önemli olan nasıl ve ne olarak doğduğundur.
Hor ve hakir olmadan, ömür kabın dolmadan, tencağızın solmadan; yeniden doğmalısın. Dikkat et doğuş her şey değildir. Dikkat et, nefes alıp vermek sadece senin meziyetin değildir. Üzerine bindiğin merkep, nefesinin buharıyla yüzünü yalarken sen de nefes alıp veren bir kul olduğunu unutmamalısın.
Nefes ve nefis iki aldatıcı yoldaş… Sakın seni aldatmasın bu yalan ikilisi. Sen sonsuzluk yolcusu, geçerken vadilerinden bu ölümlü zamanların, aldanma sakın gerçekte leş olan bu allı pullu yaratıklara!
İşte bak yine geldi Şah-ı Zaman. Ve yürümek vakti bu an. Sonsuzluk Kervanı gidince bu fani mekândan… Ne kalır geride seni durduran. Her derde deva bir iklimdir Ramazan. Aşıkı Maşuka ulaştıran bir buraktır Ramazan.
Ramazan’ın her yıl gelip gitmesine aldanma! Onunkisi bir geliş gidiş değil, görünüp perde arkasına gizleniştir, inan. O zamanlardan bir zaman değil belki sonsuzluğa açılan penceredir ve sonsuzluk penceresi de sonsuz olur ey can!
İşte yine göründü sonsuzluk penceresi. Tekrar bu hakir dünyada çakılıp kalmadan, tüm kapılar yüzüne kapanmadan; giriver sonsuzluğa varan kapıdan.
Ki bu kapı, seni tüm bağlarından koparıp eyleyecek insan. Sensin belki de bu sefer, tüm esaret zincirlerinden azade olan sultan.
Nurullah Gülsever / İnzar Dergisi – Temmuz 2012
Nurullah Gülsever