Bu defa güzelliklerden söz etmek istiyorum, bizzat şahit olduğum güzelliklerden, bir birleriyle bağlantısı olmayan, rast gele güzelliklerden.
Evden çarşıya giderken dikkatimi çekmişti, genellikle otobüsün tek koltuklarından birini seçip oturmuş olurdu güzel bir Müslüman. Selam verdikten sonra isterdim ki birazcık muhabbet edelim. Sonra dudaklarının kıpırdamakta olduğunu fark edince vaz geçerdim, anlardım ki ya Kur’an okuyor veya zikir yapıyor. Sevinirdim onun adına, çünkü dakikalarını güzel değerlendiriyordu.
Çoktandır görmediğim bir dostu İstanbul Fatih’teki bürosunda ziyaret etmiştim. Evinin Başakşehir’de, yaklaşık bir saatlik bir mesafede olduğunu öğrenince üzüntümü belirttim. Fakat üzülmeme gerek olmadığını söyledi, masasının bir tarafında üst üste koyduğu kitapları gösterdi;
“Her gün bu kitaplardan bir veya ikisini bitiriyorum, ayakta kalmamak için otobüse ilk durağında biniyorum” dedi. Şaşırdım, bu defa sadece sevinmedim, doğrusu gıpta da ettim, ne müthiş bir kazançtı bu. Masanın üzerindeki kitaplara bir daha baktım, yüz ila iki yüz sayfa hacmindeydi.
Pandemi maskesini bazı akıllıların güzelce değerlendirdiğinin farkına vardım, mademki ağzımız kapalı, dudaklarımızın kıpırdadığını kimse fark edemiyor, o halde bir yere giderken, bir yerde beklerken kalabalıkların içinde bile bol bol tevhid okuyabiliriz, salâtüselam getirebiliriz, daha da önemlisi Kur’an’dan ezberlerimizi tekrar edebiliriz. Elhamdülillah böyle yapanlardan epeycesine şahid oldum.
“Evinizden burası kaç dakika sürüyor?” diye sormuştum bir kardeşe de, “Bir Yasinlik” demişti, çok hoşuma gitmişti. Elhamdülillah bizim mesafe ölçümüz budur işte. Çünkü “ bir sigara içimi” diyenleri de biliriz.
Evet, beklemek, sıra bekleme, kuyrukta bekleme, numaramızın gelmesini bekleme hayatımızın olmazsa olmazları olduğuna göre dakikalarımızı mutlaka en güzel şekilde değerlendirmeliyiz. Bunun için mutlaka önceden hazırlıklı olmalıyız, bekleyeceğimiz dakikaları az çok tahmin ederek kendimize göre bir plan yapmalıyız, rast gele olmamalıdır.
Okula, işe giderken servislerde, otobüslerde geçireceğimiz zamanın değerlendirilmesinden bahsettim, aslında ondan bir öncesinden başlamalıyız bu işe, yani durakta bekleme dakikalarımızdan. Rabbimizi zikretmek için, tövbe ve istiğfarda bulunmak için, Peygamber Aleyhisselam’a salatü selam getirmek için illaki elimize teşbih alıp seccadenin başında mı olmalıyız?
Biliyorum, hemen akıllı telefonları gündeme getireceksiniz. Fakat hep aleyhinde olmayalım bu zıkkım aletin. Eğer değerlendirebiliyorsak varsın hepimizin elinde kulağında o olsun. Bu konuda öncelikle yapacağımız tek şey var; o bizi kullanmayacak, biz onu kullanacağız vesselam. İyi düşünelim, söz konusu ettiğimiz şu bekleme dakikalarımızda neler yapılmaz ki bir akıllı telefonla. Yeter ki ne yapacağımızı, hangi sitelere girip neleri okuyacağımızı önceden tespit edip kararımızı verelim.
Merkeze bağlı bir köye imam hatip olarak atanmıştı, epeydir görüşemediğimiz kardeşimizi sıfır kilometre reno steyşinden inerken yakaladım. Dikkatimi çekmişti çünkü yakından tanıyordum, böyle bir otomobili alacak durumda değildi, kendisine ait olup olmadığını ve nasıl elde ettiğini sordum:
“Elhamdülillah bana ait hocam” dedi. Sadece sabah namazından sonra uyumadığını, köydeki inek besleyenlerin sütlerini toplayıp şehirdeki bir siteye getirip dağıttığını, saat ondan önce işini bitirip evine döndüğünü söyledi.
Nasıl, güzel bir şey değil mi? Hep ilimden, takvadan örnek vermiş olmayalım, biraz da dünyadan olsun.
Öğrencilik yıllarımda sabah erkenden şehirdeki okulumuza gitmek üzere evden çıktığımda bir şey dikkatimi çekerdi; bir amcamız dağdan bir eşek yükü keven getiriyor olurdu. Hayret ederdim, ne zaman kalkmış, ne zaman Erciyes’in eteklerine gitmiş bu kadar keveni nasıl söküp yükleyip getirmişti. Herkes işine ve okuluna yeni giderken yapıyordu bu işi, ondan sonra da asıl işine başlıyordu.
Kısacası, bekleme dakikalarını değerlendirmesini bilenler ömürlerini de en güzel şekilde değerlendirmesini bilenlerdir.
Mehmet Göktaş
Mehmet Göktaş